Arşiv

Archive for the ‘Bilim’ Category

Bitirdin Beni Balik! Bitirdin…

Kasım 29, 2009 Janos 7 yorum

Darwin 130 yil daha yasasaydi, ustune ustluk bir de Turkce bilse ve Turkiye’nin Devlet Televizyonu TRT’yi izleseydi belki de boyle soylerdi son nefesini verirken… “Bitirdin beni be balik, bitirdin, teorimi bosa cikardin, benim teorime bir dinmiscesine inananlarin inanclarini yiktin….”

Read more…

Aptal Tasarim

Kasım 11, 2009 Janos 27 yorum

BilgeHan Bengi‘nin yazisi

Uçamayan kuslarin kanadi, balinanin islevsiz bacagi, erkeklerin memeleri veya insanlarin kuyruklari. Bunlar akilli bir tasarimcinin isi olamaz! Live Science’in listesini baz alarak hazirladigim en süper gereksizlikler listesini begeninize sunuyorum…

Read more…

Bilginin Demokratiklesmesi ve Gelisim

Eylül 7, 2009 Janos Yorum yapın
Matbaa makinesi - 1811

1811'de yapilmis bir matbaa makinasi

Planet Earth belgesellerinden birisindeydi… Bir yavru balikcil kus, agaclarin dallarina yapilmis derme catma yuvada annesini bekliyor, bir yandan da merakla oldugu yerde kanat cirpiyor, belki de artik ucabilecegini hayal ediyordu. Henuz ucma yetisine ulasamamis olmasina ragmen yine de butun cabasiyla kendini yuvadan asagi birakti.

Timsah acti ve hayatta kalabilmek icin acilen bir av bulmasi gerekiyordu. Yukaridaki kus yuvasinda bir merakli kusun mutlaka hata yapacagina inaniyor, sabirla bekliyordu doganin carkinin donmesini… Iste av, hem de ayagina kadar gelmisti. Caresiz bir kus timsahin acligini biraz olsun yatistirabilecekti.

Anne kus, yavrusuna eminim ki ogut vermek istiyor, yuvanin sinirlari disina cikmamasini tembihlemek icin cirpiniyordu. O, tehlikeyi biliyordu, ama yavrusuna anlatamiyordu. Iste anahtar kelime buydu bizi biz yapan… Biz bildigimizi anlatabiliyorduk. Her yeni jenerasyonla sifir bilgiyle baslamiyorduk hayata. Kusaklar arasinda bilgi akisimi hic durmadan ilerliyor, her kusak bir sonrakinden daha bilgili yetisiyordu. Ama hala bir seyler eksikti.

Read more…

Categories: Bilim, Merak, Tarih

Bilim Kurgunun Peygamberleri

Haziran 23, 2009 Janos Yorum yapın
Onlar gelecekten haber veren yazarlardi. Zamanlarinda belki de deli, cilgin diye nitelendirilmislerdi. Ama hayallerinden hic vazgecmediler ve biz insanlara belki de ilham olacak yazilarini yazdilar. Bazilariysa hayalden de ote, adeta gelecegi yazmislardi. Onlar Bilim Kurgunun peygamberleriydi. Aya yolculuk, denizler altinda yirmi bin fersah, zaman makinesi, dunyalarin savasi gibi kitaplar, denizaltinin yapilisina, uzay yolculuguna esinlenme olurken milyonlarin olumune sebep olan tanklar, atom bombalari gibi yok edicilerin yapilmasina engel olamayacakti. Onlarin tahminleri gelecegin gidisatini degistirdi. Peki bu adamlar nasil olur da kimsenin goremedigini goruyor, boylesine gercekci tahminlerde bulunabiliyorlardi?
Jules Verne bilim kurgunun ilk yazariydi. Wells’le birlikte bilim kurgunun babasi kabul edilen Verne, henuz trenin, buhar makinelerinin en kompleks teknolojik icatlar oldugu zamanlarda yasamis, ama kitaplarinda deniz altinda, havada ve uzayda yolculuktan bahsetmis, 20. yuzyildaki Paris’i anlatirken TV’den, Internet’ten, havalandirma sistemlerinden bahsetmisti. Vernes, o tarihlerin yazarlari arasinda halen en cok okunan yazardi ve Agatha Christie’den sonra kitaplari en cok cevirilen yazar olma unvaniniysa halen surdurmekteydi. Fransa’da Nantes’da 1828′de dogan Vernes’in en buyuk hayali gezmek ve gormekti. Hindistan’a yolculuk yapacak bir gemiye kacak olarak binip yakalandiginda babasi tarafindan feci sekilde dovulmustu ve o gun soyle soylemisti kendi kendine: “Bundan sonra sadece hayallerimde yolculuk yapacagim.”
“From the earth to the moon”, yani Turkce’de bilinen adiyla “Aya Yolculuk, bugune kadar yazilmis en ilahi kitaplardan birisidir. Fransiz bir yazar, insanin aya ayak basmasindan tam 102 yil once, aya gidecek milletin Amerikalilar olacagini (1860′larin Amerika’si), mekigin firlatma yerinin Florida’da Tampa olacagini (NASA’nin gercek yeri Cape Canevral’dan 130 mil uzaktadir), mekigin boyutlarinin gercekten de Apollo CSM ile sasirtici derecede yakin boyutlarda olacagini, mekikte 3 astronot olacagini (Apollo Programinda da gercekten de 3 astronot gonderilmistir), dunyaya donusun Pasifik okyanusuna inisle sonlanacagini ayrintilariyla vermistir. Aracin adini “the Columbiad” koyarken, gercekten de Apollo 11′in kumanda modulunun adi Columbia’dir. Peki Verne nasil olur da bu kadar dogru tahminlerde bulunabilmistir?
Verne, her gun 15 gazete okur ve teknolojiyi cok yakindan takip eder. Yazilari icin referans amacli bilgi kartlari hazirlar (20 bin bilgi karti oldugu bilinir.) 19. yy ortalarinda bilim adamlarinin aya yolculukla ilgili tum tahminlerini takip etmektedir. Ama bilim adamlari dahi bunun nasil yapilacagini tahmin etmezken o gelecegi yazacaktir. Verne’nin bir cok bilim adami ve muhendis dostu vardir. Kuzeni matematikcidir ve Verne ile birlikte yercekimini yenip dunya yorungesine cikmanin nasil olacagini hesaplarlar. Saatte 24,500 mil hiza ulasirsa yercekmini yenebilecegine inanir ve bu gercekten de uzaya giden araclarin hizina cok uzak degildir. Dunyanin hareket eden dinamik bir gezegen oldugunu ve bu hizin da kullanilebilecegini hesaplar. Firlatma bolgesi ekvatora yakin olmalidir ki bu hiz daha iyi kullanilabilsin. Amerika’da bunun icin en uygun eyalet Florida veya Texas olmalidir.
Yapim icin kullanilacak metal kuvvetli ama hafif olmalidir. Bu da aliminyum agirliklidir. Verne’nin yarattigi kapsulun agirligi Apollo 8′in kapsulunden sadece 3 kilo fazladir. Verne, firlatma icin cok uzun bir namlu hayal etmistir. Tipki bir mermi gibi firlatilan roketin aya gidebilecegini hayal etmistir. Boyle bir firlatis yaklasik 1000 g’ye denk duserken roketlerdeyse ivme 6 g civarinda seyreder. Verne’nin firlatis hizinda icerideki astronotlar dumduz olacaktir :)
41 yasinda artik inanilmaz basarili bir yazardir Verne. Nasil bir borsaci boyle basarili olmustur?
Verne once Paris’te oyun yazari olmaya calisir. Basarisizdir. Borsaciligi secer ama isinden nefret etmektedir. Uzaklara kacmak ister ve hayaller kurmaya baslar. 39′da ilk kitabini yazar, ‘Balonda 5 hafta’. Afrikada macera severlerin bir balonla 5 hafta boyunca Afrika kitasinin iclerini kesfedislerini yine muhendis detaylariyla anlatir. Verne bir anda best-seller olmustur. Verne burda durmaz ve gelecegi yazmaya baslar. 1869′a kadar okurlarini Afrika’ya, goge, hatta aya bile goturmustur. Artik denizler altini kesfetme zamanidir. Ve gelecegin denizaltisini yaratir. Denizler altinda gidebilen bir arac fikri zaten mevcuttur, ama patenti alinanlar genelde vantilatorlu tup gibi komik ve mumkun olmayan seylerdir. Verne bunu bir adim oteye goturecek ve Verne’in denizaltisi eletrikle calisacal, henuz Edison’un icat etmedigi ampul benzeri sistemle aydinlatilacak, icinde yatak odalari, yemek odalari, kutuphaneler olacak, hatta yolcularin denizin dibini gozlemleyebilecegi yuksek basinca dayanikli buyuk bir penceresi dahi olacakti. Henuz  okyanusun dibini kimse gormemistir ve Nautilius’a saldiran dev ahtapot gibi deniz canlilari Verne’in hayal gucundeydi sadece. Yillar sonra maceraci bir balik olan Nemo’nun ismine esinlenme olacak denizaltinin kaptani Nemo’nun anlami Latince’de ‘No man’ yani “hic kimse” demekti. Fersah ise yaklasik 4km’lik bir uzunluk olcusuydu. Kastedilen 20,000 fersah derinlik anlaminda degil, denizaltinin katettigi mesafe anlaminda kullanilmisti. Nautilius denizin altindan gemileri tipki Alman denizaltilarinin yaptigi gibi batirabiliyordu. Ha, hatasiz miydi kitap, degildi. Verne’nin bahsettigi derinliklerde hicbir dalgic cikip da yuruyemezdi, ama deniz altinda tuplerle kesifler yapilmasi fikri dahi etkileyici degil mi?
Tarihte hicbir yazar, bilim adamlarina bu kadar sorgulatmamis ve esinlenme kaynagi olmamisti.
Verne yine de yalniz degildi. H.G. Wells de benzer bir yazardi. O da gelecegin savaslarini gorecek ve kitaplariyla insanlari belki de uyarmaya calisakti. ‘Zaman Makinesi’, ‘Dunyalar Savasi’, ‘Gorunmez Adam’ eserlerinden en bilinenleriydi…
Wells, 1866′da Ingilterede fakir bir ailede dogar. 11 yasinda babasi ayagini kirar ve annesi ailenin gecimi icin bir kutuphanede calismaya baslar. Wells burada kitaplarla tanisir.18 yasinda biyoloji okumaktadir. 3 yil sonraysa ‘Zaman Makinesi’ yayimlanmistir ve bilim-kurgu peygamberi unvanini (scientific prophet) unvanini kazanmistir artik. Bildigmiz uc boyut disinda dordunce boyut kullanilarak zaman yolculugu olabilecigini hayal etmistir. Matematikciler bunu tartisirken Kiliseyse 4. boyutun ruhlar olabilecegini soyler :) Siki bir sosyalist olan Wells kiliselerden pek hazetmemektedir. Yillar sonra Einstein, Wells’i dogrulacaktir.
Wells, Verne gibi muhendislik detaylarina girmeden yazar eserlerini. Wells ayni zamanda insanlari bekleyen facialari da yazmaktadir. En buyuk hayali bir dunya devletinin kurulmasi ve insanlarin bagimsiz bir bilim kurulu tarafindan yonetilmesidir. Wells’e gore zayif olanlar tipki tabiattaki gibi olecektir ve guclu ve zeki olanlar hayatta kalacaktir.
Ingilizler 1803′te Tazmanya’ya ayak bastiklarinda daha tas devrinde yasayan yerli halka insan degil de hayvanlarmis gibi yaklasir. Kisa bir sure icerisinde hepsi katledilirken Wells Tazmanyalilarin basina gelenin bir gun tum insanlarin basina gelebilecegini dusunmektedir. Mars’ta dunyadan cok daha gelismis hayat formlari oldugunu hayal eder. Evrimlerine bizden cok daha once baslamis Marslilarin vucutlari sadece kafadan olusmaktadir ve fiziksel islevlerini tamamen makineler kontrol etmektedir. Marslilar dunyalilara gore cok cok gelismistir ve dunyaya geldiklerinde bizi bir maymun gibi gorecek ve ona gore davranacaklardir.
Wells, 1902′ye kadar 6 kitap yazmistir ve artik dunyaca taninan biridir. Yazdigi kisa yazilarda ve kitaplarda gelecekteki savaslari ve insanlari ne gibi tehlikelerin bekledigini yazmaktadir. Ucaklarla havadan yapilan bombalamalari yazdiginda henuz Wright kardeslerin ucmasina 3 yil vardir. Zirhli araclari yazdiginda henuz Almanlar tanki yaratmamistir.  Teknolojinin siyah tarafini gormustu Wells. 1914′te ‘The World Set Free’ kitabinda nukleer savasi yazmis ve ‘atom bombasi’ tabirini kullanmisti. 1935′te ‘Things to Come’ (bizi bekleyenler) yazisini yazar. Almanlarin Londra’yi ucaklarla bombalamisini anlatir. Herkes yukari bakacak ve kendini guvende hissetmeyecek demistir yazisinda. 11 eylulde New York’ta insanlar aynen boyle hissetmisti.
Wells de tipki Verne gibi siki bir sekilde teknolojiyi takip ediyordu. Wells atom bombasini tarif etmis, cikacak isiyi ve radyasyonu minyatur bir volkan patlamasi gibi olacagini anlatmisti. Bir sehrin yarisinin boyle bir patlamayla yok olacagini yazarken adeta Hiroshima’yi anlatiyordu. 1946′da Amerika Japonya’yi bombalamadan once Wells hayata gozlerini kapamisti. Wells’in uyarilari maalesef bosaydi.

Onlar gelecekten haber veren yazarlardi. Zamanlarinda belki de deli, cilgin diye nitelendirilmislerdi. Ama hayallerinden hic vazgecmediler ve biz insanlara belki de ilham olacak yazilarini yazdilar. Bazilariysa hayalden de ote, adeta gelecegi yazmislardi. Onlar Bilim Kurgunun peygamberleriydi. ‘Aya yolculuk‘, ‘denizler altinda yirmi bin fersah‘, ‘zaman makinesi‘, ‘dunyalar savasi‘ gibi kitaplar, denizaltinin yapilisina, uzay yolculuguna esinlenme olurken milyonlarin olumune sebep olan tanklar, atom bombalari gibi yok edicilerin yapilmasina engel olamayacakti. Onlarin tahminleri gelecegin gidisatini degistirdi. Peki bu adamlar nasil olur da kimsenin goremedigini gorebiliyor, boylesine gercekci tahminlerde bulunabiliyorlardi? Read more…

Categories: Bilim, Merak, Tarih

Uzayda Yolculuk

Haziran 16, 2009 Janos Yorum yapın
Yasam icin gerekli kaynaklarin tamamini bir gun gercekten tuketebilir miyiz? Acaba bu sovmen cevrecilerin devamli gundeme getirmeye calistiklari kuresel isinma bir gercek mi? Ozon tabakasi delinse ne olur ki? Peki gercekten de bir gun hayatta kalabilmemiz icin dunyayi terk edip yeni dunyalara acilmamiz gerekebilir mi? Ne kadar haziriz boyle bir duruma?
Bilim adamlarinin ustunde uzlastiklari bir gorus vardir ki o da uzayda yolculuk, atis poligonunda kosarak ilerlemeye benzer. Tabii atis poligonuna cikmadan once gecebilmemiz gereken buyuk bir kuvvet daha vardir. Biz yukari cikmak istesek dahi sanki bacaklarimizdan bize asilir ve gitmemize izin vermez bu kuvvet. Yercekimidir bu asilmasi zor kuvvet. Yorungeye ulastigimizda yercekimini asmisizdir belki ama artik evrendeki gizemli aticilar bizi hedef alarak ates etmeye baslarlar. Buradan da kurtulmayi basardigimzda bu kez gunes hedef alir bizi, yaydigi radyasyonla DNA yapimizi tum gucuyle yoketmeye calisir. Adeta cennetlere gitmemize tanrilar engel olmaktadir. Daha uzaklara gidebilirsek de bizi bekleyen daha nice tehlikeler vardir bu yazida deginecegim…

Yasam icin gerekli kaynaklarin tamamini bir gun gercekten tuketebilir miyiz? Acaba bu sovmen cevrecilerin devamli gundeme getirmeye calistiklari kuresel isinma bir gercek mi? Ozon tabakasi delinse ne olur ki? Peki gercekten de bir gun hayatta kalabilmemiz icin dunyayi terk edip yeni dunyalara acilmamiz gerekebilir mi? Ne kadar haziriz boyle bir duruma?

Bilim adamlarinin ustunde uzlastiklari bir gorus vardir ki o da uzayda yolculuk, atis poligonunda kosarak ilerlemeye benzer. Tabii atis poligonuna cikmadan once gecebilmemiz gereken buyuk bir kuvvet daha vardir. Biz yukari cikmak istesek dahi sanki bacaklarimizdan bize asilir ve gitmemize izin vermez bu kuvvet. Yercekimidir bu asilmasi zor kuvvet. Yorungeye ulastigimizda yercekimini asmisizdir belki ama artik evrendeki gizemli aticilar bizi hedef alarak ates etmeye baslarlar. Buradan da kurtulmayi basardigimzda bu kez gunes hedef alir bizi, yaydigi radyasyonla DNA yapimizi tum gucuyle yoketmeye calisir. Adeta cennetlere gitmemize tanrilar engel olmaktadir. Daha uzaklara gidebilirsek de bizi bekleyen daha nice tehlikeler vardir bu yazida deginecegim… Read more…

Categories: Bilim, Merak

Buyuk Patlama ve Evren

Haziran 11, 2009 Janos 41 yorum

sunGunes… 5500 C derecedeki bu dev alev topu, gunes sistemindeki toplam kutlenin 98.6%’sini sadece kendi basina olusturur. Her saniye 7 milyon ton Hidrojen, enerjiye donusmektedir. 4.5 milyar yasindaki bu alev topu dunyadaki yasamin ana kaynagini olusturur.

Gunes sistemimizi, dunyamiz disinda Merkur, Venus, Mars, Jupiter, Saturn, Uranus, Neptun gezegenleri olusturur. Gunes sistemi, saniyede 215km hizla Samanyolu Galaksisi icerisinde donmektedir.

Samanyolunda, tipki bizim gunesimiz benzeri 200 milyar yildiz daha vardir. Bunlarin 6 milyar tanesi, gunes sistemine benzer gezegen sistemlerine sahiptir.

Evrenin buyuklugunu su ornekle daha iyi anlayabiliriz. Gunes sistemimizin buyuklugu, icinde bulundugu galaksi, Samanyolu’na oranlanirsa, bu tipki bir muzik CD’si ile dunyayi karsilastirmak gibidir. Evrende Samanyoluna benzer 125 milyar galaksi daha vardir.

Read more…

Categories: Bilim, Merak

Mirac Mucizesi

Haziran 1, 2009 Janos 2 yorum

That’s one small step for man, one giant leap for mankind.” (Bu, bir insan icin atilmis kucuk bir adim, insanlik icinse dev bir adimdir.)

Astronot Neil Armstrong, 21 Temmuz 1969′da Ay’da ilk adimini attiginda tarihe gececek bu sozleri soyluyordu. Ne var ki yanildigi bir sey vardi. Bu adimin atilmasina henuz dunyanin tamami hazir degildi. Bir sehir efsanesi gibi buyuyecek dedikodu, Islam ulkeleri arasinda hizla yayilmaya baslamisti bile. Dedikoduya gore Neil Armstrong ve diger astronotlar, ayda yururken muzige benzer bir ses duyuyorlar ve bunun kaynagini bir turlu bulamiyorlardi. Ayin bir atmosferinin olmamasi, sesin ilerlemesi ve canlilar tarafindan duyulabilmesi icin hava, su gibi  ortamlara ihtiyac duyulmasi, bu ortamlardaki molekullerin dalgalar halinde ilerleyebilen ses tarafindan titrestirilmesi gerektigi, bu yuzden vakumdan olusan uzayda sesin kesinlikle duyulamayacak olmasi, konu din olunca onemsizdi. Neil Armstrong’un konusmalarinin bu bolumu NASA tarafindan silinecek, ama Islam ulkelerinin ajanlarindan gizlenmeye calisilan bu sir kacmayacakti. Yillar sonra Misir’da turist olarak gezen Neil Armstrong ayda duyduguna benzer bir melodi duyacak, ve cevresindeki muslumanlara sordugunda bunun ezan oldugunu ogrenip hemen Muslumanligi sececekti. Hayatinin geri kalanini da Lubnan’da gecirecekti. Evet, Islam ajanlarinin hakli olduklari bir nokta vardi. Neil Armstrong gercekten de Lubnan’da (Lebanon) yasiyordu. Ama Amerika Birlesik Devletlerinin Ohio eyaletindeydi bu Lubnan. Saka gibi olan bu iddialarin devamli gundeme getirilmesi uzerine 14 Temmuz 1983′te, Neil Armstrong yazili bir aciklama yapmak durumunda kalacak ve bu iddialarin gercek olmadigini soyleyecekti.

Halen insanin ayak basabildigi en uzak noktadir dunyanin uydusu olan ay. Veya sadece uzaya arac gonderebilen ulkeler boyle dusunurler. Uzaya arac gondermek bir yana, ekonomilerinin %90′indan fazlasi, Amerika ve Ingiltere’nin basi cektigi ulkelerin sirketlerince cikartilan petrole dayali olan ve teknolojiyi sadece batidan satin alabilen Arap ulkeleriyse ayni fikirde degildir. Onlara gore aslinda bundan cok daha buyuk bir yolculugu yasamistir insanoglu. Hem de bundan 1400 yil once… Hem de kanatli bir atla. Uzay yolculugunu at sirtinda gerceklestiren, Neil Armstrong gibi soguktan korunabilmek ve nefes alabilmek icin, diger astronotlarla ve merkezle konusabilmesini saglayabilmesi icin telsizlerle ve ozel kiyafetlerle donatilmayansa, ugruna kainat yaratilan Muhammed’in ta kendisidir. En buyuk mucize olarak anlatilir Islam alimlerince bu olay. Mirac’tir adi bu mucizenin. Ulkemizde de o gece muslumanlar camilere dolusur, namaz kilar, dualar eder bu mucizeyi anmak icin. NASA belki de once acip Kuran’i okumalidir, aya insan gonderebilmek icin milyarlarca dolarlik yatirim yapip, yillarca suren arastirmalar yapacagina…

Read more…