Başlangıç > Dinler > Bilginin Demokratiklesmesi ve Gelisim

Bilginin Demokratiklesmesi ve Gelisim


Matbaa makinesi - 1811

1811'de yapilmis bir matbaa makinasi

Planet Earth belgesellerinden birisindeydi… Bir yavru balikcil kus, agaclarin dallarina yapilmis derme catma yuvada annesini bekliyor, bir yandan da merakla oldugu yerde kanat cirpiyor, belki de artik ucabilecegini hayal ediyordu. Henuz ucma yetisine ulasamamis olmasina ragmen yine de butun cabasiyla kendini yuvadan asagi birakti.

Timsah acti ve hayatta kalabilmek icin acilen bir av bulmasi gerekiyordu. Yukaridaki kus yuvasinda bir merakli kusun mutlaka hata yapacagina inaniyor, sabirla bekliyordu doganin carkinin donmesini… Iste av, hem de ayagina kadar gelmisti. Caresiz bir kus timsahin acligini biraz olsun yatistirabilecekti.

Anne kus, yavrusuna eminim ki ogut vermek istiyor, yuvanin sinirlari disina cikmamasini tembihlemek icin cirpiniyordu. O, tehlikeyi biliyordu, ama yavrusuna anlatamiyordu. Iste anahtar kelime buydu bizi biz yapan… Biz bildigimizi anlatabiliyorduk. Her yeni jenerasyonla sifir bilgiyle baslamiyorduk hayata. Kusaklar arasinda bilgi akisimi hic durmadan ilerliyor, her kusak bir sonrakinden daha bilgili yetisiyordu. Ama hala bir seyler eksikti.

Homo Neanderthaller (ilgili yazimi okumanizi oneririm) tipki biz insanlara benziyordu. DNA yapilari bizimkilerle %99.5 oraniyla ayniydi. Bizimle ayni zamanlarda, hem de ayni cografyalarda yasamis, bizler gibi avlanmis, bizler gibi gruplar halinde yasamislardi. Ama onlar yasam agacinda isimlerini birakirken kendileri silinecek, dunyadaki egemenligi sadece biz insanlara, homo sapiens’lere birakacaklardi. Peki neydi bunun sebebi? Bilim adamlarinin yaptiklari arastirmalar, Neanderthallerin cene yapilarinin ve alt dudagi oynatmaya yarayan mentalis kaslarinin, bizlerinkinden daha farkli yapida oldugunu, bu yuzden cikartabildikleri seslerin muzikal klik seslerine benzer olabilecegini ortaya koyuyordu. Neanderthal anneler, yavrularini belki bazi seslerle, gorsel efektlerle uyarabiliyorlar, ama tehlikenin icerigi hakkinda cok da aydinlatici olamiyorlardi… Neanderthal dedelerse, gorduklerini ve ogrendiklerini, biz insanlar kadar net anlatamiyordu genc kusaklarina. Bizi biz yapan sey, konusabilmemiz, bilgiyi paylasabilmemizdi.

200 bin yil boyunca dunya yasaminda soz sahibi olan bizlerin neden son bir kac yuzyildaki ilerlemimizi, bu kadar uzun zamanda saglayamadigimizsa, cevaplanmamis bir soruydu. Madem zeka seviyemiz bundan 50 bin yil once de ayniydi, madem konusabilme yetenegimiz yine biz, biz oldugumuzdan beri vardi, neden bu kadar beklemistik aya insan gonderebilmek icin? Aslinda cevap cok acikti. Bilgi paylasimi sadece lokaldi. Bir kabilenin veya boyun insanlari, sadece kendi bilgi birikimleriyle hayatta kalabilmeyi becerebiliyorlardi. Asya’da yasayan bir boyun, Avrupa’nin guneyindeki gelismelerden haberi olmadigi gibi, Amerika’nin ortalarinda yasayan Mayalarin varligindan dahi haberleri yoktu. Sonra tarihte ortaya Sumerler cikti. Yaziyi buldular. Artik bilgi sadece babadan ogula gecmiyor, 5 bin yil sonrasina kadar ulasacak hale geliyordu. Sumerler sonrasi cevre toplumlar da kendi yazi tekniklerini gelistiriyor, Babiller, Akadlar, Misirlilar ve Yunanlar gunumuze degin ulasacak eserlerini ve bilgi notlarini birakiyorlardi bizlere… Ama bilgi hala tekellerdeydi. 1424 yilinda Cambridge Universitesinin kutuphanesindeki kitap sayisi 122 idi ve her biri bir ciftlik kadar degerliydi. Bilgiye sadece ust tabaka veya kiliseler ulasabiliyordu. 1440’taysa Alman bir kuyumcu olan Gutenberg, belki de Internet’in icadi kadar onemli bir icad yapacak, matbaa makinesini gelistirecekti. Aslinda benzer makineler daha oncesinde Cin’de, Kore’de kullanilmisti. Ama yuz bin kadar tarihi karakter ve sembollerden olusan yazi dilleri, bu makinenin kullanimini oldukca sinirliyor, insanliga cok buyuk bir katkisi olamiyordu bu eski icatlarin… Gutenbergse, Latin harflerinin dizimi ve eserlerin cogaltilmasini saglamasiyla bir cigir acmis, eski Yunan filozoflarinin eserleri artik Avrupa’da tum dillerde orta sinif tarafindan dahi okunabiliyordu… Bilgi, ozellikle kiliselerin tekelinden cikmis, Umberto Eco’nun ‘Name of the Rose’ (Gulun Adi) adli eserinde anlatildigi gibi, bu tekel ugruna olumu goze almalarini onemsiz kilmisti. Artik bilgiye erisim cok daha kolaylasmisti. Insanoglu, bu tarihten sonra gelisimini iyice hizlandiracak, artik dunyanin, evrenin merkezi olmadigini lafla degil, kitaplarla tum nesillere anlatacakti.

Insanoglunun gelisimi artik durdurulamazdi. Telgraf, telefon, radyo, televizyon ve nihayetinde Internet ile artik bilgi paylasimi tanimlanamaz boyutlara ulasmisti. Artik, dunyanin bir ucunda yasayan benim dusuncelerimi, Texas’ta yasayan birisi de, Corlu’da yasayan bir baskasi da okuyabiliyordu. Artik minik cocuklara, ‘yaramazlik yaparsan bekciyi cagiririm, seni gotururler’, ‘igneci teyze gelir igne yapar’, ‘canavar kapar’ gibi basit uyarilar, sadece bu uyarilari yapan ebeveynleri komik duruma dusurecekti. Keza minik cocuk, hicbirimizin o yaslarda olmadigi kadar bilgi sahibiydi. Pek tabii bilginin bu kadar kolay erisilebilir olmasi herkesi mutlu etmeyecekti. Ulkemizin de dahil oldugu bazi “cahil ve cag disi” kalmis idari dusunce yapilariyla yonetilen ulkeler, sansur vasitasiyla insanlarin bilgiye erisimini engellemeye calisacak, ama basarabildikleri tek sey, bu dusunce sistemiyle kendilerini her an herseyden haberdar olan dunyaya rezil etmek olacakti. Richard Dawkins’in evrimi savunan Internet sitesine girdiginizde karsilacaginiz ilk yazi “Banned in Turkey“, yani “Turkiye’de yasaktir” yazisi olacakti. Tabii isterseniz girmeyi deneyin, eger Turkiye’de yasamiyorsaniz… (http://www.richarddawkins.net) Ama bu dusunce sistemi de ister istemez iflas edecek, bilginin bu kadar kolay erisilebilir oldugu dunyamizda, biz insanlarin aydinlanmasini kimse durduramayacakti. Artik, ‘ben peygamberim’ diye ortaya cikanlara, bilgiye sahip olan gunumuz insanlari ‘soytari’ diyecek, ama maalesef, hala, aynisini yuzlerce yil once yapanlara ‘ilahi’ gozuyle bakmaya devam edeceklerdi.

Insanoglunun onu, hic olmadigi kadar acik. Sansur de olsa, yasak da olsa bilginin dagilimini nihayetinde hicbir guc engelleyemeyecek ve insanligin gelisimi daha da ivmelenerek devam edecektir.

Bir sonraki yazida gorusmek uzere…

Kategoriler:Dinler
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: