Başlangıç > Dinler > Kader mi, Hur Irade mi?

Kader mi, Hur Irade mi?


“It doesn’t take a rocket scientist” der Amerikalilar… Bunu anlamak icin roket muhendisi olmana gerek yok diye cevirilebilir kabaca… Biralari devirirken bir bir, gercekten de roket muhendisi olan bir arkadasima soylemistim bu lafi… Konumuzsa 1400 yil degil, belki de 6000 yildir cozulemeyen bilmeceydi: “Kader nedir?” O, inanclari olan ve guzel tartismalar yapabildigim bir arkadasimdi. Biralari bir bir devirense bendim sadece. Inancli arkadasim alkolden hoslasnmaz, kola icerek keyiflenirdi. “Kader nedir biliyor musun Janos… Kader, Tanri’nin, senin yapacaklarini onceden bilmesidir. Ama hala senin ozgur bir iraden vardir, secimler sana aittir.” Bense keyifle sigaramdan bir nefes daha cekiyor, gulumsuyordum onu dinlerken. Cunku ben cozmustum bu bilmeceyi ondan cok daha once. Onu kendi cozumumle ikna edecegimden emindim. “Hayir dostum. Sen, kendi mantigin cercevesinde vardin bu sonuca. Sen bir muhendissin ve mantik cercevesinde dusunuyorsun. Dini kisitlamar icerisinde varilacak tek mantikli aciklama da bu oldugu icin kaderi boyle yorumluyorsun kendince. Ama aslinda Islam’da kader boyle aciklanmaz. Kader zaten Islamin getirdigi bir kavram dahi degildir. Kader, Sumer Tanrisi Enki’nin, annesi Ninhursag’a seslenisindeki gibidir. ‘Camurdan sekiller yap. Yaratilanin kaderlerine karar ver’ der Enki. Yani yaratilan biz insanlar icin yaratanin cizdigii patika yoldur aslinda kader. Kutsal kitaplarin ozunu olusturucak bu yaratilis teorisinde anlatildigi gibi, senin ozgur bir iraden yok, senin icin planlanmis yoldan gidebilme yetin vardir sadece…” Ikna olmamisti arkadasim. Tartismamiz, gecenin ilerleyen saatlerinde yerini kahkahalara ve bambaska konulara birakacakti. Ama bu cozulemez denklemi ikimiz de kendi dusunce sistemimizle cozdugumuze inanacak, ikimiz de zafer kazanmis edasiyla uyuyacaktik o gece… Peki neydi kutsal kitabin ogretisi ‘Kader bilinmezi’ icin?
Anneanneme gore kaderimizde ne varsa o olur. Allah yazdiysa olur, yazmadiysa olmaz. Genc yasta trafik kazasinda kaybettiginiz bir yakininizin olme sebebidir kader, o gun orada olmasa yine de olecektir o talihsiz insan, cunku kaderi oyledir. Buyuk hayallerle kurdugunuz isletmenin iflas sebebi de kaderle aciklanabilir, ekonomik nedenlerden de once belki. Milli takimimizin son dakikada yedigi golu ve kupadan elenisi de kaderden baska bir sey degildir. Kucucuk bir bebegin, daha annesi ona doyamadan, ilk sutunu veremeden terkedisi bu dunyayi da… Evet, o da o minik melegin kaderidir, bu kadar basit iste… Hayir, bence bu kadar da basit degildir kader… Daha fazlasi vardir. Veya yoktur. Fazlasi degil, kaderin kendisi…
Islam felsefesinde hayli meshur olan bir tartisma vardir iki Islam alimi arasinda gecen(Ali’yle Veli diyelim isimlerine, hatirlayamadim simdi.) Konuysa 3 kardesin 3 farkli kaderi uzerine… Birinci kardes oldukca inancli bir yol izler yasaminda. Ikinci kardesse alemci, ickici ve dinsizdir. Ucuncu kardesinse daha minicik bir cocukken, dermansiz bir hastalik sonucu sonlanmistir hayati. Ali’ye gore birinci kardes pek tabii ki Cennet’e, hem de en ust mertebeden girecektir, ne demekse o en ust mertebe… Ikinci kardesse Cehennem’e gidecektir beklendigi uzere… Ucuncu kardeste durumlar biraz karisiktir. Henuz gunah islemeye vakit bulamadigindan olsa gerek, ama Ali onun da Cennet’e gidecegini soyler, mertebece biraz daha asagilarda olsa da gidecegi Cennet… Derken Veli sorgular Ali’yi… “Peki ustadim, sormaz mi bu ucuncu kardes, beni neden asagi Cennet’e gonderiyorsun ki, ben de en iyi Cennet’i isterim” diye. “Hayir” der Ali… “Cunku Allah ona der ki, ‘Senin abin, hayati boyunca didindi ve neticesinde en iyi Cennet’i haketti’, sense hayata atilamamis, cocuk yasta ruhunu bana teslim etmissin.” Veli sinsice gulumser. “E iyi ya iste, cocugun ruhunu almasaydi erken yasta, o cocuk da belki iyi isler yapacak, en iyi mertebede Cennet’i hakedecekti.” Ali’yse hazirdir bu soruya, hemen atilir: “Eger o kucuk yasta olmeseydi, kotu yola dusecek, Cennet’i hic hakedemeden olecekti belki de. Yani kucuk yasta oldugu icin Allah tarafindan Cennet’le odullendirilmistir.” Veli’yse tartismayi bitirecek son yorumunu yapar. “O zaman alkolik kardesin gunahi neydi de bir kac on yillik eglence icin kendini ebediyen Cehennemlik yapti. O da isyan etmez mi, beni de oldurseydin ya o zaman Allah’im cocukken, ben de Cennet’e gidebilseydim” diye…
Kur’an’da kader uzerine sayisiz ayet vardir hepsi farkli anafikirlerde, ama birbirine zit. Hangisi gecerlidir derseniz, 1400 yildir cozulemeyen bilmece olmasi anlatmiyor cevabin olmadigini? Gelin inceleyelim benim roket muhendisi arkadasimin neden haksiz oldugunu…
– Küfre saplananlara gelince, onlari uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir, inanmazlar. Allah onlarin kalplerini ve kulaklarini mühürlemistir. Gözleri üzerinde de bir perde vardir. Onlar için büyük bir azap vardir. (Bakara, 6-7)
– Içlerinden, (Kur’an okurken) seni dinleyenler de var. Onu anlamamalari için kalpleri üzerine perdeler (gereriz), kulaklarina agirlik koyariz. Her türlü mucizeyi görseler de onlara inanmazlar. Hatta tartismak üzere sana geldiklerinde inkâr edenler, “Bu (Kur’an) evvelkilerin masallarindan baska bir sey degil” derler. (Enam, 25)
– Biz onlarin kalplerini ve gözlerini ters döndürürüz de ilkin ona iman etmedikleri gibi (mucize geldikten sonra da inanmazlar) ve yine onlari azginliklari içinde birakiriz da bocalar dururlar. Biz onlara melekleri de indirseydik, kendileriyle ölüler de konussaydi ve her seyi karsilarinda (hakikatin sahidleri olarak) toplasaydik Allah dilemedikçe yine de iman edecek degillerdi. Fakat onlarin çogu bilmiyorlar.(Enam, 110-111)
– Allah her kimi dogruya erdirmek isterse onun gögsünü Islâm’a açar. Kimi de saptirmak isterse, onun da gögsünü göge çikiyormusçasina daraltir, sikar. Allah inanmayanlara azap (ve sikintiyi) iste böyle verir. (Enam, 125)
– De ki: “Bizim basimiza ancak, Allah’in bizim için yazdigi seyler gelir. O bizim yardimcimizdir. Öyleyse mü’minler, yalniz Allah’a güvensinler.” (Tevbe, 51)
– Eger Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanlarin hepsi elbette topyekün iman ederlerdi. Böyle iken sen mi mü’min olsunlar diye, insanlari zorlayacaksin? Allah’in izni olmadikça, hiçbir kimse iman edemez. Allah, azabi akillarini (güzelce) kullanmayanlara verir. (Yunus, 99-100)
– Allah diledigini saptirir, diledigini de dogru yola iletir. O mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Ibrahim, 4)
– Onlara bir iyilik gelirse, “Bu, Allah’tandir” derler. Onlara bir kötülük gelirse, “Bu, senin yüzündendir” derler. (Ey Muhammed!) De ki: “Hepsi (iyilik de kotuluk de) Allah’tandir.” Bu topluma ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamiyorlar! (Nisa, 78)
Buraya kadarki ayetlerde goruldugu uzere kader tamamen Tanrinin elinde. O istemedikce ne ben ona inanabilirim, ne de roket muhendisi arkadasim ondan vazgecebilir. Benim kalbim kapatilmis, gozume perde inmis ve bu benim sucum degil. Oyle dizayn edilmisim. Aklima iRobot filmi geliyor Will Smith’in. Robotlar dusunme yetenegine sahipler ve nihayetinde insanlara saldirmaya basliyorlar. Suclu burada tabii ki robot degil, onu dizayn eden ve dizaynda hata yapan muhendiste. Robot o sekilde programlanmasa tabii ki kimseye saldirmayacakti. Mutfak mikserinin kendi iradesiyle pasta yapan kadina saldirmasi mumkun mu? 🙂 Hmm, kader buymus demeyin hemen, daha Kurandaki ayetler bitmedi kaderle alakali… Bakin bir anda nasil degisiyor kadercilik…
Sana ne iyilik gelirse Allah’tandir. Sana ne kötülük gelirse kendindendir. (Ey Muhammed!) Seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. Sahit olarak Allah yeter. (Nisa, 79) (Cok ilginctir, bir onceki ayette iyilik de kotuluk de Allah’tan derken, bu ayette fikir tamamen degisiyor ve iyilik Allah’tan ama kotuluk kendinden oluyor.)
Nasil olur derken bu defa farkli balyozlar iniyor insanin karismis kafasina. Roket muhendisi arkadasimin dusuncesine biraz daha yakin olabilen… Nasil mi?
– Dogrusu, insan icin calismasinin karsiligindan baskasi yoktur. (Necm, 39)
– Herkesin nefsi için mücadele ederek gelecegi, kendilerine zulmedilmeksizin herkese yaptiginin karsiliginin eksiksiz ödenecegi günü düsün. (Nahl, 111)
Benim kafam epey karisti su an. Benim kalbimde muhur var, gozumde perde. Allah beni saptirmak istemis ve sapmisim o istedigi icin. Muhammed’in Rabbi dilemedigi icin inanmamisim ben. Iyilik de kotuluk de ondanmis. Hayir sonra degismis bu, iyilik ondanmis, kotuluk benden. Tam anlar gibi olmusken de calismamin karsiligini alacagim soylenince tabii kaliyorum ben de… Calisma sebebim de Tanri istedigi icin olmali. Ama kalbim kapali? Tanri istedigi icin.. Ne yapabilirim ki acaba? Devam edelim bari incelemeye, belki daha anlasilir ayetler cikar durumu toparlayacak…
– Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatirlatilip da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptigini unutandan daha zalimdir? Süphesiz biz, onu anlamamalari için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarina da agirliklar koyduk. Sen onlari hidayete çagirsan da artik ebediyen hidayet bulamazlar. (Kehf, 57)
–  Iman edenler anlamadilar mi ki, Allah dileseydi bütün insanlari dogru yola eristirirdi. Allah’in sözü yerine gelinceye kadar, inkâr edenlere yaptiklari isler sebebiyle devamli olarak, ya büyük bir felaket gelecek veya o felaket yurtlarinin yakinina inecektir. Süphesiz Allah verdigi sözden dönmez.(Rad, 31)
Demek ki, ben istesem dahi Tanri benim anlamama engel olacak, bu durumda benim yapabilecegim fazla bir sey kalmiyor gibi bu ayete bakarak. 17 Agustos 1999 depreminin merkezinin orduevi olmasi ve o gece orada ickili eglence olmasi da o depremin ceza olarak geldigi inancini hatirlarsiniz. O tarihlerde boyle soyleyen yobaz seyhler ve bu dusuncede onemsenecek miktarda insan vardi. Rad suresinin 31. ayetine bakilirsa yobaz seyh haksiz sayilmaz. Tanri oncesinden haber veriyor felaketi…
– Eger dileseydik herkese hidayetini verirdik. Fakat benim, “Andolsun, cehennemi hem cinlerden hem de insanlardan dolduracagim” sözüm gerçeklesecektir. (Secde, 13)
Tanri o sozu vermis olmasa hepimiz de hidayete erecekmisiz ama onceden verilmis bir sozu oldugu icin maalesef bazilarimizin kalpleri muhurleniyor, kaderin cilvesi desek ironik mi olur acaba?
Kaderle ilgili buraya sigdiramayacagim daha bir cok celiskili ama icerik olarak benzer ayetler mevcuttur Kuran’da. Ama ozet olarak su ana fikirler ortaya cikar.
– Insanlari inanan veya inanmayan yapan Tanridir.
– Insanlari inanan veya inanmayan yapan Tanri degildir.
Acaba, kader bilmecesi o tarihlerde de aynen su anda kadere inananlar arasinda oldugu gibi bilmeceyken, Muhammed de tam olarak hangisinin dogru olduguna karar verememis olabilir mi? O yuzden mi birbiriyle bu kadar celiskili ayetler yazmak durumunda kalmistir? Acaba gundemdeki olaylari degerlendirirken nabza gore serbet durumu soz konusu olabilir mi? Nitekim hadislerinin bazilarinda Muhammed muminlere kader konusunu fazla irdelememelerini, aksi takdirde kufre girebileceklerini belirtmis ve konuyu kapatmistir. Eh bu cozulemez bilmecenin baska turlu bir sonuca varmasi da mumkun degilken yapilmasi en dogru sey de bu olsa gerek. Fazla irdelemeyelim. Kufre sapmayalim. Kucuk aklimizla anlayamayacagimiz seyleri sorgulamayalim. Evet annaanne sen haklisin. Kaderimiz boyleymis. Ne yapalim…

“It doesn’t take a rocket scientist” der Amerikalilar… Bunu anlamak icin roket muhendisi olmana gerek yok diye cevirilebilir kabaca… Biralari devirirken bir bir, gercekten de roket muhendisi olan bir arkadasima soylemistim bu lafi… Konumuzsa 1400 yil degil, belki de 6000 yildir cozulemeyen bir bilmeceydi: “Kader nedir?” O, inanclari olan ve guzel tartismalar yapabildigim bir arkadasimdi. Biralari bir bir deviren de sadece bendim aslinda. Inancli arkadasim alkolden hoslanmaz, kola icerek keyiflenirdi. “Kader nedir biliyor musun Janos… Kader, Tanri’nin, senin yapacaklarini onceden bilmesidir. Ama hala senin ozgur bir iraden vardir, secimler sana aittir” dedi gayet kendinden emin… Bense keyifle sigaramdan bir nefes daha cekiyor, gulumsuyordum onu dinlerken. Cunku ben cozmustum bu bilmeceyi ondan cok daha once. Onu kendi cozumumle ikna edecegimden emindim. “Hayir dostum. Sen, kendi mantigin cercevesinde vardin bu sonuca. Sen bir muhendissin ve bir dogma konseptini, metafizige ait olan bir teoriyi mantik cercevesiyle cozmeye calisiyorsun. Dini kisitlamar icerisinde varilacak tek mantikli aciklama da bu oldugu icin kaderi boyle yorumluyorsun kendince. Ama aslinda Islam’da kader boyle aciklanmaz. Kader zaten Islamin getirdigi bir kavram dahi degildir. Kader, Sumer Tanrisi Enki’nin, annesi Ninhursag’a seslenisindeki gibidir. ‘Camurdan sekiller yap. Yaratilanin kaderlerine karar ver’ der Enki. Yani yaratilan biz insanlar icin yaratanin cizdigi patika yoldur aslinda kader. Kutsal kitaplarin ozunu olusturucak bu yaratilis teorisinde anlatildigi gibi, senin ozgur bir iraden yok, senin icin planlanmis yoldan gidebilme yetin vardir sadece…” Ikna olmamisti arkadasim. Tartismamiz, gecenin ilerleyen saatlerinde yerini kahkahalara ve bambaska konulara birakacakti. Ama bu cozulemez denklemi ikimiz de kendi dusunce sistemimizle cozdugumuze inanacak, ikimiz de zafer kazanmis edasiyla uyuyacaktik o gece… Peki neydi kutsal kitabin ogretisi ‘Kader bilinmezi’ icin?

Anneanneme gore kaderimizde ne varsa o olurdu. Allah yazdiysa olurdu, yazmadiysa olmazdi. Genc yasta trafik kazasinda kaybettiginiz bir yakininizin olme sebebidir kader, o gun orada olmasa yine de olecektir o talihsiz insan, cunku kaderi oyledir. Buyuk hayallerle kurdugunuz isletmenin iflas sebebi de kaderle aciklanabilir, ekonomik nedenlerden de once belki. Milli takimimizin son dakikada yedigi gol ve kupadan elenisi de kaderden baska bir sey degildir. Kucucuk bir bebegin, daha annesi onu koklayamadan, ilk sutunu emzirtemeden terkedisi bu dunyayi… Evet, o da o minik melegin kaderidir, bu kadar basit iste… Hayir, bence bu kadar da basit degildir kader… Daha fazlasi vardir. Hatta hic yoktur. Fazlasi degil, kaderin kendisi…

Islam felsefesinde hayli meshur olan bir tartisma vardir iki Islam alimi arasinda gecen (Ali’yle Veli diyelim alimlerin isimlerine, hatirlayamadim simdi.) Konuysa 3 kardesin 3 farkli kaderi uzerinedir. Birinci kardes oldukca inancli bir yol izler yasaminda. Ikinci kardesse alemci, ickici ve dinsizdir. Ucuncu kardesinse daha minicik bir cocukken, dermansiz bir hastalik sonucu sonlanmistir hayati. Ali’ye gore birinci kardes pek tabii ki Cennet’e, hem de en ust mertebeden girecektir, ne demekse o en ust mertebe… Ikinci kardesse Cehennem’e gidecektir beklendigi uzere… Ucuncu kardeste durumlar biraz karisiktir. Henuz gunah islemeye vakit bulamadigindan olsa gerek, ama Ali onun da Cennet’e gidecegini soyler, mertebece biraz daha asagilarda olsa da gidecegi Cennet… Derken Veli sorgular Ali’yi… “Peki ustadim, sormaz mi bu ucuncu kardes, beni neden asagi Cennet’e gonderiyorsun ki, ben de en iyi Cennet’i isterim” diye. “Hayir” der Ali… “Cunku Allah ona der ki, ‘Senin abin, hayati boyunca didindi ve neticesinde en iyi Cennet’i haketti’, sense hayata atilamamis, cocuk yasta ruhunu bana teslim etmissin.” Veli sinsice gulumser. “E iyi ya iste, cocugun ruhunu almasaydi erken yasta, o cocuk da belki iyi isler yapacak, en iyi mertebede Cennet’i hakedecekti.” Ali’yse hazirdir bu soruya, hemen atilir: “Eger o kucuk yasta olmeseydi, kotu yola dusecek, Cennet’i hic hakedemeden olecekti belki de. Yani kucuk yasta oldugu icin Allah tarafindan Cennet’le odullendirilmistir.” Veli’yse tartismayi bitirecek son yorumunu yapar. “O zaman alkolik kardesin gunahi neydi de bir kac on yillik eglence icin kendini ebediyen Cehennemlik yapti. O da isyan etmez mi, beni de oldurseydin ya o zaman cocukken, ben de Cennet’e gidebilseydim” diye…

Kur’an’da kader uzerine sayisiz ayet vardir hepsi farkli anafikirlerde, ama birbirine zit. Hangisi gecerlidir derseniz, 1400 yildir cozulemeyen bilmece olmasi anlatmiyor mu tek bir cevabin olmadigini? Gelin inceleyelim benim roket muhendisi arkadasimin neden haksiz oldugunu…

Küfre saplananlara gelince, onlari uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir, inanmazlar. Allah onlarin kalplerini ve kulaklarini mühürlemistir. Gözleri üzerinde de bir perde vardir. Onlar için büyük bir azap vardir. (Bakara, 6-7)

Içlerinden, (Kur’an okurken) seni dinleyenler de var. Onu anlamamalari için kalpleri üzerine perdeler (gereriz), kulaklarina agirlik koyariz. Her türlü mucizeyi görseler de onlara inanmazlar. Hatta tartismak üzere sana geldiklerinde inkâr edenler, “Bu (Kur’an) evvelkilerin masallarindan baska bir sey degil” derler. (Enam, 25)

Biz onlarin kalplerini ve gözlerini ters döndürürüz de ilkin ona iman etmedikleri gibi (mucize geldikten sonra da inanmazlar) ve yine onlari azginliklari içinde birakiriz da bocalar dururlar. Biz onlara melekleri de indirseydik, kendileriyle ölüler de konussaydi ve her seyi karsilarinda (hakikatin sahidleri olarak) toplasaydik Allah dilemedikçe yine de iman edecek degillerdi. Fakat onlarin çogu bilmiyorlar.(Enam, 110-111)

Allah her kimi dogruya erdirmek isterse onun gögsünü Islâm’a açar. Kimi de saptirmak isterse, onun da gögsünü göge çikiyormusçasina daraltir, sikar. Allah inanmayanlara azap (ve sikintiyi) iste böyle verir. (Enam, 125)

De ki: “Bizim basimiza ancak, Allah’in bizim için yazdigi seyler gelir. O bizim yardimcimizdir. Öyleyse mü’minler, yalniz Allah’a güvensinler.” (Tevbe, 51)

Eger Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanlarin hepsi elbette topyekün iman ederlerdi. Böyle iken sen mi mü’min olsunlar diye, insanlari zorlayacaksin? Allah’in izni olmadikça, hiçbir kimse iman edemez. Allah, azabi akillarini (güzelce) kullanmayanlara verir. (Yunus, 99-100)

Allah diledigini saptirir, diledigini de dogru yola iletir. O mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Ibrahim, 4)

Onlara bir iyilik gelirse, “Bu, Allah’tandir” derler. Onlara bir kötülük gelirse, “Bu, senin yüzündendir” derler. (Ey Muhammed!) De ki: “Hepsi (iyilik de kotuluk de) Allah’tandir.” Bu topluma ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamiyorlar! (Nisa, 78)

Buraya kadarki ayetlerde goruldugu uzere kader tamamen Tanrinin elinde. O istemedikce ne ben ona inanabilirim, ne de roket muhendisi arkadasim ondan vazgecebilir. Benim kalbim kapatilmis, gozume perde inmis ve bu benim sucum degil. Oyle dizayn edilmisim. Aklima iRobot filmi geliyor Will Smith’in. Robotlar dusunme ve yargilama yetenegine sahipler, hatta yurutme yetisine de… Ve nihayetinde insanlara saldirmaya basliyorlar. Suclu burada tabii ki robot degil, onu dizayn eden ve dizaynda hata yapan muhendiste. Robot o sekilde programlanmasa tabii ki kimseye saldirmayacakti. Mutfak mikserinin kendi iradesiyle pasta yapan kadina saldirmasi mumkun mu? 🙂 Hmm, kader buymus demeyin hemen, daha Kurandaki ayetler bitmedi kaderle alakali… Bakin bir anda nasil degisiyor kadercilik…

Sana ne iyilik gelirse Allah’tandir. Sana ne kötülük gelirse kendindendir. (Ey Muhammed!) Seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. Sahit olarak Allah yeter. (Nisa, 79) (Cok ilginctir, bir onceki ayette iyilik de kotuluk de Allah’tan derken, bu ayette fikir tamamen degisiyor ve iyilik Allah’tan ama kotuluk kendinden oluyor.)

Nasil olur derken bu defa farkli balyozlar iniyor insanin karismis kafasina. Roket muhendisi arkadasimin dusuncesine biraz daha yakin olabilen… Nasil mi?

Dogrusu, insan icin calismasinin karsiligindan baskasi yoktur. (Necm, 39)

Herkesin nefsi için mücadele ederek gelecegi, kendilerine zulmedilmeksizin herkese yaptiginin karsiliginin eksiksiz ödenecegi günü düsün. (Nahl, 111)

Benim kalbimde muhur var, gozumde perde, kulaklarimda agirlik. Dogruyu anlayabilmem icin Tanri’dan izin de yok. Tanri beni saptirmak istemis ve sapmisim o istedigi icin. Muhammed’in Rabbi dilemedigi icin inanmamisim ben. Iyilik de kotuluk de ondanmis. Hayir hayir, iyilik ondanmis, kotuluk benden. Bir ogretmenin ogrencisine “yarin seni sinav yapacagim, ama o ders kitabini ver bakalim bana, buradan calisamazsin. Hem sinavda gozunu de kapatacagim, ustune ustluk kalemin ve silgin de olmayacak. Ama yaptiklarinin sonucunda alacaksin notunu.” demesinden ne farki var su anda kaderin?

Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatirlatilip da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptigini unutandan daha zalimdir? Süphesiz biz, onu anlamamalari için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarina da agirliklar koyduk. Sen onlari hidayete çagirsan da artik ebediyen hidayet bulamazlar. (Kehf, 57) (Demek ki, ben istesem dahi Tanri benim anlamama engel olacak, bu durumda benim yapabilecegim hicbir sey yok.)

–  Iman edenler anlamadilar mi ki, Allah dileseydi bütün insanlari dogru yola eristirirdi. Allah’in sözü yerine gelinceye kadar, inkâr edenlere yaptiklari isler sebebiyle devamli olarak, ya büyük bir felaket gelecek veya o felaket yurtlarinin yakinina inecektir. Süphesiz Allah verdigi sözden dönmez.(Rad, 31) (17 Agustos 1999 Golcuk depremini hatirlar misiniz, onbinlerce insanimizi kaybettigimiz. Ertesi gun bazi dinci gazetelerdeyse hepimizin acisini daha da arttiran mansetler vardi, depremin merkezinin orduevi olmasi ve o gece orada ickili eglence olmasi hakkinda. Imansizlarin sefahatleri ve Tanridan uzaklasmalari yuzunden Tanri tarafindan cezalandirilmalari ana fikrine sahip… O tarihlerde bu dusunceye katilan onemsenecek miktarda insan da vardi yine hatirlarsaniz. O dusunce sisteminin Kuran’da da olmasi ilginc geldi mi peki size?)

Eger dileseydik herkese hidayetini verirdik. Fakat benim, “Andolsun, cehennemi hem cinlerden hem de insanlardan dolduracagim” sözüm gerçeklesecektir. (Secde, 13) (Tanri o sozu vermis olmasa hepimiz de hidayete erecekmisiz ama onceden verilmis bir sozu oldugu icin maalesef bazilarimizin kalpleri muhurleniyor, kaderin cilvesi desek ironik mi olur acaba?)

Kaderle ilgili buraya sigdiramayacagim daha bir cok celiskili ama icerik olarak benzer ayetler mevcuttur Kuran’da. Ama ozet olarak su ana fikirler ortaya cikar.

– Insanlari inanan veya inanmayan yapan Tanridir.

– Insanlari inanan veya inanmayan yapan Tanri degildir, insanin kendisidir.

Acaba, kader bilmecesi o tarihlerde de aynen su anda kadere inananlar arasinda oldugu gibi bilmeceyken, Muhammed de tam olarak hangisinin dogru olduguna karar verememis olabilir mi? O yuzden mi birbiriyle bu kadar celiskili ayetler yazmak durumunda kalmistir? Acaba gundemdeki olaylari degerlendirirken nabza gore serbet verme durumu soz konusu olabilir mi? Nitekim Muhammed, hadislerinin bazilarinda, muminlere kader konusunu fazla irdelememelerini, aksi takdirde kufre girebileceklerini belirtmis ve konuyu kapatmistir. Eh bu cozulemez bilmecenin baska turlu bir sonuca varmasi da mumkun degilken yapilmasi en dogru sey de bu olsa gerek. Fazla irdelemeyelim. Kufre sapmayalim. Kucuk aklimizla anlayamayacagimiz seyleri sorgulamayalim. Evet annaanne sen haklisin. Kaderimiz boyleymis. Ne yapalim…

Kategoriler:Dinler
  1. Orhan
    Ağustos 16, 2009, 11:11 am

    Agustos 1999 depremine ek olarak; sizlerin gazetelerde gordugunuz benimse kendi gozlerimle taniklik ettigim baska bir DAR bakis acisi var soylemeden ya da eklemeden edemeyecegim.
    Depremi takibeden gunelrde, Marmara Universitesine basortulu ogrencirin kesinlikle alinmayacagi aciklamasi uzerine, okula giremeyen ve bunun uzerine kampus onunde eylem yapan yuzlerce basortulu ogrenci arasinda bir genc kiz “8.4 yetmedi mi?” seklinde bir pankart acmisti. Turban yasgina karsi olan, demokrasiye inanan bir birey oarak, cok dokunmustu bana ve o pankart. Depremden bir muddet sonra deprem bolgesinde bir sehirde gezinirken, bir tanidigim muteahhit hatasinin belirgin bir sekilde gozuktugu sekilde tamamen dumduz olan bir binanin onunde “Biliyor musun burasi Rus kadinlarin dusup kalktigi bir oteldi, iste sonuc. demisti bana ancak soyledigi binanin karsiisndaki tarihi olmayan yeni yapilmis ve sehrin onemli yapitaslarindan biri olan buyuk cami de ayni muteahhitin gazabindan payini almisti.
    Dogal afetler karsisinda boylesine sig dusunceler, beni bu tip insanlarin toplumsal bilinc konusunda nerede olduklari konusunda hep endislendirir. Korkarim, dusunce tarzi boylesine sig oldukca da dusundurmeye devam edecek.
    Sevgiyle…

  2. hemen hüküm verme
    Ağustos 20, 2009, 12:38 am

    İlk ayette herşeyin Allah’tan olduğunu söylenmekte oysa ikincisinde ise kötülüklerin hepsinin nefsten olduğu söylenmekte. Bu durumu haliyle İslam aleyhtarları çelişki olarak nitelendirmekte.Peki gerçekten çelişki var mıdır?

    mevzu bahis olan HERŞEYİN çizgisi, ayetlerin içeriğini tam anlamıyla göstermektedir.İ şte bunu görmek gerekiyor herşeyin çizgisini. Nelerin herşeyi?
    Başımıza iki durum gelsin. Birincisi yolda yürürken başımıza gelsin ikincisi yaptığımız bir iş yada aldığımız bir karar sonucu gelsin. İşte olayın özü burdadır. Başına gelen olayda senin İRADEN var mı yok mu?

    Yolda yürürken ve senin karar vermen, iraden dışında (tesadüfen sandığın) başına gelen bir olay neticesinde doğan kötü sonuç yada iyi sonuçların tamamı yani hepsi yani “bu konudaki” herşey ALLAH’tandır.

    Fakat sen hayatın boyunca alkol, sigara kullandın kansere yakalandı.İ şte kendi iraden sonucu olan olayların kötü olarak nitelendirdiklerin “hepsi” kendi nefsinden, iyi olarak nitelendirdiklerinin “hepsi” ise Allah’tandır. (Tabi iyiliklerin hepsinin Allah’tan oluşu çok derindir ve tasavvufi manaları vardır ki başlı başına ayrı bir makale konusudur).
    ayeti eksik vermek yada geldiği olayla bir vermemek ateizmin en temel psikolojik telkinidir. Her ayet geldiği olayla ve kastettiği ile bir bütündür. Burda iki ayettte geçen “herşey” kelimesinden önce
    Nisa78 için:
    De ki:”[Başınıza kendi iradeniz dışında gelen şeylerin] hepsi Allah’tandır”
    Nisa 79için:
    [Kendi iradeniz sonucunda] başınıza gelen her iyilik Allah’tan, [kendi iradeniz sonucu] başınıza gelen her kötülük kendi nefsinizdedir.

  3. Gencer
    Eylül 5, 2009, 3:26 am

    Kader,KAza ve Allah’in bilmesi olaylarini birbirine iyice karistirmis,Hatta bayagi iddiali oldugun yerleri kirmizi ile renklendirmis ve bizlerin tebessum etmesine sebebiyet vermissin…
    Herseyin Allah’tan oldugu ile kotuluklerin nefsten oldugu sozlerini oyle bir yerinizden anlamissiniz ki …
    Din kildan ince kilictan keskindir,olaylari kendinize gore saptirmayin…
    Bir meniden meydana gelen,ve daha sonra Allah’in takdiri ile guclenip sekillenen sen isen bu ne cirkin bir agizdir Yaraticiya karsi
    Ne uyumamak elinde,ne uyanmamak, Madem sen senin elinde degilsin ne diye bu isyan? Etrafina bakmak bile bu duzenin bir Yaratici tarafindan yaratildigini gormeye yeterken neden arkadaslar sizi Yaradan o yuce Yaraticiya bu kufur? Hic mi hesap gununden korkmazsiniz? Ortada hicbir sebep yok iken bir vesile ile bize biz olma benligini kazandiran ve nefes alma yasama gibi bir hakki taniyan Yaraticiya bu mu şükrünüz? Hayatimizda yasamis oldugumuz kotu olaylar yine insanlar yuzunden gerceklesmektedir ve Yuce yaratici her kotu olayda “Dur bakalim Ali benim bu AHmet kulum cok iyi biri sen buna elleme seni carparim” olayini gerceklestirseydi sizce hür iradeye bugun karsi cikmayacakmiydiniz? Bu nasil hur irade? Adaletten ise kastiniz Yaraticidan kim daha adaletli? Asil uyanis asil dirilis ölümle gerceklesecektir. Lutfen dostlarim,dusuncelerinizi belirtirken baskalarinin inanclarina sovmeyin! Allah’a olan inancsizliklarinizin sebeplerini yazin,cevap isteyin,insan gibi tartisin.. Ama onyargili yaklasimlarla yaklasirsaniz her cevaba maalesef soylenilen her soz size yalan gelecektir. Kendi dogrulariniza onay aramayin,dogruyu arayin..
    Dogrusu ben bir insan olarak Bu kainatin duzenine bakip,icimdeki o hisse dayanarak hicbirsey hicbir kaynak olmadan bile Yaradicinin varligindan suphe etmezken sizdeki bu inancsizligi bu kufre varan terbiyesizliginizi hayretle izliyorum.Ates olmayan yerden duman cikmaz dostlar,olmayan birseyin zaten adi Allah olmaz! Olmayan birseyin varligindan soz edilirken bu kadar delil,bu kadar olay, bu kadar tesaduf( inanmayanlar tesaduf der ya ) olamaz!!!! Allah sizlere ilim ihsan eder de insallah dogru yolu bulursunuz..

  4. Beynimin İçinde Girdap Var
    Eylül 28, 2009, 2:44 pm

    muhahahhaaa 😀
    camideki imamda bağışları indiregandi ediyomuştur belki.

  5. Hemen Hüküm Verme
    Eylül 30, 2009, 7:14 pm

    78.Nerede olursanız olun, ölüm gelip sizi bulacaktır, göğe yükselen kulelerde olsanız bile.” Onlar güzel şeylere kavuştuklarında, bazıları “Bu Allah’tandır!” derler; ama başlarına bir kötülük gelince, “Bu senin yüzündendir [ey arkadaş]!” diye feryad ederler. De ki: “Hepsi Allah’tandır!” O halde bu insanlara ne oluyor da kendilerine bildirilen hakikati kavramaya yanaşmıyorlar?
    79. Size gelen her iyilik Allah’tandır; başınıza gelen her kötülük de kendinizden.SENİ [ey Muhammed,] bütün insanlığa bir elçi olarak gönderdik: ve hiç kimse [buna] Allah’ın şahitliği gibi şahitlik yapamaz.

    İlk ayette herşeyin Allah’tan olduğunu söylenmekte oysa ikincisinde ise kötülüklerin hepsinin nefsten olduğu söylenmekte. Bu durumu haliyle İslam aleyhtarları çelişki olarak nitelendirmekte.Peki gerçekten çelişki var mıdır

    mevzu bahis olan ……………(yukarısı)

  6. noname
    Ekim 11, 2009, 5:13 pm

    78- Her nerede olursanız olunuz ölüm size yetişir. Yüksek kalelerde veya sağlam saraylarda, hatta gökteki yıldızlarda dahi bulunsanız yine ölüm gelir sizi bulur. Bundan dolayı ölüm korkusu ile vazifeden kaçınmanın hiçbir anlamı yoktur. Madem ki mutlaka bir ölüm vardır. Ona her zaman hazır olmalı, dünya hayatına bağlanmamalı, vazifeyi seve seve yapmalıdır. Bir de Ey Muhammed! Bir takım kimseler -ve özellikle münafıklar- kendilerine bir iyilik, bir nimet veya herhangi bir güzellik nasib olursa “bu Allah tarafındandır” diyorlar. Allah’tan biliyorlar. Ve eğer başlarınıza bir bela veya herhangi bir kötülük gelirse “bu senin tarafındandır” diyorlar.

    Bu hususta şöyle rivayet edilmiştir ki: “Hz. Peygamber (s.a.v.) Medine’ye geldiği zaman Medine’de bolluk ve ucuzluk olmuştu. Hz. Muhammed’in insanları İslâm’a davet etmesi üzerine yahudilerin inadı ve münafıkların münafıklığı ortaya çıktığı sıralarda kıtlık ve pahalılık görülmeye başladı. Bunda belki Medine’nin kalabalık olmaya başlamasının da bir rolü düşünülse bile, yağmurların alışılmışın aksine az yağması, meyve ve ürünlerin olmaması gibi tabii durumlar da vardır ki, “Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek, ora halkını (Peygamberlere baş kaldırdıklarından ötürü bize) yalvarıp yakarsınlar diye mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır.” (A’raf, 7/94) âyetinde her peygamberin gönderildiği memlekette başlangıçta böyle bir darlık ve sıkıntının yüz göstermesi de Allah’ın âdeti olduğu açıkça belirtilmiştir. İşte o zaman yahudiler ve münafıklar; “Biz böyle uğursuz bir adam görmedik. Bu geleli meyvalarımız az biter oldu ve fiyatlar arttı, pahalılık çoğaldı.” diyorlar. Bolluğu ve ucuzluğu Allah’a, darlığı ve pahalılığı Peygambere isnad ediyorlardı. Çünkü “Onlara bir iyilik (bolluk) gelince, (Bu bizim hakkımızdır.) derler. Eğer kendilerine bir fenalık gelirse Musa ve onunla beraber olanları uğursuz sayarlardı ” (A’raf, 7/131) âyetinin mânâsından anlaşıldığı gibi vaktiyle Hz. Musa’yı da böyle uğursuz saymışlardı. Bu âyetin iniş sebebi bu olmuş. Fakat âyet, beyanın gelişi itibariyle savaş durumlarını da ilgilendirdiğinden iyilikler ve kötülükler, bolluk veya darlık, sıhhat veya hastalık, hayat veya ölümden başka, zafer veya yenilgi gibi savaş sonuçlarını da kapsayacak bir şekilde ifade edilmiştir.

    Ey Muhammed! De ki, başınıza gelen iyi ve kötü şeylerin hepsi Allah tarafındandır. Onun yaratması ve takdiri iledir. İyilikler, Allah’ın bir ihsanı, kötülükler de Allah’ın yardımı kesmesidir. Bu böyle iken bu adamların ne çıkarı var ki bir sözü veya olayı fıkhı ile, yani sırrı ve hikmeti ile anlamaya yaklaşmazlar da Allah tarafından başlarına gelen felaketi peygambere isnad etmeğe kalkışırlar.

    Şimdi de öyle bizi niye dine davet edip duruyorsun? Kâfirlik de Allah’tandır demeye kalkışırlar. Çünkü söz anlamamak yüzünden denilince bir taraftan bundan insanın çalışmasını ve iradesini inkar etmeye, kulların işlerinde cebr (zorlama) mânâsını çıkarmaya kalkışırlar. Diğer taraftan öyle ise sorumluluk nerede kalır? Allah’a inanma ve iman etmenin tabiat tasavvurundan ne farkı olur? Allah’a kötülük nasıl isnat edilir? Allah’ın zararlı olan bir şeyi yaratması nasıl caiz olur, gibi şüphelere saplanırlar.

    79-Bu konuda Ey Muhammed, hitaba layık ve Allah’ın sözünü anlayacak olan sensin, dinle: Sana gelen her iyilik, her menfaat, itaat ve mükafat Allah’tandır, çalışıp kazanman olsa da olmasa da Allah’tandır. Çünkü Allah dilemeyince hiçbir şey olmaz. Allah Teâlâ Rahman ve Rahim olduğu için de iyilikler O’nun irade ve takdirine, yaratma ve var etmesine dayanmakla beraber, O’nun rızasına da tamamen uygundur. Bunun için insanın çalışıp kazanmasıyla ilgili olmayan iyilikler yalnız Allah’ın ihsanı olduğu gibi, insan iradesiyle ilgili iyilikler de Allah’ın takdir ve yaratmasına, hükmünü yürütmesine ve başarılı kılmasına, irade ve rızasına uygun olması hasebiyle yine O’nun bir ihsanıdır. Bunun için sübjektif, objektif, maddî, manevî, çalışılarak kazanılan ve çalışmadan elde edilen mutlak şekilde bütün iyilikler Allah’tan bilinmelidir. Başına gelen her kötülük ise kendi nefsindendir, kendi günah veya kusurundandır. Gerçi “Hepsi Allah’tandır.” âyeti gereğince bu da Allah katındandır. Allah takdir ve irade etmemiş olsaydı bu da olamazdı. Fakat bunda yapma veya terk etme yönünden mutlaka senin sebep olman vardır. Bunun esası senin kendin, senin arzun veya senin kusurun, senin hatan veya senin acizliğin ve senin özündür. Çünkü sen başlangıçta kendi nefsinde ve aslında her şeye gücü yeten ve varlığın başlangıcı olsaydın elbette kendine hiçbir günahı yaptırmazdın ve hiçbir taraftan sana bir zararın gelmesi ihtimali olmazdı. Bundan dolayı birinci derecede günahların kaynağı, yokluğun aslı ve yalnız mümkün olan yaratıkların mahiyyetinin kendi acizliğidir. Allah, ona herhangi bir var oluş anında bol bol iyilik ihsan etmese o derhal yok olur gider. İkincisi, başa gelen kötülüklerin bir kısmı insanın arzu ve iradesine bağlıdır. İnsan onu nefsinde tecelli eden bir irade ve istek ile bilerek veya bilmeyerek bizzat veya dolayısıyla ister. Hatta ısrar da eder, irade ve istek kuvveti nefsinde bir iyilik olduğu halde istenen maksat, iyilik de kötülük de olabilir. Allah Teâlâ da cimri olmadığından kulunun iradesine izin verip hükmünü yürüterek maksadını yaratır ve istenen kötülük yine Allah katından gelmekle beraber, sebep ve çıkış yeri kulların nefsi ve onların kazancı sayılır ve sorumluluk da yapana ait olur. “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah, çoğunu affeder.” (Şûra, 42/30). Üçüncüsü, genel anlamıyla “seyyie” sadece günah değil, meşakkat ve sıkıntıları da kapsadığına göre bazı sıkıntılar, acılar vardır ki nefsi temizlemeye sebep ve günahlara keffaret ve bundan dolayı iyiliğin başlangıcı olur.

    Bu gibi kötülüklerin de başa gelmesi yalnız nefsin ıslahı veya kurtuluşu hikmetine dayandığından bu da Allah katından gelmekle beraber buna “nefsin için” mânâsına “nefsinden” demek doğru olursa da bunu iyilikten saymak daha uygundur. Bundan dolayı, her ne şekilde olursa olsun kötülük önce kula nisbet edilmeli, insan onu kendisinden bilmeli ve bununla birlikte “Allah katından” olduğunu da unutmamalıdır. Bu âyetten, Mutezilîlerin istenerek yapılan işlerde kulun kendi yaptıklarının yaratıcısı olduğunu, çıkarmaya kalkışmaları doğru değildir. Çünkü âyeti böyle bir iddiaya aykırıdır. Hülasa, “Her şey Allah’tandır.” Fakat bundan cebir (zorlama) anlaşılmamalıdır. Âyetinin açıklamasına uygun olarak ne zorlama, ne serbestlik “ikisi arasında bir durum,” bir adalet ve sorumluluk anlaşılmalıdır ki, burada de ki, “İyi ve kötü herşey Allah’tandır.” iman esasının güzel bir açıklaması vardır. Ve bu açıklama kendisini iyi, başkasını kötü, iyiliği kendinden, kötülüğü başkasından bilen cahil ve gururlu insanlığın gururuna karşı bir ders olduğu gibi; kendisini ne iyilik, ne de kötülük hiçbir şeyle ilgili saymayan tembel insanlığın tembelliğine ve ilişiksizliğine karşı da bir derstir. Mutlaka şunu iyi düşünmek gerekir ki, hem hem de olması, Allah ile insan arasında önemli bir ilginin varlığına delalet eder ki, bu da, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.” (Bakara, 2/30) âyetinde anlatılan vekillik; “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zâlim, çok cahildir.” (Ahzab, 33/72) âyetinin yüce açıklamasında arzedilen emanet meseleleridir. Nefis, ne zaman kendini ileri sürer, hareketlerini ve iradelerini kendi hesabına yapmaya kalkışırsa, vekilliği ve emaneti kötüye kullanmış olur ve kötülüğün kaynağı olmuş olur. Ve her ne vakit iradesini, emanetin yerine getirilmesi ve vekillik vazifesinin yürütülmesi açısından harcar, kendini Allah’ın iradesine teslim ederse, o zaman da Allah’ın iyiliklerine mazhar olur. Ve işte insanlık mertebeleri bu iki itibarın ortaya çıkmasına bağlıdır. Ve bunun en başında peygamberlik mertebesi, onun başında da genel elçilik (Peygamberlik) mertebesi vardır. Bunun için burada Hz. Peygamber’in bütün insanlığa peygamberliği âyetle ifade edilerek, bütün iyiliklere nail olduğu işaretle buyuruluyor ki: Ve biz seni bütün insanlara elçi olarak gönderdik, sen onlara nefsini değil, Rabbinin iradelerini, besbelli gücünü göstereceksin. Bundan dolayı senin nefsin, kendi hesabına ortaya çıkmaktan berî kılınmıştır. Sen hiç bir zaman kötülük kaynağı olmazsın ve buna şahid olarak Allah yeter. Allah’ın emrine bizzat Allah’ın şahitliğinden daha açık hiçbir şey yoktur. Sen, sözlerinde, işlerinde ve iradelerinde senin değil Allah Teâlâ’nın kudret, irade ve rızasını göstereceksin, hakkın iyiliklerini ortaya çıkaracaksın. “Allah’ın, kendisinden başka ilâh olmadığına şahitlik etmiş.” (Âl-i İmran, 3/18) olduğu gibi, “Allah’ın, Muhammed’in kendi elçisi olduğuna şahitlik etmiş” olduğu da anlaşılacaktır.

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: