Başlangıç > Dinler > Buyuk Patlama ve Evren

Buyuk Patlama ve Evren

Haziran 11, 2009

sunGunes… 5500 C derecedeki bu dev alev topu, gunes sistemindeki toplam kutlenin 98.6%’sini sadece kendi basina olusturur. Her saniye 7 milyon ton Hidrojen, enerjiye donusmektedir. 4.5 milyar yasindaki bu alev topu dunyadaki yasamin ana kaynagini olusturur.

Gunes sistemimizi, dunyamiz disinda Merkur, Venus, Mars, Jupiter, Saturn, Uranus, Neptun gezegenleri olusturur. Gunes sistemi, saniyede 215km hizla Samanyolu Galaksisi icerisinde donmektedir.

Samanyolunda, tipki bizim gunesimiz benzeri 200 milyar yildiz daha vardir. Bunlarin 6 milyar tanesi, gunes sistemine benzer gezegen sistemlerine sahiptir.

Evrenin buyuklugunu su ornekle daha iyi anlayabiliriz. Gunes sistemimizin buyuklugu, icinde bulundugu galaksi, Samanyolu’na oranlanirsa, bu tipki bir muzik CD’si ile dunyayi karsilastirmak gibidir. Evrende Samanyoluna benzer 125 milyar galaksi daha vardir.

Evren cok buyuktur. Ve hizla genislemektedir. Eger evren genisliyorsa, bu demektir ki evren dun, bugun oldugundan daha kucuktur. Onceki gun de, dun oldugundan. Bu sekilde milyarlarca yil geriye gittigimizi varsayarsak evren o kadar kucuk olmalidir ki, sonunda bir atom bile evrenden daha buyuk kalir. Cok kucuk ve cok yogun, dinamik bir kutlecik… Ama birseyler olmustur ve evren hizla genislemeye baslamistir. Peki ne olmustur?

Bir anda tipki bir havai fisek gibi bir patlama olur ve evren hizla genislemeye baslar… Iste hersey boyle baslamistir. Buna “Big Bang” yani “Buyuk Patlama” deriz. Buyuk Patlama teorisiyse bir gecede ortaya cikmamis, binlerce yil boyunca insanoglunun topladigi bilgiler isiginda bulunmustur bu gercek. Insanoglu bu gercegi hep hayal etmis ve bulmaya calismistir. Basini kaldirip goge her baktiginda merakla doludur gozleri.

Ilk insanlar gokyuzune baktiklarinda hayat veren gunesi gorurler. Geceleriyse ayi ve yildizlari… Mevsimlerle dunyanin cehresinin nasil degistigini gozlemlerler. Insanlarin hayatta kalabilmeleri icin cevrelerini ve dogayi anlayabilmeleri gerekir. Gozlem evleri veya teleskoplar henuz yoktur. Yapimi halen gizemini koruyan ama tarihcesi M.O. 3100 yillarina kadar uzanan StoneHedge, henuz teknolojiyle tanismamis insanlarin gokleri anlayabilmek icin insa ettikleri bir gozlem evidir. Ingiltere’de dolastigimda beni hayretlere dusuren bu yapinin gizemiyse basli basina bir yazi konusudur. Meksika’daki muhtesem Maya yapimi Chichen Itza’nin da insa sebeplerinden en onemlisi gokyuzunun daha iyi gozlemlenebilmesidir.

Stonehenge

Stonehenge

Chichen Itza Castillo

Chichen Itza Castillo

Dunyanin daha baska yerlerinde de insanlar gogu anlayabilmek icin solar gozlemevleri yaparlar. Mayalar gibi Sumerler de gokyuzu gozlemlerini yapar ve takvimi kesfederler.

Cozulmesi gereken ilk sey, hayat veren gunestir. Tarimi kesfeden insanlar ne zaman ekmeleri, ne zaman hasat yapmalari gerektigini ogrenirler. Gokyuzunu gozlemleyen eski insanlar gokleri bolgelere ayirirlar. Gordukleri yildizlarin dizilislerinden benzetmeler yaparak astrolojiyi bulurlar. Bu sayede cennetlerin ve tanrilarin bizim icin cizdikleri kaderlerimizi anlamaya calisirlar. Bazilarimizin gunluk gazetelerde okudugu fallar ve burclar iste bu ilk insanlar tarafindan bulunmustur ve halen cogumuz tarafindan gercekligine inanilmaktadir. Tabii ki cogu zaman yapilan bu basit gozlemler yanlis anlamalar dogurur. Dunyanin duz olmasi ve cennetlerin merkezinde olmasi karari gibi… Ama insanlarin bilgi acligi ve meraki hicbir zaman tukenmez. Eski Yunan, gunes ve ay ustune yogunlasir. Golgelerin boyuna dayanarak yaptiklari hesaplamalarla dunyanin buyuklugune 10% hata payiyla ulasabilirler.. Gunes ve ayin tanri olduguna karar verir ve geriye kalan yildizlar icin de tanrisal benzetmelerde bulunurlar. Yildizlari ikiye ayirirlar. Hareket edenler gezegendir, sabit olanlarsa diger gok cisimleri. 5 gezegeni ciplak gozle gozlemleyi basarir ve isimlendirirler de.  Hepsi de tanri olarak atanan bu gezegenlerin isimleri Merkur, Venus, Mars, Saturn ve Jupiterdir. M.O. 4. yuzyilda, Aristo der ki, dunyamiz evrenin merkezindedir, gunes ve diger gok cisimleriyse dunyanin cevresinde donerler. Evrense buyuk bir kure gibidir…

16. Yuzyila kadar din adamlarinin kontrolundedir yeni bulgular. Yani tahmin edeceginiz uzere hicbir gelisme olmamistir insanin evren hakkindaki bilgisinde. Polonyali matematikci ve astronom Nicolaus Copernicus ortaya cikip gunesin evrenin merkezi oldugunu, cennetlerin gunesin cevresinde dondugunu ispatlayana kadar. Artik “Heliocentrism”, yani gunes merkezcilik vardir. Kiliseler bu bulguya siddetle karsi cikacaktir. Copernicus bu bulusunu aciklamak icin olum dosegine dusene kadar bekler. Peki, Tanrinin yarattigi dunya nasil olur da merkezde olmaz? Ama artik degisim baslamistir ve kiliselerin bunu durdurmasi imkansizdir. Alman matematikci ve astronom Johannes Kepler, ayni donemlerde gezegenlerin eliptik hareketlerini formule edecek ve dunyanin gunes cevresindeki donusu artik kesinlik kazanacaktir. Gezegenlerin eliptik rotalari boyunca gunese yaklastiklarinda hizlandiklari, uzaklastiklarindaysa yavasladiklari artik astronomlar tarafindan kabul gorur. Kepler, daha sonra da Galileo Galilei’ye ilk teleskopu yapmasinda yardim edecek ve adini olumsuzler listesine yazdiracaktir. Yalniz cevaplanamayan yeni soru artik farklidir: Gezegenlerin hizi gunes tarafindan nasil olur da etkilenebilir?

Galileo Galilei

Galileo Galilei

17. YY, Italyan fizikci, matematikci ve astronom Galileo Galilei, Copernicus ve Kepler’in teorilerini alir ve dogrulugunu daha once hicbir insanoglunun goremedigi bir sekilde gormeyi basarir. Galilei bir tup icerisine yerlestirdigi iki mercekle cisimleri 30 kat daha yakin gorebilir. Artik aydaki kraterler, jupiterin uydulari, saturnun dev kulaklari, venusun bizim ayimiz gibi girdigi haller, venusun gunesin cevresinde donmesi… Galilei artik 100% emindir ki merkezde gunes vardir. Galilei gercegi aciklar. Kiliselerin dunya merkezli dogmasi artik son bulmustur.  Kilise ve dinler tehdit altindadir. Galilei de tehlikededir. “Incil bize cennete nasil gidecegimizi soyler, cennetin nasil gittigini degil” diyerek Kiliselerin belki de yumusamasini saglamak ister. Galilei kitabini yayimladiginda kilise artik suskun degildir ve Galilei hayatinin geri kalanini ev hapsi cezasiyla tamamlayacaktir.

Galilei’nin aklini kurcalayan sorunun cevabini bulmayaysa oldukca yaklasmistir. Gunes nasil olur da cevresindeki gezegenlerin hareket etmesine sebep olabilir? Galilei, yaptigi deneylerle, kutlelerine bakmaksizin, yere dusen herhangi iki cismin ayni hizla ivmelendigini tespit etmistir. Ama bunun anlamini bulacak olansa tarihe ismini yazdiracak bir baska bilim adami Newton’dur.. Gezegenlerin hareketini de, elmalarin hareketini de o aciklayacaktir. 🙂

Isaac Newton

Isaac Newton

Stephen Hawking’in deyimiyle “modern bilim”in dogusunu borclu oldugu Galilei’in bulgularini pekistirecek yeni bilim adamlari icin dunyanin daha fazla beklemesine gerek kalmamistir. Artik kivilcim cakilmistir ve Ingiliz fizikci, matematikci, astronom, kimyager ve filozof olan “Sir Isaac Newton”, yere dusen elmalar gibi gezegenlerin de aslinda dustuklerini, buna sebep olanin da yercekimi oldugunu kesfedecektir.

1687’de yayinladigi kitabinda Newton yercekimini, 3 Newton hareket yasasini anlatmis, tarih boyunca en etkili bilimsel eserlerden birisi olan kitabiyla heliocentrism uzerinde kalmis en ufak supheyi dahi ortadan kaldirmistir. Sonraki ucyuzyil boyunca Newton yasalari herseyin temelini olusturcak, Newton da halen bilim adamlari tarafindan bilim tarihine gelmis gecmis en buyuk etkiyi yapmis bilim adami secilecektir. Dunyanin seklini dahi yercekimi gucune dayanarak hesaplayan Newton, birbirini ceken objelerin ne kadar yakinlarsa o kadar kuvvetli cektiklerini tespit ettiginde belki de Galilei’nin hayatta olup bunu ogrenebilmesini gecirmistir aklindan. Peki gunes de hareket ederse, dunyanin hareketi nasil tanimlanabilir, boyle bir sey mumkun mudur? Bu sorunun cevabiysa 200 yil sonra bir baska Alman bilim adamindan gelecektir.. Einstein, evreni yeniden tanimlayacaktir..

Einstein 1921

Einstein 1921

Einstein 1879’da dogar. Ailesiyle Almanya ve Italya’da yasar ve egitimini Isvicre’de tamamlayarak bir patent ofisinde calismaya baslar. Einstein evreni dusunmektedir. Evrenin sonsuz olmamasi gerektigi kafasinda yavas yavas oturmaya baslamistir. 1905’te relativite teorimini, uzay ve zamani aciklayan bulgularini yayimladiginda fazla ciddiye alinmasa da yillar sonra Einstein yuzyilin insani kabul edilecektir. Einstein’a gore uzay ve zaman ayri seyler degil aksine ayni seydir. Uzay-zaman ornegini kumasa benzetir. Kumastaki enine atkilar uzayi olustururken boyuna atkilarsa zamani olusturur. Yercekimiyse yatay olarak gerilmis bu kumasin ortasina birakilan bir bowling topunun etkisine sahiptir. Kumasin seklini bozar ortaya dogru tilt olmasina sebep olur. Ayni kumasa daha sonra atilan bilardo topuysa yuvarlanarak ortadaki bowling topuna dogru yonlenecektir. Kumasin sekil bozuklugu, yercekiminin (yani ornegimizdeki toplarin) kutlesiyle orantilidir. Obje ne kadar buyukse kumas o kadar bozulacaktir. Einstein bununla da kalmaz ve isigin dahi yercekiminin gucunden kacamayacagini one surer. Gunes tutulmasinda ayin arkasinda kalan gunesin bir halka seklinde gozukmesinin sebebi yer cekimiyle rotasindan sapan isigin ta kendisidir. Einstein artik superstardir. New York’ta adim basi kendini durduran ve relativite teoremini soran insanlardan kurtulmak icin kendisinin hep Einstein’a benzetildigini soyler ve bir tebessumle uzaklasir. 1921’de Nobel odulu kazanan Einstein para odulunun buyuk kismini bosandigi esine kaptiracak, kalanini da yaptigi hatali yatirimlar sonucu kaybedecek, ekonomi konusunda cok da zeki olmadigi ortaya cikacaktir. 🙂 Genel relativite teorisinin dogurdugu sonuc sudur: Evren ya genislemektedir veya kuculmekte… Ama bu teoriye gore butun kutlelerin birbirine yaklasmasi gerekmektedir. Peki bunu durduran nedir? Einstein teorisinde, cisimlerin birbirlerini ceken yercekimi gucu gibi, dengeleyici bir iten gucun de oldugunu savunur. Bunun icin kozmolojik bir kat-sayiyi da denklemine dahil eder. Evren statik olmalidir. Einstein bu kez hatalidir. Evren statik degildir. Relativite teoremi evrenin genisledigini coktan ispatlamistir bile.

Father_Lemaitre

Lemaitre

Edwin Hubble

Edwin Hubble

Iste bu, buyuk patlamayi akla getirir.. Biz nereden geldik? Bu soru binlerce yil din adamlari tarafindan aciklandi. Bu yolda bilim ve din hep catisma halindeydi. Evren hep yoktu. Bir zamanlar bir baslangic vardi. Lemaître, Einstein’in genel relativite teoremini kozmonolojiye uyarlayarak “Buyuk Patlama” lafini ilk kez kullandiginda Einstein Lemaître’ya “matematik hesaplamalarin dogru ama fizik denklemlerinin kabulu mumkun degil” diyecektir. Lemaître, iddiasindan vazgecmez. 1925’te Lemaître’nin “buyuk patlama” ve o surecten beri evrenin genislemesi fikri kabul gormeye baslar. Hubble bu fikri oldukca benimsemis ve samanyolundan baska galaksilerin varligini ispatlamaya koyulmustur. Hubble evrenin buyuklugunu hesaplamak ister ve teorisi sudur. Yildizlarin parlakligini olcebilirse uzakligini da hesaplayabilir. Tipki tuneldeki bir trenin isiginin tren yaklastikca yogunlasmasi gibi… Ve nihayet Hubble, ismini olumsuz yapacak gozlemini yapar. Samanyolu, milyarlarca galaksiden sadece biridir. Hubble’in farkettigi bir sey daha vardir. Diger galaksiler gittikce uzaklasmaktadir. Yani evren tipki Lemaître’nin de soyledigi gibi genislemektedir…

Hubble galaksilerin hizini hesaplayarak evrenin yasini tespit edecegini farkeder. Eger bu hizla ilerliyorlarsa sifir noktasini de bulabilmelidir. Evrenin yasini 2 milyar olarak hesaplar. Hesap yanlistir ama Hubble dogru iz uzerindedir. Ingiliz astronom Fred Hoyle, periyodik tabloyu temel alan yeni bir teoriyle ortaya cikar. Hoyle’ye gore evrenin baslangici yoktur ve durgundur. Buyuk patlama diye bir sey sozkonusu dahi olamaz. Artik carpisan iki gorus vardir. Hep var olan ve durgun evrenle buyuk patlamayla olusan ve genisleyen dinamik evren.

Bilim adamlari merak etmeye ve sorgulamaya devam eder. Sorulacak yeni soruysa sudur: Eger buyuk patlama varsa, ilk patlamanin yarattigi sicaklik ve radyasyon hala olculebilir olmalidir. Ama 1940’larda bunu dogrulayacak teknoloji henuz mevcut degildir. 1960’larda yepyeni bir tespit ortaya cikacaktir. Kozmoz aslinda bize cevabi hep fisildamaktadir. Ama biz dinlemeyi bilmedigimiz icin duyamayiz. 1965’te bilim adamlari radyasyonu olcebilecek duruma gelmislerdir. Buyuk patlamayla olusan isinin devami radyasyonda saklidir. Bilim adamlari, dev bir anteni uzaya cevirip dinlemeye basladiklarinda bir  cizirtiyla karsilasirlar. Tipki radyoda olmayan bir kanalda bizim duyabilecegimiz cizirti gibi. Once birseylerin hatali oldugunu dusunurler. Bu enteresan ses nedir ve nereden gelmektedir? Fikir uretemez bilim adamlari… Oysa cevap cok basittir. Bu ses heryerden gelmektedir. Bu aslinda evrenin sonsuz yasta olmadiginin da acik bir kanitidir. Hoyle’in durgun evren teorisi artik cope atilmistir. Sadece buyuk patlama vardir. Ilk patlamayla Hidrojen ve helyum olusurken daha sonra nitrojen, karbon gibi daha agir maddeler olusacaktir. Hoyle 2001’de oldugunde hala buyuk patlamanin olamayacagina inanmaktadir. Ama bu gorusunde maalesef yalniz kalmistir. Buyuk patlama bir gercektir. Ama cevaplanamamis yeni sorular vardir ve sorun tipki evren gibi hizla genislemektedir.

Uzayda sicaklik degismez. Bu kadar genis bir alanda sicaklik nasil olur da dengede olabilir? Soguk bir suyla dolu bir su kabina bir bardak sicak su doktugunuzde bir sure sonra isi dengesi olusabilecegi gibi evrende de denge olusabilir, yalniz sorun sudur: Bunun icin zaman gerekir ve evren, bu dengenin saglanacagi kadar yasli degildir. Iste o zaman Einstein’in “hicbir sey isiktan daha hizli olamaz” teorisini sorgulanir hale getirecek yeni bir teori atilir ortaya. Evren, buyuk patlama ile patladigi andan itibaren o kadar hizli genislemektedir ki, isi hic degismemis, genisleme hiziysa isik hizindan daha fazladir. 2003’teyse teoriler yerini gercege birakacaktir.

Evrenin ilk hali olan, atomun kucuk bir yuzdesi buyuklugundeki dinamik, sicak ve yogun baloncukta doganin 4 gucu de mevcuttu. Yercekimi, elektromanyetizm, zayif nukleer kuvvet, guclu nukleer kuvvet… Hepsi bir arada super gucu olusturuyordu. Aniden yercekimi bu super gucten kopmus ve evren bir anda genislemeye baslamisti. Evren genisledikce de soguyordu. Patlamadan 3 dakika kadar sonra evrenin sicakligi 100 milyar Fahrenheit dereceye dusmustu bile. Atomlarin olusabilmesi icin yeterince soguk bir ortamdi bu. Ilk olarak hidrojen olustu. Hidrojenler birleserek helyumu olusturdu. Bir milyar yil sonra yildizlar sekillenmeye baslamis ve nitrojen, oksijen, karbon gibi agir ve yeni elementler olusmustu artik. 9 milyar yil sonra fuzyonla yildizlar olusacak, cevredeki toz bulutlari da gezegenleri olusturucakti. Bu gezegenlerden birinde sicaklik, su ve atmosfer olusturacak kosuldaydi ve nihayetinde bu mavi gezegenin yuzeyinde sivi halinde su olusmustu bile. Suyun altindaysa kimyasal reaksiyonlarla hayat formlari cikti ortaya. Sonra uzun surecek bir evrim sureci bekliyordu bu tek hucreli hayat formlarini. Iste bu bizim hikayemizdi. Bu, bildigimizi dusundugumuz seydi. Bu dusuncemizse her gecen gun yeni bilgilerle zenginlesmekteydi. Bunlarin hicbirini bize kutsal kitaplar ogretmedi. Ama bulgularini delillerle sunabilmek icin hayatlarini adayan ve merak etmekten hic vazgecmeyenler ogretti.

IlkCozulmesi gereken ilk sey, hayat veren gunestir. Tarimi kesfeden insanlar ne zaman ekmeleri, ne zaman hasat yapmalari gerektigini ogrenirler. Gokyuzunu gozlemleyen eski insanlar gokleri bolgelere ayirirlar. Gordukleri yildizlarin dizilislerinden benzetmeler yaparak astrolojiyi bulurlar. Bu sayede cennetlerin ve tanrilarin bizim icin cizdikleri kaderlerimizi anlamaya calisirlar. Halen gunluk gazetelerde okudugumuz fallar ve burclar iste bu ilk insanlar tarafindan bulunmustur. Tabii ki cogu zaman yapilan bu basit gozlemler yanlis anlamalar dogurur. Dunyanin duz olmasi ve cennetlerin merkezinde olmasi karari gibi… Ama insanlarin bilgi acligi ve meraki hicbir zaman tukenmez. Eski Yunan, gunes ve ay ustune yogunlasir. Golgelerin boyuna dayanarak yaptiklari hesaplamalarla dunyanin buyuklugune 10% hata payiyla ulasabilirler.. Gunes ve ayin tanri olduguna karar verir ve geriye kalan yildizlar icin de tanrisal benzetmelerde bulunurlar. Yildizlari ikiyedfsdf ayirirlar. Hareket edenler gezegendir, sabit olanlarsa diger gok cisimleri. 5 gezegeni ciplak gozle gozlemleyi basarir ve isimlendirirler de.  Hepsi de tanri olarak atanan bu gezegenlerin isimleri Merku, Venus, Mars, Saturn ve Jupiterdir. M.O. 4. yuzyilda, Aristo der ki, dunyamiz evrenin merkezindedir, gunes ve diger gok cisimleriyse dunyanin cevresinde donerler. Evrense buyuk bir kure gibidir.
Kategoriler:Dinler
  1. Abdullah TUNA
    Haziran 12, 2009, 6:33 am

    sevgili dostum yazını hiç sıkılmadan okudum. Aklıma bişey takıldı. evren daha oluşmamışken ortalıkta hiçbirşey yokken boşluk kendi kendine “bi büyük patlama yapıyımda evren oluşturuyum” nasıl diyebiliyor? ayrıca daha zaman bile yoktur. yani büyük patlamanın başlamasıyla zaman başlar. peki zamanın başlaması için geçen zaman nasıl geçicek 😀 (sanırım bu sorunun yanıtını cern deneyi bize verecektir beklemekte fayda var) bir başka husus da eğer evren ışık hızından düşük bir hızla genişliyorsa bu teknoloji yardımıyla evrenin dışına çıkabileceğimiz anlamına gelir. (çok ilginç olucak :D) Bir zamanlar ısaac newton un hayatını okumuştum. bir dönem ısaac newton incili incelemeye başlamıştır ve birbiriyle çelişen, mantığa uymayan birçok hata bulmuştur fakat kilisenin insanlar üzerindeki etkisi çok büyük olduğu için korkudan çok uzun bir süre kimseye açıklayamamıştır. söyleyeceklerim bu kadar yazılarınızın devamını diliyorum kolay gelsin…

  2. Doctor
    Haziran 13, 2009, 7:08 pm

    Guzel yazi eline saglik . Bilim adamlarina peygamber deselerdi rahatlikla kabullenirdim .

  3. Jesus
    Ekim 24, 2009, 2:25 am

    “Evrenin ilk hali olan, atomun kucuk bir yuzdesi buyuklugundeki dinamik, sicak ve yogun baloncukta doganin 4 gucu de mevcuttu. Yercekimi, elektromanyetizm, zayif nukleer kuvvet, guclu nukleer kuvvet… Hepsi bir arada super gucu olusturuyordu. Aniden yercekimi bu super gucten kopmus ve evren bir anda genislemeye baslamisti.” demişsin.
    1) Evrenin ilk hali olan şey nasıl oluştu?
    2) Yerçekimi nasıl olduda bu süper güçten kopmaya karar verdi?
    3) Evren genişlemeye başladığında neden tek bir yıldız yerine milyonlarcası oluştu?
    Ben bir ateistim ve bunlar aklımı kurcaladı, cevabını verebiliyorsan sevinirim.

  4. Abdullah TUNA
    Kasım 7, 2009, 12:25 pm

    güzel bir açıklama olmuş ama maalesef yazının sonunda belirttiğin gibi yeterli değil işin kötü tarafı insanlar bununla nasıl yetinebiliyorlar? Ebu hanife olaya giriş yapmış bi yere kadar getirmiş ordan devam ettirsenize kardeşim aradan o kadar yıl geçmiş ama bi türlü ilerleme kaydedememişiz ama tabi bu konulara kafa yormaya başlayınca delirmeyi de göze almak gerek 🙂

  5. Abdullah TUNA
    Kasım 8, 2009, 1:38 am

    sevgili dostum yanıtla sekmesini yukarda bulamadığım için cevabı buraya yazıcam vasıf olarak yazmıştır hüküm olarak değil demiş ebu hanife işte ben buna yetersiz diyorum Allah ın neyi nereye yazdığının hiç bir önemi yok sonuçta o herşeyi hiç yaratmadan önce vasıf olarak da biliyor hüküm olarak da o zaman herşeyin vasfı ve hükmü önceden belli yani ne yapacağımız özgür irademizle neyi seçeceğimiz biz hiç yaratılmadan önce belli sonra biz yaratılıyoruz tabi mecburen Allah ın bildiği hükümde yaşıyoruz aksi takdirde ALlah ın bilgisi yanlış çıkar ve sonunda biz yanıyoruz eğer hükmünü bilmiyo sadece vasfını biliyosa Allah herşeyi bilmiyordur. Böyle birşey nasıl olabilir??

  6. Sibirya
    Kasım 8, 2009, 10:40 am

    Mantik ustu olduguna inandigin yaratiktan bahsederek mantik yurutmen cok komik arkadasim. Kalkip mantik yaparak kaderi acikliyosun, sonra da mantik ustu yaratik diyosun. O acikladigin kaderi kuranda hangi ayete dayanarak acikladin bi de onu soyle. Oncelikle bi karar ver. Ya mantigi secersin, ya dogmayi. Sen mantik yurutuyosun, sikistigin yerde de mantik ustu diyip kiviriyosun. Mantikli guzel secimi sen yaparsin umarim, kalkip da bi ateiste mantiktan bahsetmezden evvel…

  7. Abdullah TUNA
    Kasım 8, 2009, 1:10 pm

    ayrıca senin dediğine göre bizim mantığımızı falan yaratanda Allah o halde bizi “kendisini” anlayamayacak bir mantıkla yaratmasındaki amaç neydi? “dur şunları beni bi türlü anlayamayacakları bi kafayla yaratıyımda mal gibi kalsınlar dünyada” mı diyordu 😀 tabiiki zaman kavramını Allah’a izafe edemeyiz diyceksin başka da çaren yok daha önceden söylediğim gibi ama başka bir çarenin olmaması onun öyle olduğu anlamına gelmez kanıt gerekiyor. eğer ki ortaya bir iddia atılıyorsa kesinlikle MANTIKLI bir kanıtla desteklenmelidir “bu böyle olmalı başka çaresi yok” demek asla bir kanıt değildir. saygılarımla

  8. NoName
    Kasım 8, 2009, 3:58 pm

    Değerli kardeşim Özgürlük doğru söylemiş,
    Allah’ın hem zâtı ezelî, hem de sıfatları…
    Bizim ise zâtımız ve sıfatlarımız sonradan yaratılmış… Elbette biz onun ne zâtını, ne de sıfatlarını lâyıkıyla bilemeyiz, ezelî ve zamandan münezzeh oluşunu hakkıyla kavrayamayız… Nasıl kavrayabiliriz ki, henüz zamanın ne olduğunu bile anlamış değiliz!..

    Zaman nedir? Nasıl bir şeydir? Aynı anda o nehir içinde her şey akıyor, ama niçin her birine farklı tesirleri oluyor?.. Çocukları gençliğe tırmandırırken, olgunları ihtiyarlığa, ihtiyarları da ölüme sürüklüyor. Bu nehir aşağı doğru mu akıyor, yukarı doğru mu?

    Şair, haklı olarak soruyor:
    Nedir zaman nedir?
    Bir su mu, bir kuş mu?
    Nedir zaman, nedir?
    İniş mi yokuş mu?

    Biz zamanla kayıtlıyız. Dünümüz var, yarınımız var. Bunlar, ömür denilen hayat süresinin safhaları… Lâkin, bu safhalar hep nispî, yâni birbirine göre bu isimleri alıyorlar… Bu günümüz, yirmi-otuz saat kadar önce, “yarın” diye yâd ediliyordu. Sabaha çıktığımızda ondan söz ederken, “dün” diyeceğiz. Geçmiş ve gelecek zaman da dün ve yarından farklı değil. Her gün, her saat, hatta her an ayrı bir âlem… Belli bir anda kâinatta cereyan eden bütün hâdiseler, bir an öncesine ve bir an sonrasına göre farklı tablolar meydana getiriyorlar. Öyleyse, her an bu âlemde ayrı bir levha sergileniyor…

    İşte zaman, sıra sıra dizilen bu tablolarda okunuyor, yahut, bu tablolar zamanın içinde dokunuyor. Zaman hakkında çok şeyler söylenmiş. Mâhiyeti ne olursa olsun, gerçek şu ki, varlıkların hareketleriyle, seyirleriyle, konup göçmeleriyle ilgili bir kavram olan zaman, bütün âlemlerin Rabbi ve Hâlıkı için söz konusu olamaz. O, yaratılmış ve yaratılacak bütün eşyayı, ezelî ilmiyle bilir.

    Âyet-i Kerime’de ne güzel buyurulur:

    “Yaratan bilmez olur mu? O lâtiftir, her şeyden haberdardır.”
    ( Mülk Sûresi, 14 )

    Bir kitaba bakan insan düşünmeli ki, bu kitaptaki her kelime, her satır, her harf yazılmış. O halde bunları yazan zât, yazı cinsinden olmayan, kelimeye, harfe benzemekten münezzeh birisi olmalı!..

    Şu dünyamız, şu bütün insanlar, hayvanlar, bitkiler zaman nehrinde durmadan akıyorlar… Ölüme, kıyamete doğru yol alıyorlar. Bu nehri akıtan zât, elbette zamandan münezzehtir. Yâni, onunla bağlı ve kayıtlı değildir. Ve bu nehirde akanların hiçbiri, zamandan münezzeh olmayı lâyıkıyla bilemez.

  9. Abdullah TUNA
    Kasım 9, 2009, 7:21 am

    bak yine tanrının zamandan münezzeh olduğuna dair kanıt göstermemişsin hala “zamanı yaratan tanrı zamandan münezzeh olmalı çünkü başka türlü olamaz” mantığıyla ilerliyorsunuz. hayır kardeşim başka türlü olabilir buyrun size tanrının olmadığı ve zamandan münezzeh herhangi bir yüce yaratıcının olmadığı bir evren modeli: evren sürekli bir noktadan başlayarak genişliyor ve daha sorna daralıp yeniden bir nokta oluyor ve nokta yok oluyor fakat yok olmadan önce bir sonraki bigbangi tetikleyecek birşey bırakıyor arkasında ve ondan yeniden bigbang oluyor ve yeniden genişliyor evren sonra tekrar daralıyor ve bu döngü sonsuzdan gelip sonsuza gidiyor. bu evrende gezegenlerden birinde yaşamı oluşturcak koşullar sadece bir süreliğine sağlanıyor ve yaşam oluşuyor yaşam oluştuktan sonra zaten gerisini evrim hallediyor ve bu yaşamı oluşturcak koşullar bir süre sonra kayboluyor ve yaşam bitiyor. evren bigbangden başlayıp tekrar o küçük nokta haline kadar geçen zaman içinde çok kısa bir süreliğine çok küçük bir gezegende oluşuyor yaşam hepsi o kadar. belki daha önce ve daha sonra başka gezegenlerde de yaşama uygun koşullar olmuştur ve onlarda da yaşam başlamıştır bunu bilemiyorum. şimdi diyceksiniz ki bu hassas ayar nasıl tesadüfen oluşuyo? bi kere o hassas ayar falan değil kardeşim dünyayı güneşten birazcık uzaklaştırsak yaşam biter birazcık yaklaştırsak yaşam yine biter deniliyor hayır kardeşim biraz uzaklaştırsak eet şu anda bizim yaşamımız bitecektir ama o şartlara uygun yeni yaşamlar başlayabilir ayrıca dünyanın güneş çevresindeki yörüngesinde bile sürekli sapmalar olduğunu biraz astronomiyi araştıran herkes bilir. ayrıca güneş sürekli olarak böyle değil yakıtı bitmeye başlayınca bu yaşam aralığı da dünyanın ötesine geçicektir ve dünya acayip sıcak hale gelicek ve elbet bir gün bu yaşam aralığı marsa denk gelicek ve orda da yaşam oluşabilecek koşullar var olacaktır yani bu kasti olarak ayarlanmış bir ayar değildir. ayrıca evrende milyarlarca galaksi var her galakside milyarlarca yıldız var her yıldızın çevresinde de ortalama 10 gezegen dolaşsa toplam kaç gezegen ediyor milyar*milyar*10 ve bu ayarın tutma olasılığı 1/milyar*milyar*10 gibi birşey olacaktır ki tek bir gezegende bu ayar tuttuysa bunu olasılıkla hiç tanrıya ihtiyaç olmadan açıklamak çok kolay oluyor yani bu ayarı tutturamayan sürüyle gezegen var etrafta ve dünyamız sadece kısa bir süre için bu ayarda durmaktadır. Şimdi şunu açıkca belirtmek isterim ki: bu söylediklerimi doğrulayacak hiçbir kanıt yoktur. bunlar sadece tanrıya alternatif olarak sunulmuştur. zaten tanrının da kanıtı yok ve “başka türlü olamaz” dendiği için başka türlü olabileceğini gösterdim size iki görüşünde kanıtı yok ama bu görüş tanrıyı yıkmaya yeterlidir. İnsanlara sahipsiz olduğumuz yaratıcısız olduğumuz ve öldükten sonra yok olacağımız gerçeği çok mantık dışı gelir neden çünkü biz diğer canlılara göre acayip derecede gelişmişiz ve bu kadar gelişmiş bir varlığın sahipsiz olması düşünülemezdi bizim için ama gelin görün ki bir tanrı varsa muhtemelen hepimizden daha gelişmiş olacaktır ve sahipsiz olacaktır yani gelişmiş olan sahipsiz olabiliyor o halde insan neden olmasın. şimdi diyelim herşey senin dediğin gibi ve biz öldük diğer tarafa gittik tanrı hesap soruyo bana geliyor nie inanmadın diyo bende diyorum ki çok araştırdım ama yeterli kanıt yoktu… sonra sana geliyor sen neden inandın kanıtın var mıydı diyor. şimdi vardı desen nie bu insanlara söylemedin diycek söyledim anlamadılar desen sen anlatamamışsın diycek (bkz: anlattıkların karşındakinin anlayabildiği kadardır / mevlana) kanıtım yoktu ama hissediyordum inanıyordum desen bu bariz körü körüne bağlanmaktır bu durumda tanrı çok büyük bir ihtimal araştırmaya sorgulamaya ve bariz kanıtlar aramaya yani akla ve mantığa körü körüne inanmaktan daha çok saygı gösterecektir aksi takdirde onun tanrı olmadığı çok açık olacaktır saygılarımla 😉

  10. Kasım 9, 2009, 11:17 am

    Mearic Suresi (1-4.ayetler):
    Soran birisi, yükselme yollarının sahibi1 Allah tarafından kâfirlere kesinlikle inecek olan ve hiç kimsenin uzaklaştıramayacağı azabı sordu. Melekler ve Ruh (Cebrail) ona süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.

    Hac Suresi, 47. ayet:
    Bir de senden acele azap istiyorlar. Halbuki Allah asla va’dinden caymaz. Şüphesiz Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.

    Secde Suresi, 5. ayet:
    Gökten yere kadar bütün işleri Allah yürütür. Sonra bu işler, süresi sizin hesabınızla bin yıl olan bir günde ona yükselir.

    Araf Suresi, 54. ayet:
    Şüphesiz sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde yaratan ve Arş’a kurulan, geceyi, kendisini durmadan takip eden gündüze katan, güneşi, ayı ve bütün yıldızları da buyruğuna tabi olarak yaratan Allah’tır. Dikkat edin, yaratmak da, emretmek de yalnız O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şanı yücedir.

    Yunus Suresi, 3. ayet:
    Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde yaratan, sonra da Arş’a kurulup işleri yerli yerince düzene koyan Allah’tır. O’nun izni olmaksızın, hiç kimse şefaatçı olamaz. İşte o, Rabbiniz Allah’tır. O halde O’na kulluk edin. Hâlâ düşünmüyor musunuz?

    (Bu 6 gun hikayesi Hud suresi, 7. ayet; Furkan suresi, 59. ayet; Secde suresi, 4. ayet; Fussilet suresi, 9-12. ayetler; Kaf suresi, 38. ayet; Hadid suresi, 4. ayet; Mucadele suresi, 4. ayetlerinde de yinelenir.)

    Goruldugu gibi, kendisini zamandan munezzeh tutmayan tanriyi siz kendi mantiginizla zaman otesi yapmaya calisiyorsunuz. Referansinizi sadece ama sadece Kuran olarak alirsaniz, kendi aklinizla ve mantiginizla tanriyi kurtarmaya calismazsaniz eminim gercekleri daha iyi gorebilirsiniz.

  11. NoName
    Kasım 9, 2009, 5:23 pm

    Sn. Janos
    Söz konusu ayetlerdeki bin-elli bin ifadeleri, bizzat Allah’ın -hâşâ- bulunduğu bir mekâna giden bir yolun mesafesine değil, bizim dünyamızdan çok uzak olan yıldızlara doğru giden bir yol güzegâhına işaret etmektedir.Her alemde zaman farklı işlemektedir. Mesela kabir aleminin bir günü, mehşer meydanının bir günü aynı değildir. Hatta bu kainatta bile farklı gezegenlerde farklı zamanlar vardır. Buda zamanın değişebileceğini göstermektedir.
    “Ona yükselmek” onun bulunduğu bir mekâna yükselmek demek değildir. Gök, makam yüksekliğini, hükümranlığı, gücün nüfuzunun simgesidir. Bu tabirle bir yandan, umumî tasarruf sahibi yüce Allah’ın makam-ı Rububiyetine, O’nun –bütün kâinatta- yegâne hükümran olduğuna işaret edilirken, bir yandan da bu hükümranlığın maddî boyutunun genişliğine işaret edilmiştir.

  12. NoName
    Kasım 9, 2009, 5:44 pm

    Sn. Abdullah Tuna Bey
    En büyük mucize yüce kitabımız Kuran-ı Kerimdir.
    Allah bir çok ayette insanların düşünmesini istiyor. Körü körüne bir inanç söz konusu değildir. Bilakis ateist arkadaşlar körü körüne inançsızlığı tercih ediyor. Dünya insanların yaşamı için düzenlenmiş ve her şey belli düzen içinde akıyor. Şimdi bunlara tesadüf demek mantıksızlığın en büyüğü olur.

    Big Bang modeli, insanlığın evreni tanımasına yardımcı olurken, çok önemli bir işlev daha gerçekleştirmiştir.
    Dini kaynaklar tarafından savunulan bu gerçek, evrenin yoktan yaratıldığı gerçeğidir. Bu, bilimin keşfinden binlerce yıl önce, Allah’ın insanlara yol gösterici olarak indirdiği mukaddes kitaplarda bildirilmiştir. Tevrat, İncil ve Kuran gibi İlahi kitapların her birinde, evrenin ve tüm maddenin Allah tarafından yoktan yaratıldığı haber verilmiştir.

    Bu İlahi kaynakların içinde tahrifata uğramamış yegane kitap olan Kuran’da ise, hem evrenin yoktan yaratılışı, hem de bu yaratılışın biçimi konusunda bilgiler verilmektedir. 14 asır önce vahyedilmiş olan bu bilgiler 20. yüzyıl biliminin bulgularına tamaman paraleldir.

    Öncelikle evrenin “yok” iken “var” hale geldiği, Kuran’da şöyle haber verilir:

    O (Allah) gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır.
    (Enam Suresi, 101)

    Zamanımızdan tam 14 asır önce insanların evrenle ilgili bilgilerinin son derece kısıtlı olduğu zamanlarda yine Kuran’da bildirilen bir başka gerçek de, aynı Big Bang teorisinin ortaya koyduğu gibi, tüm evrenin, çok küçük bir hacimde bir arada iken ayrılıp genişlemesiyle ortaya çıkmış olduğudur:

    O inkar edenler görmüyorlar mı ki (başlangıçta) göklerle yer birbiriyle bitişikken, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı? (Enbiya Suresi, 30)
    Üstteki ayetin Arapça orjinalinde çok önemli bir kelime seçimi vardır. Ayetin “birbiriyle bitişik” olarak tercüme edilen kelimesi ratk, Arapça sözlüklerde “birbiriyle içiçe, ayrılmaz durumda, kaynaşmış” anlamlarına gelir. Yani tam bir bütün oluşturan iki madde için kullanılır. Ayetteki “ayırdık” ifadesi ise Arapça fatk fiilidir ki, bu fiil ratk halindeki bir nesnenin yarıp, parçalayıp dışarı çıkması anlamına gelir. Örneğin tohumun filizlenerek topraktan dışarı çıkması bu fiille ifade edilir.

    Bu bilgiyle ayete tekrar bakalım. Ayette göklerle yerin ratk durumunda olduğu bir durumdan bahsedilmektedir. Ardından bu ikisi fatk fiili ile ayrılmışlardır. Yani biri diğerini yararak dışarı çıkmıştır. Gerçekten de Big Bang’in ilk anını hatırladığımızda, kozmik yumurta denilen noktanın evrenin tüm maddesini içerdiğini görürüz. Yani her şey, bir başka deyişle tüm “gökler ve yer” bu noktanın içinde, ratk halindedirler. Ardından bu kozmik yumurta şiddetle patlamış, bu yolla maddeler fatk olmuş, yani dışarı çıkarak tüm evreni oluşturmuşlardır.

    Kuran’da bildirilen bir başka gerçek ise, bilim tarafından ancak 1920’lerin sonunda fark edilen evrenin genişlemesi gerçeğidir. Hubble’ın, yıldızların ışık tayflarının kızıla kaymasını fark etmesiyle ilk kez ortaya çıkan bu gerçek, Kuran’da şöyle bildirilir:

    Biz göğü ‘büyük bir kudretle’ bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi, 47)
    Kısacası modern bilimin bulguları bir yandan materyalist dogmayı geçersiz kılarken, öte yandan da Kuran ayetleri ile haber verilen gerçekleri bir kez daha ortaya koymaktadır. Çünkü evren materyalistlerin sandığının aksine, maddenin içindeki birtakım tesadüfler ile değil, Allah’ın yaratmasıyla var olmuştur ve Allah’tan gelen bilgi, kuşkusuz evrenin kökeni hakkındaki en doğru bilgidir.

    * alıntıdır.
    http://www.evreninyaratilisi.com/html/isaretler.html

  13. özgürlük
    Kasım 9, 2009, 6:04 pm

    Söyleyim amacını:

    Hem inanma ihtiyacı olan hem de bulunduğu şartların(fiziki dünyanın dolayısıyla mantığın) içerisine hapsolmuş bir yaratık.Kimdir bu?…..insandır……Böyle bir şey yaratacak ve o yarattığından şunu bekleyecek:
    Sadece mantıktan oluşmayan yapısının hakkını verebilecek mi?Kısıtlı bir evrenin;kısıtlı,eksik ve hükmedilemeyen bir dünyanın hakim olamadığı kanunlarının içinde mi boğulacak,yoksa bu kanunları lehine yorumlayıp kendisini bulmada bir yardımcı araç mı edinecek?

    Yani amacı; sonsuz olanı seçenlerle geçici olanı seçenleri ayırt etmek…Çünkü Allah’a inanmak sonsuza inanmaktır.Sonsuza inanan insandan daha özgür hiçbir insan da yoktur zaten.Dolayısıyla ateizm özgürlük değildir.Zaten ateistler hayatları boyunca inanmamaları gerekenleri ortaya dökmeye çalışırlar…Peki neden?.Çünkü geri kalan herşeye inanmak için 🙂 Sonsuza erişmek için. 🙂

    Ama yanlışları tersten başlamaları.Aslında onlar da iyiniyetliler ama yöntemleri yanlış 🙂

    Sevgilerimle…(Sevgi de Sonsuzluğa işarettir :))

  1. No trackbacks yet.
Yorumlar kapatıldı.
%d blogcu bunu beğendi: