Başlangıç > Dinler > Korku

Korku


Besinci gun bitmek uzereydi, ama yagmurlar hala dinmek bilmemisti. Bes koca gun hic durmadan yagan yagmur… Neydi goklerin huznunun nedeni? Paketteki son sigarami yakmadan once icimde o her zamanki bildik sikinti vardi. Daha gece uzundu ama icecek baska sigaram kalmamisti. Sokak kapisina dogru yurudum ve disarida yagan yagmurun siddetini gormek istedim. Acaba deger miydi bu yagmurda sokaga cikmaya bir sigara ugruna?O kadar siddetliydi ki yagmur, degil sigara almak, arabaya gidecek cesareti bile bulamadim kendimde. Artik bu son sigarayi o kadar idareli icmeliydim ki, bana olmayan yeni pakedin keyfini vermeliydi. TV’nin sesi artik gurultu gibi geliyordu bana, geri donup kapattim ve yeniden sokak kapimin altina kadar geldim. Kapim iceri dogru sonuna kadar acikti ve beni disaridaki doga azginligindan ayiran tek sey tel kapimdi. Yuzume ruzgarla savrulan yagmur damlalari carpiyor, beni keyiflendiriyordu. Evet artik son sigarami icebilirdim keyifle… Kucuk bir nefes cektim son sigaramdan. Yagmur yagmasa, tutunlerin yanarken citirdayislarini duyacaktim belki; ama yagmur her guce boyun egidiriyordu adeta. Tel kapiyi hafifce aralayip yerdeki su birikintilerini ve durmaksizin olusan halkalari izlemeye basladim. Halkalar tipki bir beyin oyunu gibiydi, hizla genisliyor, yok oluyor ama hemen yerine yenileri geliyordu. Biraz ilerideki sokak lambasinin isigini dahi zor secebiliyordum. Birden sokagi aydinlatmadigini dusundugum lamba sondu ve ben nasil da yanildigimi anladim. Karanliga gomulmustu her yer. Sonra gokyuzundeki o cilgin parlaklik olustu. Az once onbes metre otedeki lambanin isigi zor secilirken nasil olmustu da o kara bulutlari bir tavan gibi ortaya cikarabilmisti bu isik. Sonra bir anda aklima geldi, eyvah, korkunc bir gok gurultusu gelmeli bunun ardindan, hazirlikli ol Janos dedim kendime… Hayir, hazirlayamamistim kendimi bu sese… Oyle bir gok gurultusuydu ki o, beni oldugum yerde sicratti. Bir anda sigarami atip iceri girmek istedim. Derken bir isik daha, sonra bir tane daha… Hayir daha fazlasini kaldiramazdim, kapattim sokak kapisini. Ama gok gurultulerinin seslerini azaltamadi kapali kapi… Salonumda bir tek sigaramin isigi vardi artik… Bir de durmaksizin cakan simseklerin anlik isiltilari… Koltuguma oturup dusunmeye basladim. Ben biliyordum simsegi ve nedenini… Yagmuru ve nedenini.. O insanin icini urperten gok gurultulerini ve nedenlerini… Peki ya bes bin yil once, onbes bin yil once camsiz tas evlerinde, hatta magaralarda yasayan insanlar ne dusunuyordu acaba, ayni yagmurlar, ayni gok gurultuleri onlari buldugunda? Peki ya depremlerle caresizce ve savunmasizca sarsildiklarinda? Aciklayamiyorlardi ustune bastiklari yerin bu anlamsiz acisini ve cirpinisini. Sanki yer onlardan bir seyler icin intikam aliyor, onlara savas aciyordu… Sanki gok, onlari suda bogmak istiyor, isik da onlari kor etmek istiyordu…. O kulaklari sagir eden gurultu, Tanrilarin haykirisiydi ofkeyle ve nefretle… Insanlar nasil da kucuk hissediyor olmaliydilar kendilerini bu tarifsiz guce karsilik… Nasil da korkuyor, nasil da af diliyor, yalvariyor olmaliydilar… Secde ediyorlardi belki de bagislanmak icin… Belki de iclerinden birileri cikiyor, “ben size dememis miydim” diyordu onlara… Belki de bundan cikar saglama simsekleri cakiyordu bazilarinin beyinlerinde… Korku vardi, bilinmezlik vardi, siginma istegi vardi insanlarda… Onlar artik boyun egmeye hazirlardi… Tek ihtiyaclari olan, onlerine sunulacak minicik aciklamalardi… Tek ihtiyaclari olan, bu gucun sahibi her kimse onun sefkati, merhametiydi…
Dinler karanlikta yakilan bir mum gibidir dedi birisi. Sonra acikladi nedenini… Karanligi yirtar ve yakin cevresini los bir isikla aydinlatabilir. Ama aydinliktaysa o muma ihtiyac duyulmaz. Eski insanlar karanliktaydi. Onlerine sunulan her ne olursa olsun sindirmeye hazir, ac bekliyorlardi. Simsek caktiginda tanrinin gazabi dedi birileri… Evet boyle olmaliydi. Nereden ciksin ki bu tarifi mumkun olmayan isik yoksa? Deprem oldugunda Tanrilarin ofkesi dedi bir baskasi… Yagmur yagdiginda da Tanrilarin cezasi… Enki kurtarmasaydi insanlari, Sumerler zamaninda Tanrilar selde bogacakti tum insanligi… Ama Enki, Utnapistim’i uyarmisti bir gemi yap da bu selden kurtul diyerek… Akad yazitlarinda bulundu bu anlati. Sonra Sumer destani Gilgamista da… Bir kac bin yil sonraysa Yahudilerin yazitlarinda geciyordu ayni hikaye farkli bir isimle, Nuh’la… Bir kac bin yil sonraysa yine o bolgede yazilmis bir baska kitapta, gunumuze degin uzanmayi basaracakti…
Insanlar korktukca o korkudan nemalanan olacakti. Bu cok basit bir kuraldi. Okulda minik bir cocuk korkuyorsa, onun korkusunu kullanan bir baska minik cikardi elbet. Bir kabadayi nam salmissa deliligiyle, yurekliligiyle, karsisindakinin korkusunu gormek isterdi… Cezalandirirdi yoksa acimadan… “Vucut kimyasini” degistirirdi icabinda insanin… Sumer Tanrilari da korku verirdi insanlara… Kurbanlar sunardi insanlar… Etler pisirirlerdi Tanrilarin ofkesini dindirebilmek icin… Kabadayiya yapilan yalakaliga benziyordu bu adeta… Hosuna giderdi Sumer Tanrilarinin bu kurbanlar… Kabadayiysa yalakaliga belki icten ice gulerdi ama eminim ki buyukluk duygusunu tatmin ederdi karsisinda ezilen zayif karakterli insanin urkekligi… Yunan Tanrilari da, Misir Tanrilari da, hepsi de cok sinirliydiler… Bazen o kadar kizarlardi ki, tum toplumu yok ederlerdi… Yahudi tanrisi Yehova’ysa tum bu tanrilarin tek tanrida toplanmis haliydi sanki… Ama tum ozellikleri de tasirdi bunyesinde… En cok da ofkeyi… Cok sik cezalandirirdi biz insanlari… Hakederdik demek ki…. Sen kalk, topraktan insani yarat, hem de 30 kusur yasindaki haliyle… Sonra tek bir cocukluk anisi olmamis, gobek deligi dahi olmamasi gereken o insan, kalkip nankorluk yapsin sana… Anne diyememis hic, baba diyememis, koca dunyada tek basina orta yasli ama bir cocuk beyinli adam… Hayat tecrubesi sifir… Psikolojisi son derece bozuk bu “adam”, sikilmasin diye “dusunceli” Yehova bir de kadin yaratmis adama… Hem de itaatkar olsun diye kaburga kemiginden adamin… Itaat etmemis ama kadin… Parmaginda oynatmis bu psikolojik sorunlarla dolu yalniz adami.. O da bilmiyormus tabii Yehova’nin ofkesini, sinirleniginde nelere muktedir oldugunu… Adam hayatinda ilk kez kendisine benzeyen bir baska yaratikla tanisiyor ve yukarilarda sinirli bir tanri var devamli kendisini izleyen… Saka gibi… 🙂
Yilan gelip kadini kandirmis, ‘ye bu yasak meyveyi, bayilacaksin’ demis. Kadin da adami kandirmis, ‘yiyelim bu yasak meyveyi, bayilacagiz’ demis. Yemisler ve Yehova’nin yasagina karsi gelmisler…. Yehova cok sinirlenmis… Ceza olarak onlari bahceden kovmus. Sonra ciplak olduklarini farketmis bu iki gozlem altindaki ruhsal bozuklugu olan gobek deliksiz insanlar. Utanmislar birbirlerinden… Acaba neden utandilar? Yilanin cezasiysa daha ilgincmis… Bundan sonra surunecekmis yilan… Onceden surunmuyordu ya…
Sumerlerde de Tanrilarin bulundugu bir bahce varmis, bir cok da meyve agaci… Tanrica Ninhursag dikmis bu agaclari… Bir baska tanri Enki’yse yemesi yasak bu meyvelerden tatmis, utanmazca… Ninhursag cok kizmis, hastalik vermis her meyve icin farkli bir organa… Sonra da kiyamamis affetmis Enki’yi… Tanrilar ve Tanricalar yaratmis her hastalik icin, o organi tedavi edecek… Bir hasta organiysa kaburgasiymis Enki’nin… Ninti Tanricasini yaratmis o kaburgadan… Tipki Havva gibi, Adam’in kaburgasindan yaratilan…
Sonra, hem de cok sonra, bir kitap daha yazilmis, yine ofkeli bir Tanri’yi anlatan, yine o bildik hikayeleri yineleyen… Ipek yolu boyunca yasayan medeniyetlerin cag atladigi, ama Ipek Yoluna uzak dusmus bir col sehrinde, cagin gerisinde kalmis bir col sehrinde yazilmis hem de… Kendi toplumuna uygun dille yazilmis belki, kendi toplumunu toparlayan, yasalarina ceki duzen veren, koleligin devamini savunan, kadini eskisinden de cok asagilayan, ama yazarini pek bir oven bir kitapmis bu… Cevrede yasayan, farkli dil konusan Yahudileri bazen oven, bazen asagilayan, ama Yahudilerin devam ettirdigi hikayeleri birebir almayi da ihmal etmeyen…. Enki’yi, kaburgadan yaratilan Ninti’yi anlatan, Utnapistim’i, yaptigi gemiyle selden kacisini anlatan… Ama birazcik da farkli yorumlarla… Ama bu kitap da, tipki eskileri gibi, ofkeli bir Tanri anlatirmis… Bu ofkeli Tanri tipki bir muhasebeci gibi hesap tutarmis… Iyilik ve kotuluklerini kaydedermis insanlarin… Bazi gecelerde binle carpilirmis yapilan iyilikler, promosyon gibi, bazen de kotulukler bir katsayi degisimine maruz kalirmis… Bazen tamamen siliverirmis eski negatif puanlari. Bazen de kizar, hesabi bitirir, bundan sonra ne yaparsan yap, dersinden kaldin dermis basitce… Kural basitmis… Ofkeli tanriyi mutlu etmek icin sana emredilenleri yaparsan (mesela gunde bes kere dini rituellerde bulun, ezberledigin siirleri oku, col sehrine gel, bir binanin etrafinda don dur, sana gosterilen yere tas at, kadinsan asagilik oldugunu bil, orani burani acma, erkeksen kadinlari gerekirse dov ama itaat etmesini sagla, savas eder de senin kuralinla yasamayan gorursen oldur, ellerini ayaklarini capraz kes, karilarini kizlarini seks kolesi olarak al, yilda bir kez bir hayvani bogazla, kanini akit, vb.), ofkeli tanrinin atadigi ara elemanlara itaat edersen arti puanlar yazilirmis hanene… Sonra olunce de artilarla eksiler toplanir, cikartilir, sonuc ne cikarsa ofkeli tanri sana, ona gore bir karsilik saglarmis… Artida kaldiysan eger, nehirleri olan, bakire kizlarla sinirsiz seks yapilabilinecek bir diyara gidermissin… Ekside kaldiysan da kaynayan kazanlara atilip derini haslayacakmis ofkeli Tanri.. Zincirlere vurup irin icirecek, seni tedavi edecekmis sonra, daha cok aci cektirebilmek icin pek tabii…
Insanlar korkarlarmis… Hem de cok korkarlarmis.. Bu korkudan nemalananlarsa her zaman cikarmis… Ilkokulda bir minigin korkusundan da, mahallede bir garibanin korkusundan da, bes bin yil once bilgisi sinirli insanlarin tabiat korkularindan da… Mum, karanligi aydinlattikca, insanlarin karanlik korkulari bitmezmis hic… Ama elektrik kesintisi bitip de tum isiklar yandiginda oda tamamen aydinlanirmis, artik korkuya yer kalmazmis.

Besinci gun bitmek uzereydi, ama yagmurlar hala dinmek bilmemisti. Bes koca gun hic durmadan yagan yagmur… Neydi goklerin huznunun nedeni? Paketteki son sigarami yakmadan once icimde o her zamanki bildik sikinti vardi. Daha gece uzundu ama icecek baska sigaram kalmamisti. Sokak kapisina dogru yurudum ve disarida yagan yagmurun siddetini gormek istedim. Acaba deger miydi bu yagmurda sokaga cikmaya bir sigara ugruna? O kadar siddetliydi ki yagmur, degil sigara almak, arabaya gidecek cesareti bile bulamadim kendimde. Artik bu son sigarayi o kadar idareli icmeliydim ki, bana olmayan yeni pakedin keyfini vermeliydi. TV’nin sesi artik gurultu gibi geliyordu bana, geri donup kapattim ve yeniden sokak kapimin altina kadar geldim. Kapim iceri dogru sonuna kadar acikti ve beni disaridaki doga azginligindan ayiran tek sey tel kapimdi. Yuzume ruzgarla savrulan yagmur damlalari carpiyor, beni keyiflendiriyordu. Evet artik son sigarami icebilirdim keyifle… Kucuk bir nefes cektim son sigaramdan. Yagmur yagmasa, tutunlerin yanarken citirdayislarini duyacaktim belki; ama yagmur her guce boyun egdiriyordu adeta. Tel kapiyi hafifce aralayip yerdeki su birikintilerini ve durmaksizin olusan halkalari izlemeye basladim. Halkalar tipki bir beyin oyunu gibiydi, hizla genisliyor, yok oluyor ama hemen yerine yenileri geliyordu. Biraz ilerideki sokak lambasinin isigini dahi zor secebiliyordum. Birden sokagi aydinlatmadigini dusundugum lamba sondu ve ben nasil da yanildigimi anladim. Karanliga gomulmustu her yer. Sonra gokyuzundeki o cilgin parlaklik olustu. Az once onbes metre otedeki lambanin isigi zor secilirken nasil olmustu da o kara bulutlari bir tavan gibi ortaya cikarabilmisti bu isik. Sonra bir anda aklima geldi, eyvah, korkunc bir gok gurultusu gelmeli bunun ardindan, hazirlikli ol Janos dedim kendime… Hayir, hazirlayamamistim kendimi bu sese… Oyle bir gok gurultusuydu ki o, beni oldugum yerde sicratti. Bir anda sigarami atip iceri girmek istedim. Derken bir isik daha, sonra bir tane daha… Hayir daha fazlasini kaldiramazdim, kapattim sokak kapisini. Ama gok gurultulerinin seslerini azaltamadi kapali kapi… Salonumda bir tek sigaramin isigi vardi artik… Bir de durmaksizin cakan simseklerin anlik isiltilari… Koltuguma oturup dusunmeye basladim. Ben biliyordum simsegi ve nedenini… Yagmuru ve nedenini.. O insanin icini urperten gok gurultulerini ve nedenlerini… Peki ya bes bin yil once, onbes bin yil once camsiz tas evlerinde, hatta magaralarda yasayan insanlar ne dusunuyordu acaba, ayni yagmurlar, ayni gok gurultuleri onlari buldugunda? Peki ya depremlerle caresizce ve savunmasizca sarsildiklarinda? Aciklayamiyorlardi ustune bastiklari yerin bu anlamsiz acisini ve cirpinisini. Sanki yer onlardan bir seyler icin intikam aliyor, onlara savas aciyordu… Sanki gok, onlari suda bogmak istiyor, isik da onlari kor etmek istiyordu…. O kulaklari sagir eden gurultu, Tanrilarin haykirisiydi ofkeyle ve nefretle… Insanlar nasil da kucuk hissediyor olmaliydilar kendilerini bu tarifsiz guce karsilik… Nasil da korkuyor, nasil da af diliyor, yalvariyor olmaliydilar… Secde ediyorlardi belki de bagislanmak icin… Belki de iclerinden birileri cikiyor, “ben size dememis miydim” diyordu onlara… Belki de bundan cikar saglama simsekleri cakiyordu bazilarinin beyinlerinde… Korku vardi, bilinmezlik vardi, siginma istegi vardi insanlarda… Onlar artik boyun egmeye hazirlardi… Tek ihtiyaclari olan, onlerine sunulacak minicik aciklamalardi… Tek ihtiyaclari olan, bu gucun sahibi her kimse onun sefkati, merhametiydi…

Dinler karanlikta yakilan bir mum gibidir dedi birisi. Sonra acikladi nedenini… Karanligi yirtar ve yakin cevresini los bir isikla aydinlatabilir. Ama aydinliktaysa o muma ihtiyac duyulmaz. Eski insanlar karanliktaydi. Onlerine sunulan her ne olursa olsun sindirmeye hazir, ac bekliyorlardi. Simsek caktiginda tanrinin gazabi dedi birileri… Evet boyle olmaliydi. Nereden ciksin ki bu tarifi mumkun olmayan isik yoksa? Deprem oldugunda Tanrilarin ofkesi dedi bir baskasi… Yagmur yagdiginda da Tanrilarin cezasi… Enki kurtarmasaydi insanlari, Sumerler zamaninda Tanrilar selde bogacakti tum insanligi… Ama Enki, Utnapistim’i uyarmisti bir gemi yap da bu selden kurtul diyerek… Akad yazitlarinda bulundu bu anlati. Sonra Sumer destani Gilgamista da… Bir kac bin yil sonraysa Yahudilerin yazitlarinda geciyordu ayni hikaye farkli bir isimle, Nuh’la… Bir kac bin yil sonraysa yine o bolgede yazilmis bir baska kitapta, gunumuze degin uzanmayi basaracakti…

Insanlar korktukca o korkudan nemalanan olacakti. Bu cok basit bir kuraldi. Okulda minik bir cocuk korkuyorsa, onun korkusunu kullanan bir baska minik cikardi elbet. Bir kabadayi nam salmissa deliligiyle, yurekliligiyle, karsisindakinin korkusunu gormek isterdi… Cezalandirirdi yoksa acimadan… “Vucut kimyasini” degistirirdi icabinda insanin… Sumer Tanrilari da korku verirdi insanlara… Kurbanlar sunardi insanlar… Etler pisirirlerdi Tanrilarin ofkesini dindirebilmek icin… Kabadayiya yapilan yalakaliga benziyordu bu adeta… Hosuna giderdi Sumer Tanrilarinin bu kurbanlar… Kabadayiysa yalakaliga belki icten ice gulerdi ama eminim ki buyukluk duygusunu tatmin ederdi karsisinda ezilen zayif karakterli insanin urkekligi… Yunan Tanrilari da, Misir Tanrilari da, hepsi de cok sinirliydiler… Bazen o kadar kizarlardi ki, tum toplumu yok ederlerdi… Yahudi tanrisi Yehova’ysa tum bu tanrilarin tek tanrida toplanmis haliydi sanki… Ama tum ozellikleri de tasirdi bunyesinde… En cok da ofkeyi… Cok sik cezalandirirdi biz insanlari… Hakederdik demek ki…. Sen kalk, topraktan insani yarat, hem de 30 kusur yasindaki haliyle… Sonra tek bir cocukluk anisi olmamis, gobek deligi dahi olmamasi gereken o insan, kalkip nankorluk yapsin sana… Anne diyememis hic, baba diyememis, koca dunyada tek basina orta yasli ama bir cocuk beyinli adam… Hayat tecrubesi sifir… Psikolojisi son derece bozuk bu “adam”, sikilmasin diye “dusunceli” Yehova bir de kadin yaratmis adama… Hem de itaatkar olsun diye kaburga kemiginden adamin… Itaat etmemis ama kadin… Parmaginda oynatmis bu psikolojik sorunlarla dolu yalniz adami.. O da bilmiyormus tabii Yehova’nin ofkesini, sinirlendiginde nelere muktedir oldugunu… Adam hayatinda ilk kez kendisine benzeyen bir baska yaratikla tanisiyor ve yukarilarda sinirli bir tanri var devamli kendisini izleyen… Saka gibi… 🙂

Yilan gelip kadini kandirmis, ‘ye bu yasak meyveyi, bayilacaksin’ demis. Kadin da adami kandirmis, ‘yiyelim bu yasak meyveyi, bayilacagiz’ demis. Yemisler ve Yehova’nin yasagina karsi gelmisler…. Yehova cok sinirlenmis… Ceza olarak onlari bahceden kovmus. Sonra ciplak olduklarini farketmis bu iki gozlem altindaki ruhsal bozuklugu olan gobek deliksiz insanlar. Utanmislar birbirlerinden… Acaba neden utandilar? Yilanin cezasiysa daha ilgincmis… Bundan sonra surunecekmis yilan… Onceden surunmuyordu ya…

Sumerlerde de Tanrilarin bulundugu bir bahce varmis, bir cok da meyve agaci… Tanrica Ninhursag dikmis bu agaclari… Bir baska tanri Enki’yse yemesi yasak bu meyvelerden tatmis, utanmazca… Ninhursag cok kizmis, hastalik vermis her meyve icin farkli bir organa… Sonra da kiyamamis affetmis Enki’yi… Tanrilar ve Tanricalar yaratmis her hastalik icin, o organi tedavi edecek… Bir hasta organiysa kaburgasiymis Enki’nin… Ninti Tanricasini yaratmis o kaburgadan… Tipki Havva gibi, Adam’in kaburgasindan yaratilan…

Sonra, hem de cok sonra, bir kitap daha yazilmis, yine ofkeli bir Tanri’yi anlatan, yine o bildik hikayeleri yineleyen… Ipek yolu boyunca yasayan medeniyetlerin cag atladigi, ama Ipek Yoluna uzak dusmus bir col sehrinde, cagin gerisinde kalmis bir col sehrinde yazilmis hem de… Kendi toplumuna uygun dille yazilmis belki, kendi toplumunu toparlayan, yasalarina ceki duzen veren, koleligin devamini savunan, kadini eskisinden de cok asagilayan, ama yazarini pek bir oven bir kitapmis bu… Cevrede yasayan, farkli dil konusan Yahudileri bazen oven, bazen asagilayan, ama Yahudilerin devam ettirdigi hikayeleri birebir almayi da ihmal etmeyen…. Enki’yi, kaburgadan yaratilan Ninti’yi anlatan, Utnapistim’i, yaptigi gemiyle selden kacisini anlatan… Ama birazcik da farkli yorumlarla… Ama bu kitap da, tipki eskileri gibi, ofkeli bir Tanri anlatirmis… Bu ofkeli Tanri tipki bir muhasebeci gibi hesap tutarmis… Iyilik ve kotuluklerini kaydedermis insanlarin… Bazi gecelerde binle carpilirmis yapilan iyilikler, promosyon gibi, bazen de kotulukler bir katsayi degisimine maruz kalirmis… Bazen tamamen siliverirmis eski negatif puanlari. Bazen de kizar, hesabi bitirir, bundan sonra ne yaparsan yap, dersinden kaldin dermis basitce… Kural basitmis… Ofkeli tanriyi mutlu etmek icin sana emredilenleri yaparsan (mesela gunde bes kere dini rituellerde bulun, ezberledigin siirleri oku, col sehrine gel, bir binanin etrafinda don dur, sana gosterilen yere tas at, kadinsan asagilik oldugunu bil, orani burani acma, erkeksen kadinlari gerekirse dov ama itaat etmesini sagla, savas eder de senin kuralinla yasamayan gorursen oldur, ellerini ayaklarini capraz kes, karilarini kizlarini seks kolesi olarak al, yilda bir kez bir hayvani bogazla, kanini akit, vb.), ofkeli tanrinin atadigi ara elemanlara itaat edersen arti puanlar yazilirmis hanene… Sonra olunce de artilarla eksiler toplanir, cikartilir, sonuc ne cikarsa ofkeli tanri sana, ona gore bir karsilik saglarmis… Artida kaldiysan eger, nehirleri olan, bakire kizlarla sinirsiz seks yapilabilinecek bir diyara gidermissin… Ekside kaldiysan da kaynayan kazanlara atilip derini haslayacakmis ofkeli Tanri.. Zincirlere vurup irin icirecek, seni tedavi edecekmis sonra, daha cok aci cektirebilmek icin pek tabii…

Insanlar korkarlarmis… Hem de cok korkarlarmis.. Bu korkudan nemalananlarsa her zaman cikarmis… Ilkokulda bir minigin korkusundan da, mahallede bir garibanin korkusundan da, bes bin yil once bilgisi sinirli insanlarin tabiat korkularindan da… Mum, karanligi aydinlattikca, insanlarin karanlik korkulari bitmezmis hic… Ama elektrik kesintisi bitip de tum isiklar yandiginda oda tamamen aydinlanirmis, artik korkuya yer kalmazmis.

Kategoriler:Dinler
  1. Abdullah TUNA
    Ekim 2, 2009, 8:45 am

    Yine çok güzel bir yazı olmuş Janos kardeş. Zaten mantıksız olan böyle tanrı uydurmalarına o günlerde inanmak değil şu an bir çok şeyi bilimle mantıkla açıklayabildiğimiz halde aynı tanrıya inanmaya devam etmektir. O günlerdeki insanlar çaresizlikten ve korkudan inanıyorlardı. Şimdi sorunlara karşı bir sürü çare var ama korku devam ediyor üstelik bu dünyadaki şeylerden değil dinlerin öbür dünya dediği yerin nasıl olacağına bağlı bir korku ve çoğu insan bütün hayatını bu korkuyla geçiriyor. İlkel dönemde bir kaplanla karşılaştığımızda hemen kaçmamızı ve hayatta kalmamızı sağlayan korku aynı şekilde öfkeli bir tanrıya inandırıyor insanları. Sanırım bu bir nevi mantıkla duygunun savaşı gibi ve bu savaşı mantık kazanamazsa insanlar hayatlarını bu korkuyla geçirmeye devam edeceklerdir. Bu gibi yazılar insanların bilinçlenmesi için çok yararlı oluyor. Devamını bekliyoruz. 😉

  2. Ahmet_
    Ocak 15, 2010, 7:45 am

    Sizin savunduğunuz gibi Allah’a korktuğum için değil, huzur bulduğum için inanıyorum. Sanırım çok şanslıyım. Çünkü her ne kadar bir takım şeyleri ben günah diye yapmıyosam da sonunda inanan herkes gibi cennete gideceğime inanıyorum. Yukarıya yazdıklarınıza da bizim gibi düşünmeyen bir insanın dini saptırma çabaları olarak bakıyorum. Sanırım bunun için de çok şanslıyım. Olayları yansıtışınız sadece mitolojik kitaplara yakışacak cinsten. Din bu kadar basit değil. Ve ben de (sizi kastetmiyorum) dünyanın güneş patlaması sonucu tesadüfen oluşmasıyla pek tabii dalga geçebilirim, bunu basite indirgeyebilirim. Ama bu buna inananları inancından saptırabilir mi? Hayır. Sizin bu yazdıklarınıza da zaten sizin gibi düşünenler inanıyor. Eğer inananları bilinçlendirme amaçlıysa bu yazılar çoğu kişinin benim gibi “hahaha!” deyip geçtiğine eminim. Eğer internet sitelerine sayfalarca yazı yazarak insanların kafasını bulandırmaya çalışmak yerine bir ilahiyat profesörüne sorarsanız gerekli açıklamaları yapabilir. Sizde dini biraz daha ciddiye almanız gerektiğini öğrenebilirsiniz.

  3. Agnostik
    Ocak 15, 2010, 11:24 am

    Buralarda sadece “Allah yoktur, dinler saçmalıktır.” gibi şeyler yazsa haklısınız, ben bile güler geçerdim. Ama Janos inkar edilemeyecek şekilde kanıtlar sunarak dinlerin size saçmalıklarını söylemeyek için uğraşıyor. Kanıt gösterilmiş, gerçek şeyleri inkar edip dalga geçerek hahaha diye gülüyorsunuz ve Janos’un saçmalıklarla dalga geçmesini yadırgıyorsunuz.
    Evet bizim gibi düşünenler [dinsizler(genellikle bilim insanları, aydınlar, zenginler vb.)] kanıtlanamayan saçmalıklara değil bilime ve gerçeklere inanırlar. Ve bu tür yazılar, yeterince akıllı, cesur ve gerçekçi; fakat henüz gerçeği görememiş insanların gerçeği görmesine yardımcı oluyor.
    Bir din profesörü ile aramda geçenler:

    – Darwin hayatı boyunca dinsizdi, ve Allah Darwin’in dinsiz olacağını, Darwin daha doğmadan önce biliyordu. O halde Darwin’in müslüman olup hidayete ermesi imkansızdı çünkü eğer müslüman olsaydı bu durumda Allah’ın bildiği bilgi yanlış çıkmış olacaktı. Allah’ın bildiği bilgi asla yanlış olamayacağına göre Darwin de asla hidayete eremeyecekti. Bu duruma ne diyeceksiniz.
    – Senin burada yanlış anladığın bir mevzu var. Allah’ın daha önceden bilmesi bunu değiştiremeyeceğin anlamına gelmez. Sen, yapacaklarını Allah bildiği için yapmazsın, sen bunları yapacağın için Allah bilir.

    – Peki Allah bizim yapacaklarımızı önceden biliyorsa niçin bizi direkt olarak cennete veya cehenneme atmadı?
    – Eğer öyle olsaydı hakkımızı arayıp “Allah’ım ben dünyada bunları yapmazdım.” diyebileceğimiz için bizi sınava sokmuştur.

    – He dünyada Allah’ın yönettiği bir kuklayız ozaman öylemi? Kusura bakmayın ama böyle mantıksız bir şeye inanamam.
    – Evladım inat ediyorsun anlamak istemiyorsun herhalde. Çok geç olmadan bunları anla yoksa halin öbür dünyada feci olacak. Sana acıyorum.

  4. Ahmet_
    Ocak 15, 2010, 6:13 pm

    Kendini kukla olarak nitelendirmen kendine haksızlık değil mi? Ben hep insanların karşılaştıklarının kader olduğunu düşünürüm yapacaklarının değil. Hatta bununla ilgili birşey de yazmıştım başka bir konuda; hani Hz. Muhammed yıkılmak üzere olan duvarın yanından değil de biraz ötesinden geçiyordu. Neden böyle yaptığını soranlara duvar yıkılmak üzereydi deyince “ama kader?” diye soruyorlardı ancak Hz. Muhammed bunun üzerine “ben Allah’ın yazmış olduğu kaderden başka bir kadere geçtim” gibi bir yanıt veriyordu. Kader, din hakkında çok fazla bilgin olduktan sonra sorgulanacak bir konu bence. Çünkü idrak edemeyenler kolayca yolundan sapabilir.

  5. shafak
    Mayıs 3, 2010, 2:52 pm

    Kaderi bizler yönlendiriyoruz. Sokakta giderken başına cam levha düşerse( veya buna benzer bir başka talihsizlik yaşanaırsa)o zaman kader diyebilirsin, yani elinde olmayan birşeye-kader diyebilirsin, o şeyiki, başara bilirisin ve sen kendin hükmünü verebilirsin-o kader değil kanımca, Janos yine yapacağını yapmış, güzel yazıyor, çünkü kopya değil yaşadığını ve anladığını yazıyo. Ama şunu demeden duramıcam, ilim insana zamanla verilmiş (çünkü Allah alimdir), senin şimdi anladığının uğruna bir zamanlar bir çok canlar gitmiş,galileonu dünyanın yuvarlak olduğunu ssöylediği için ateşe atmışlardı-okuduğum zaman çok üzülmüştüm, onun gibi bir çok hem bilim hemde aydın din adamları, bu arada din adamları derken lütfen sadece Türkiyeyi düşünmeyin, birde bu aydın din adamları sadece dinle meşgul değiller…

    Din adamları demişken, aklıma geldi de söyleyim: birgün yurtdışındayken bir yabancı uyruklu arkadaşıma(kendisi dini okulların(imamhatip) en üstününü okumuştu) dinle ilgili bir soru sordum, bana herkesin bildiği bir yanıtı verdi ama şunu da ilave etti: bu herkesin bildiği bir yanıt ama sana bir başka yanıtım daha var. Niye bana o başka yanıtı da söylüyorsun ki?-sorduğumda, bana ”çünkü sen herkes değilsin, bu tür şeyler herkese söylenmez, çünkü insanların algılama sistemi aynı değil, ”A” söylersin”T” anlarlar…
    Anladığım kadarıyla her şey açıkca söylenmiyor sadece yerine yetirilmesi isteniyor. Birde zamanımız da artık o eski zamanlar değil, insanların algılaması eskiye göre daha ”ilerlemiştir”(ha, nneyi nasıl algılıyorlar başka konu).Bir de insanlara bırakmak lazım bence, herkes tercihini yapsın.Janos senin de kendine göre anladığın konular vardır muhakkak, kendini haklı da görebilirsin, ama bu iç dünyanı içinde yaşasan fena mı olur? Kime neyi ısbatlamayı çalışıyorsun ki

  6. ebru
    Ekim 19, 2014, 4:40 pm

    Tüm yazılarını okudum. Yazmaya devam etmelisin. Hatta bir kitabın olmalı senin 😉

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: