Başlangıç > Dinler > Uzayda Yolculuk

Uzayda Yolculuk


Yasam icin gerekli kaynaklarin tamamini bir gun gercekten tuketebilir miyiz? Acaba bu sovmen cevrecilerin devamli gundeme getirmeye calistiklari kuresel isinma bir gercek mi? Ozon tabakasi delinse ne olur ki? Peki gercekten de bir gun hayatta kalabilmemiz icin dunyayi terk edip yeni dunyalara acilmamiz gerekebilir mi? Ne kadar haziriz boyle bir duruma?
Bilim adamlarinin ustunde uzlastiklari bir gorus vardir ki o da uzayda yolculuk, atis poligonunda kosarak ilerlemeye benzer. Tabii atis poligonuna cikmadan once gecebilmemiz gereken buyuk bir kuvvet daha vardir. Biz yukari cikmak istesek dahi sanki bacaklarimizdan bize asilir ve gitmemize izin vermez bu kuvvet. Yercekimidir bu asilmasi zor kuvvet. Yorungeye ulastigimizda yercekimini asmisizdir belki ama artik evrendeki gizemli aticilar bizi hedef alarak ates etmeye baslarlar. Buradan da kurtulmayi basardigimzda bu kez gunes hedef alir bizi, yaydigi radyasyonla DNA yapimizi tum gucuyle yoketmeye calisir. Adeta cennetlere gitmemize tanrilar engel olmaktadir. Daha uzaklara gidebilirsek de bizi bekleyen daha nice tehlikeler vardir bu yazida deginecegim…

Yasam icin gerekli kaynaklarin tamamini bir gun gercekten tuketebilir miyiz? Acaba bu sovmen cevrecilerin devamli gundeme getirmeye calistiklari kuresel isinma bir gercek mi? Ozon tabakasi delinse ne olur ki? Peki gercekten de bir gun hayatta kalabilmemiz icin dunyayi terk edip yeni dunyalara acilmamiz gerekebilir mi? Ne kadar haziriz boyle bir duruma?

Bilim adamlarinin ustunde uzlastiklari bir gorus vardir ki o da uzayda yolculuk, atis poligonunda kosarak ilerlemeye benzer. Tabii atis poligonuna cikmadan once gecebilmemiz gereken buyuk bir kuvvet daha vardir. Biz yukari cikmak istesek dahi sanki bacaklarimizdan bize asilir ve gitmemize izin vermez bu kuvvet. Yercekimidir bu asilmasi zor kuvvet. Yorungeye ulastigimizda yercekimini asmisizdir belki ama artik evrendeki gizemli aticilar bizi hedef alarak ates etmeye baslarlar. Buradan da kurtulmayi basardigimzda bu kez gunes hedef alir bizi, yaydigi radyasyonla DNA yapimizi tum gucuyle yoketmeye calisir. Adeta cennetlere gitmemize tanrilar engel olmaktadir. Daha uzaklara gidebilirsek de bizi bekleyen daha nice tehlikeler vardir bu yazida deginecegim…

Uzayda gelen son buyuk basari 1972’deydi ve 40 yila yakindir insanoglunun uzay acilimi minimuma inmis durumda. Peki neden ay yolculuklari bitti? Neden Venus’e veya Mars’a gitmeyi denemeiyoruz bile? Teknoloji mi yetersiz? Bilimde ilerleme mi durdu? Yoksa sebebi bunlardan cok daha basit ve hepimizin her gun yuzlestigi “yesil” sorun mu? Gunumuzun cok zengin ve macera severlerinin  dunya yorungesinde bir haftasonu gezisinin maliyeti, 20 milyon dolar. Bu miktar yaklasik yuz bin ucak bileti bedeli. Insanoglunun aya gidis maliyeti yaklasik yarim trilyon dolar. Bu durumda uzayda daha uzaklara gidebilmek icin oncelikle maliyet sorununu cozebilmemiz gerekiyor. Acaba goklere daha az maliyetle cikmayi nasil basarabiliriz?

Geostat

Geostationary Orbit

Uzaya gonderilen araclardaki agirligin %90’ini sadece kendi basina yakitin olusturdugunu, ve bu yakitin amacinin da aslinda yercekimini yenip yukselebilmek oldugunu biliyor muydunuz? Yani soyle bir ornek dusunun. Kucuk VW arabanizla Izmir’den Pekin’e dogru yola cikiyorsunuz ama yolunuzun uzerinde hic benzin istasyonu yok. Mecburen aracinizin arkasina bir petrol tankeri bagliyorsunuz ve yol boyunca bu koca tankeri cekiyorsunuz. Petrol tankerindeki yakit tamamen bittigi zaman Pekin’e varmis durumdasiniz ve inip tankeri sokup atabilirsiniz. Bu kadar verimsiz bir seyahat olamazdi sanirim, ama simdilik tek care bu. Ya da gercekten oyle mi?

Yerden goge cikacak, tum enerjisini yercekimini yenmek icin harcayacak bir uzay araci yerine uzaydan yere cekilecek bir halatla inip kalkacak bir asansor olsa nasil olurdu? Ekvatordan yukseldiginizi varsayin. 36 bin km sonra durdugunuzda (Geostationary orbit) ve yere baktiginizda dunyanin donmedigini dusunursunuz, tipki yerde sizi izleyerek el sallayan insanin da sizin hareket etmediginizi dusunmesi gibi. Aslinda dunyanin donus hiziyla sizin dunyanin cevresindeki donus hiziniz bu yukseklikte esitlenmistir. Geostationary orbitte bir uydudan yere 60 bin mil uzunlukta gerilmis bir halat dusunun. Uydu dunyayla ayni hizda donerken halatin gerginligi her zaman korunacak ve halatin yer ve gok baglantisi hep ayni kalacak. Bu sayede uzaya kargo tasimak icin geleneksel, zahmetli ve pahali roket sistemine gerek kalmayacak. Boyle bir seyahat, uzun vadede insanlar icin belki de bir ucak bileti maliyetine inebilecek. Peki boyle birsey mumkun mu? Bu halat oyle bir malzemeden uretilmeli ki, hafif, kuvvetli, strese dayanikli ve en onemlisi, uretim maliyeti dusuk olmali. Dunyada bu tanima uyan bir malzeme olmasa da (celik dahil) bundan daha bir kac yil evvel labaratuarlarda gelistirilen karbon nanotube malzemesi bu tanima oldukca yakin. Tek sorun, boyle bir halat icin yaklasik 18 ton karbon nanotube uretmek gerekiyor. 2006 yilinin teknolojisiyle bu malzemenin 1 graminin maliyeti $25. Ama gelisen teknolojiyle maliyetler hizla dusurulurken maddenin kuvveti de daha da gelistirilebiliyor. Japonya ve Amerika boyle bir yapinin olusturulmasi icin tum kaynaklarini kullaniyorlar. Bilim adamlarinin tahminlerine gore boyle bir asansor onumuzdeki 10 yil icerisinde yapilabilir.

Ama maalesef gercekler gorundugunden daha farkli. Bu seyahat Orlando – Miami seferini yapan bir Delta ucagi kadar rahat olmayacak. Uzaydaki toz zerrecikleri, saatte 10 binlerce km hizla dunyamizin cevresinde her an donmekte. Daha buyuk parcaciklarsa uydu atiklari olarak tehlike arzetmekte. Bunun disinda mini meteorlar da bu kursun yagmuru arasinda yerini almakta. Bir baska tehlikeyse DNA yapimiz icin hic de yararli olmayan Gunesten yayilan olumcul radyasyon. Cernobil ve Hirosima’daki radyasyonun etkilerini dusundugumuzde bunu daha iyi anlayabiliriz. Dunya yuzeyinde Ozon tabakasinin karsiliksiz hizmetiyle radyasyondan korunsak dahi, uzaya ciktigimizda bizi koruyacak bir guc kalmiyor. Gunesten uzaklastikca radyasyonun etkisinin azaldigini dusunsek dahi bu kez Galaktik Kozmik Isinlar (Galactic Cosmic Rays) adi verilen, kaynagi cogu zaman tanimlanamayan yuksek enerjili ve yuklu parcaciklar her an bizi tehdit altina sokmakta. Bir astronot, uzay aracinin disinda uzay yuruyusu yaptiginda belki ortam pek romantik gozukse de bu tip kosmik dalgalar tarafinda her saniye dovulmekte. 🙂

Peki hepsini gecelim ve vucudumuzu ve psikolojimizi uzayda nelerin bekledigini tartisalim. Yeryuzunde beyinlerimiz bir yon duygusu ogrenmis durumda. Yukari, asagi, sag, sol herseye hakimiz. Peki yercekimzsiz uzayda neresi yukari, neresi asagi (disorientation)? Bir scuba dalgicinin yasadigi bosluk duygusunun “su kabarciksiz” versiyonunu yasamakta uzaya cikan bir insan.

Beyin, uzaydaki insanin yatakta yattigini dusunerek kaslarin kullanimini azaltmakta. Uzayda duzenli olarak egzersiz yapilmadigi takdirde bacaklarimizdaki kaslar yurume bilgisini uzun vadede unutacak. Uzay aracinda ilerlemek icin hicbir ise yaramayan ayaklarimiz adeta gereksiz bir yukten baska degil vucuda.

Peki sindirim sistemimizin ugrayacagi soku dusunelim. Aylarca, hatta belki de yillarca surecek bir yolculuga cikan bir astronot yaninda kati yiyecekler goturemiyor. Kisa zamanda bozulacak bu yiyecekler yerine muhafazasi ve sindirimi kolay besinler ve sinirli miktarda suyla yetinmek durumunda. Suyu bardaktan icmek yerine havada agzimizla kaptigimiz su baloncuklarini midemize gondermek icin yutkunma hareketi yapmak durumunda kaliyoruz. Peki ic organlarimizin ugrayacagi deformasyonlari dusunelim. Yercekiminin sifir oldugu bir ortamda nasil bir rahatlama bekliyor olabilir kalbimizi? Beyne kan gonderebilmek icin yercekimini yenmek zorunda degil artik bu muhtesem pompa.

Peki uzaya beraberimizde goturdugumuz minik canlilari neler bekliyor ve bu minik canlilar bize ne gibi etkiler yapabilir? Vucudumuzda yasayan bakteriler ve/veya virusler direk radyasyona maruz kalarak cok hizli bir mutasyona ugrayarak olduklarindan 50 kat daha buyuyebiliyor ve hayal bile edemeyecigimiz formasyonlara burunebiliyorlar. Hic beklenmedik hastaliklar uzayda insanlar icin her zaman bir tehdit.

Evren, kutsal kitaplarin tanrilari gibi hic affedici degil. En kucuk bir hatayi ve dusuncesizligi cok pahaliya odetebiliyor. Nasil mi?

Simdilik uzaya yaptigimiz tum yolculuklarda hep o yolculuga ozel dusunmek zorunda kaldik. Nasil bir daga kamp kurmaya giderken yaniniza mayo ve gunes yagi yerine uyku tulumu ve kalin coraplar alirsak, ayni mantaliteyi uzay seyahatlerinde de uygulamak durumundaydik. Gunese yakin gezilerdeana noktamiz yuksek sicakliga dayanabilecek materyallerken ve izolasyonken, Mars’a seyahatlerdeyse bunun tam tersine yogunlasmak durumundaydik. Araclardaki dort mevsim lastikleri maalesef uzayda is gormuyor. 🙂

Aya giden Apollo icin en ince ayrintiyi dahi dusunmek zorundaydik. Biliyoruz ki hicbir sey mukemmel degil, ve her an hersey ters gidebilir. Dunyada herseye hazirlikli olmak zorunda degiliz. Yolda giderken tekerimiz patlarsa bagajdan yedegiyle degistiririz. Stepneyi bulamazsak gecen araclardan yardim isteyebiliriz. Ertesi gun tekeri tamir ettirmek icin bir bayiye ugrayabiliriz. Evde buzdolabini actigimizda sebze kalmadigini gorursek hemen markete ugrayip alisveris yapabiliriz. Ampul patladiginda yenisiyle degistirebiliriz. Hastalandigimizda doktora gidebiliriz. Doktorun yazacagi antibiyotigi eczaneden kolayca alip tedavimize baslayabiliriz. Peki  10 aylik bir uzay seyahatine cikmis astronotlar, bizim bu lukslerimizin kacina sahip? Patlayacak lastiklerin yedekleri de olmali yanlarinda, stepne de. Patlayacak her ampulun yedegi olmasi gerektigi gibi, sebzenin de 8 ay (ve hatta cikabilecek aksilikler icin cok daha fazlasi) yetecek kadar olmali. Yakalanacagi herhangi bir hastalik icin tedavi sartlari ve gerecleri de elinin altinda olmali. Sanirim uzaydaki yalnizligimizi ve caresizligimizi, evrenin hata affetmezligini bu ornek yeterince anlatabilmistir…

Peki cikabilecek her aksiligin onlemini alabilir miyiz? Aractaki her gramin maliyeti binlerce dolarla ifade edilirken, uzayda aylarca dus alamayazagimizi ve nemli bezlerle temizlenmek zorunda kalacagimizi hayal edersek uzaya gitmenin bedellerini daha iyi anlayabiliriz. Iste bunlar uzaya gitmenin bedelleri. Simdilik… Peki ne karsiliginda? Tek gozunuzu kapatarak dunyaya bakip basparmaginizin arkasinda kaybolusunu izlemek karsiliginda…

Peki, bunlarin hepsini astigimizi varsayalim ve mesafeleri ve seyahat surelerini tartisalim…

Mars

Mars

Bir onceki yazimi okuyanlariniz evrenin buyuklugu ve devamli genislemesi konusunda biraz fikir sahibi olabilir. Evren cok cok buyuktur. Ornegin, gunesin bir basket topu buyuklugunde oldugunu varsayarsak, cevresinde donen dunyanin buyukluguyse bir bezelye kadardir. Bu basket topunun New York’un gobeginde oldugunu varsayarsak, en yakin yildizin Hawaii adasinda oldugunu soyleyebiliriz. Bu da yaklasik 8000 km uzaklik demektir. Gunumuz teknolojisiyle uzak bir gezegene seyahat ettigimizde en buyuk engellerden biri de seyahate cikan astronotlarin yolculuk sonunda buyuk ihtimalle yaslanip olecek olmalaridir. Bu durumda ya insan omrunu kutsal kitaplardaki gibi yuzlerce, hatta binlerce yila cikartmaliyiz veya seyahat hizimizi arttirmaliyiz. Henuz bilim kutsal kitaplardaki teorik seviyeye gelemedigi icin biz insan omrunden ziyade hiza yogunlasalim…

Venus, gunese yakinligi ve cok yuksek sicakligi itibariyle gidebilecegimiz bir ortam yaratmamakta. Bu yuzden gunesten uzaklasacagimiz hedefler koyabiliriz seyahatimiz icin. Ilk akla gelen Mars’a seyahatimiz olabilir. Dunya ve Mars yorungelerinin arasindaki mesafe yaklasik 36 milyon mildir. Dunyanin gunes etafindaki bir tam donusu 365 gun kadar surerken, Mars’in bir tam donusuyse 687 gun surmektedir. Bu durumda Dunya ile Mars’in birbirine her zaman 36 milyon mesafede kalmamakta, en uzak olduklari zamanlarda ise bu mesafe 250 milyon mile cikmaktadir. Mars’a 40 gun inceleme yapmasi icin bir uzay araci gonderdigimizi dusunursek, bunu gondermek icin en uygun zaman, Dunya ve Mars’in ayni hizalarda oldugu zamandir. Gunumuz teknolojisi ve hiziyla aracin Mars’a varisi 104 gun surer. Incelemeler icin aracin 40 gun Mars’ta kaldigini varsaydagimizda dunya donusunun 144 gunluk kismini, yani yaklasik ucte birini tamamlamistir bile. Mars da benzer bir sekilde yorungesinde tam bir donusun yaklasik altida birini tamamlamistir. Aradaki mesafe artik cok cok fazladir. Ama aracin stoklari bu yolculugua gore depolandigi icin arac hemen geri donmelidir. Donus, gidis kadar kisa surmeyecek ve aractakilerin tekrar dunyaya ayak basabilmek icin 6 ay yolculuk yapmalari gerekecektir. Yani kisaca, Marsa bir gidis donus seyahati yapmak bir insanin bir yilina malolacaktir. Eger bu yolculuga Mars, Dunya’ya en uzak mesafedeyken baslamak durumunda kalsaydik, bu yolculugun toplam suresiyse maalesef 2 yil olacaktir.

Mars’tan 3 kat daha uzaktaysa Jupiter var. Ayni hesaplarla, Jupiter’e gidis donus yolculuguysa yaklasik 5 yil surmektedir. Jupiter’den bir sonraki gezegen Saturn ise Jupiter’den 2 kat uzaktadir ve gidis donus yolculuk maalesef onlarca yil surecektir. Bu sartlarda baska gezegenlere gidis maalesef pek olasi gozukmuyor.

Peki Mars’a en fazla bir kac gunde gidebilecek duruma nasil gelebiliriz? Cok daha hizli gidebilmeliyiz. Ama bilime gore saniyede 186,000 mil hiz, yani isik hizindan daha hizli bir yolculuk olculebilmis degil. Eger bu hizda gidebilseydik, dunyanin cevresini 1 saniye icerisinde 7 kez donebilirdik. Ama isik hizinda seyahati simdilik seceneklerimiz arasindan cikartmak durumundayiz. Gunumuz teknolojisiyle yolculuk yaklasik saatte 40 bin mil hiza ulasmakta. Bu hizla, basketbol toplariyla benzetme yaparak ornegini verdigimiz en yakin yildiza seyahatimiz yaklasik 50 bin yil gerektirmekte. Isik hizina ulasabilseydik bu yolculugu 10 yildan daha az zamanda gerceklestirebilirdik.

Uzay araclarinda yakit olarak H(hidrojen) kullanabilseydik? Uzaydaki en bol maddelerden Hidrojen eger fuzyon reaksiyonunu saglayacak bir teknoloji yaratabilsek en ideal yakit olmaz miydi? Maalesef “yine simdilik” boyle bir teknoloji gelistirebilmis degiliz.

Ya yakin zamanda bazilarimizin filmini izledigi, bazilariminsa kitabini okudugu Dan Brown eseri Angels & Demons’da (Melekler ve Seytanlar) bahsi gecen anti-matter, ya da Turkcesiyle, antimadde? Bildigimiz maddenin tam tersi. Fotonlarin anti-foton, Protonlarin anti-proton oldugu. Anti maddeyle, maddenin etkilesiminde aciga cikacak kinetik enerjiyse su ana kadar kullanisa sokabildigimiz tum enerjilerden kat kat fazla ve efektif. Boyle bir yakit kullanilabildigi takdirde, BMW’nin sloganini gercege donusturmus ve “ultimate motor” uretimini basarmis olacagiz. Gelelim bu isin olmazina… Bir gram anti madde uretiminin maliyeti 25 milyon dolar. CERN’e calismalarinda basarilar dileyerek bu maliyetin dusurulecegi gunu iple cekiyoruz 🙂

Kabul etmemiz gereken bir sey var ki, isik hizina ulasabilsek dahi, insan omru, kendi galaksimizi dahi gezebilmeye yetmiyor, birakin geriye kalan 125 milyar galaksiyi… Eger Einstein’in da soyledigi gibi hicbir madde isik hizini gecemezse, kendi galaksimiz sinirlari icerisinde kalmaya mahkumuz. Peki, alternatif bir senaryo olamaz mi? Hani biz gitmesek de gidecegimiz yeri ayagimiza getirsek?

Worm Hole

Worm Hole

Einstein’in uzay-zaman (space-time) kumasini evren yazimda aciklamaya calismistim fakat yeniden ozetleyeyim. Newton, yercekiminin bir guc oldugunu soylerken, Einstein’sa farkli bir gorusteydi. Yercekimi bir guc degil, aksine uzay-zaman’in bukulmesi sonucu olusan etkiydi sadece. Herhangi bir obje, uzay-zamani bukebilirdi ve objenin buyuklugu arttikca, bukumun derinligi de artardi. Bir trambolin dusunun, son derece gergin. Sonra bir bowling topunu trambolinin ortasina birakin. Trambolin hala gergindir ama ortaya dogru bukulmus vaziyettedir. Sonra bir bilyeyi hizla tramboline firlatin. Bukuk egri boyunca ortadaki bowling topuna dogru hareketlenecektir. Gunes bir nevi bowling topu gibi uzay-zamani bukmus, dunya ve diger gezegenlerse, bilyeler gibi gunesin buktugu eksende hareket etmektedirler. Gezegenlerin gunese yaklasip carpmamalarinin sebebiyse hareketli olmalari ve hizlaridir. Yani Einstein’e gore yercekimi bir nevi uzay-zaman kumasinin geometrik ozelligidir. Hatta kara delik tanimi da tamamen buna dayanilarak yapilir. Uzay-zaman o kadar bukulmustur ki artik bu geometrik bukukten hicbir sey ama isik dahi kacamaz ve kara delik olusur. Neyse, bizim konumuza donelim… Bizim bulundugumuz yeri halinin bir ucu, gitmek istedigimiz yeri de halinin diger ucu oldugunu dusunelim. Bildigimiz anlamda seyahat icin halinin uzerinde diger uca dogru ilerlememiz gerekir. Ama Einstein’in teorisini hayata gecirebilirsek, haliyi ortadan ikiye katlayarak diger uca gozacip kapama suresinde gecebilmeliyiz. Veya wormhole (turkce karsiligi nedir bilmiyorum) diye tabir edilen, bukulmus kumastaki ara gecisler yaratarak bir noktada diger noktaya ulasilabilir. (Wormhole tezi henuz sadece bir hipotez seviyesinde de olsa Einstein’in genel relativite teoremi sinirlari icerisindedir.) Tabii bu kadar buyuk bir yercekimi gucunu nasil yaratacagimiz sourusunun cevabi henuz verilebilmis degil.

Evet, belki eldeki olanaklar su an cok kisitli gorunse de bundan 150 yil kadar once Jules Vernes’nin Aya Yolculuk kitabinin bir “Bilim-Kurgu” eseri kabul edilmesini guzel bir isik olarak gormeliyiz diye dusunuyorum. Aya Yolculuk 100 yil icerisinde bir bilim-kurgu veya hayal olmaktan cikip “yapilabilir” hale gelmisse, bundan 50 yil sonra yorungeye bir asansor, aya istasyon ve Mars’a insanli seyahat bir hayal olmaktan cikacaktir.

Kategoriler:Dinler
  1. osmantan
    Kasım 12, 2010, 4:43 am

    neden din konusunda yüzlerce yorum varken bu konuda birtek yorum yapılmamış. Bu da dinin insanları nasıl cahilleştirdiğinin bir göstergesidir sanırım

  2. Müslim
    Kasım 12, 2010, 6:36 am

    Yorum yapılmamış belki kimse bakamamıştır ama ben baktım bilgiler zaten doğru bunları karadelikleri araştırırken görmüştü. Güzel bir konu olmuş.

  3. by bilge
    Ocak 12, 2011, 7:25 pm

    fizik değişiyor kardeşim .. doğrular değişiyor senin fizikçilerin zaman değişmez derlerdi yaa ışık hızını sabitken nasıl görüyorsun .. neredeyse ışık hızına ulaşırken yanından bir ışık geçse onu yine aynı hızla geçerken görürsün ne bu hız değişmiyor ne değişiyor zaman ..sen hangi boyuttasın dünyada kaç boyutlu görüyorsun bilmiyorum ama ben en azından üç boyutlu bir bakış açısıyla bakabiliyorum :)darısı başına

  4. Aslında Herşeyi biliyoruz ama
    Nisan 21, 2011, 5:40 pm

    Din insanları cahilleştiriyor diyen ”kara cahil”sen Bursa Ulucami’nin yapımında çalışan ve büyük bir zat olduğu anlaşılınca aynı anda 3 kapıdan çıktığını bilmezsin ve dersinki saçmalığa bak 1 insan aynı anda 3 yerde olamaz,sonra bilimden ve cahillikten bahsedersin,bende sana derimki,insanların keramet dediği,ama aslında insanoğlunun henüz ulaşamadığı bilim seviyesinin kendilerine ilham edildiği ilim seviyesindeki insanların hayatlarını,kerametlerini ve şimdi bilimsel gerçek ve yada geleceğin teknolojisi diye anlatılan doğruların benzeşmek bir yana,% 100 aynı olduğunu göreceksin,kuantum fiziği ve somuncu baba olayı,ashab-ı keyf (300 yıl uyuyup aynı yaşta uyanmaları ) olayında anlatılan ve zamanda yolculuk,gibi çoğaltabileceğimiz,sayısız örneğin hepsinin bilimsel gerçekler olduğu ancak insanoğlu bilimsel olarak geliştikçe bu olayları daha iyi anlayabileceğini anlamak lazım,o malum gözlükleri çıkarıp görmek lazım.Kimsenin şüphesi olmasınki insanoğlunun kıyamete kadar öğrenebileceğinden çok daha fazlasını biliyordu,keramet sahibi dediğimiz yaşamış bu büyük veli kişiler.

  5. Mayıs 10, 2011, 1:37 pm

    çok spr çk tşkkr edrm arkiler

    yazan=serseri kız

    🙂 :::)))

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: