Başlangıç > Dinler > Kimdir Bu Allah?

Kimdir Bu Allah?


Daha onceki yazilarimda birlikte Cennet‘in nerede oldugunu, Kuran’in nasil hatalarla dolu oldugunu, eski inanislari ve uc buyuk dinin bunlardan etkilenisini, insanlarin inanma ihtiyaclarini ve nedenlerini irdelemestik. Bu yazidaysa Kuran’in o korku duyulan, cezalandirici, hani biraz da ‘psikopat’ diye tanimlayabilecegimiz buyuk yazari Tanriyi, ya da tum Muslumanlarca bilinen adiyla “Allah’i” irdeleyelim… Kimdir bu Allah?

    – Yazardir. Eserlerini uc ana ciltte (Tevrat, Incil, Kuran) topladigina inanilir. (Hristiyanlar bu inanisa katilmazlar. Onlar, kendi ciltlerinin “Allah” tarafindan yazildigini dusunmezler. Yahudilerse Kuran’in, Muhammed isimli peygamber tarafindan yazildigina inanir.) Eserlerinden sonuncusu ve Muslumanlarin iddiasina gore tek orijinalligini koruyabileni olan Kuran, 1400 yildir yayinlanmasina ragmen hic bir zaman en cok satan kitaplar siralamasinda bir numaraya yukselememistir. (Incil birincilikteki yerini kimseye kaptirmamaktadir.)
    – Yaraticidir. Ama yarattigi hicbir sey, kendisinin iddia ettigi gibi mukemmel degil, aksine hatalarla doludur. Kendisine inananlarin reddetmesine ragmen, evrimle bu yaratiklar daha iyiye dogru yol alirlar.
    – Asabidir. Kitabinda biz insanlari yarattigini iddia eder, devamli olarak tapinma ihtiyacina dem vurur ve yapacagimiz hatalarda bize yapacagi iskenceler (derimizi yuzmek, irin icirmek, yakmak, zincirlere baglamak, kaynar su icirip midemizi haslamak, vb.) konusunda bilgi verir.
    – Irkcidir. Koleligi savunur. Kolenin efendisiyle kiyaslanamayacak kadar asagilik olduguyla ilgili ornekler verir. Kadinlari yarim akilli olarak niteler ve erkek egemenliginin dogalligini savunur.
    – Soykirimcidir. Hani tek tek degil, soykirim diyebilecegimiz katliamlar yapmis ve bununla da gurur duymaktadir. Insanlari nasil bogdugunu, nasil yaktigini, ezdigini gururla anlatir ve kalanlari da (biz) bununla tehdit eder.

    – Genetik uzmanidir. Yine evrimi reddeden takipcilerinin aksine, insani “geri-mutasyon()!)” teknigiyle maymunlara ve domuzlara cevirmistir.

    – Kibirlidir. Koskoca evreni yaratmis, o evren icinde kucucuk kalan Samanyolu Galaksisinin, minicik Gunes Sistemindeki, mini minicik bir gezegen olan dunyada yasayan zavalli biz insanciklarla ugrasir durur. Bu kadar buyuk seyleri sadece “ol” diyerek yaratan bir gucun, bizim gibi minik, onemsiz, muhtac, zavallilarla boylesine ugrasmasi cok enteresandir. Bizi hem sever, hem dover, hem tehdit eder, hem affeder. Oldukca dengesizdir. Ama bir yandan da bizi kendisine muhattap bile almaz. Bir araci ile insanlardan sectigi bazilarina haber gonderir. Bu aracilara melek, secilmis insanlara da peygamber denir. Her topluma bunlardan gonderdigini iddia etse de bildigimiz kadariyla bir tanesi (Muhammed) disinda hepsi de Yahudidir.

    – Tuhaftir. Biz minik insanlardan yilda bir ay ac kalmamizi, gevis getiren hayvanlarin kafasini kesip kanini akitmamizi ve kendisine kurban olarak sunmamizi, dunyanin en verimsiz, en cirkin bolgelerinden birisi olan Arabistan’da, kup seklindeki bir binanin cevresinde yedi kez donmemizi, yerden tas alip gosterdigi bir tarafa dogru firlatmamizi, gunde bes kez tuhaf denilebilecek tarzda rituellerle sessizce ona yalvarmamizi sart kosmustur. Bunun disinda yine kendi yarattigi bazi insanlarla (Yahudi) savasip onlarin ellerini ayaklarini caprazlama kesmemizi, buldugumuz yerde onlari oldurmemizi, kadinlari dovmemizi, vb. ister. Aksi takdirde bizi cok agir bir sekilde cezalandiracaktir. (Bkz. Asabi maddesi)

    – Henuz kendisini goren olmamistir. Peygamber oldugu soylenen insanlarin bazilari O’nu gordugunu iddia etse de hicbirisi tatmin edici bir kanit sunamamislardir.

    – Her seyi yarattigini iddia etse de, son yuz yilda bizim acikladigimiz evrenle ilgili hicbir bilgisi olmadigi intibai uyandirir. Gokleri direksiz tuttugu iddiasi, daglari yeri sabitlemek icin yarattigi teoremi, ayi nur sacan (isik kaynagi) bir cisim olarak tanimlamasi, gunumuzde bizlere oldukca komik gelmektedir. Dunya atmosferine giren ve alev alan meteorlaraysa “kayan yildiz” diyerek uzay hakkindaki bilgisizligini iyice ortaya koymaktadir. Ama uzay hakkindaki bilgisizligine ragmen inananlari O’nun herseyi yarattigini dusunurler.

    – Yemin etmeye bayilir. Batan gunese, kayan yildiza, aya, goge, doguya, batiya, akliniza gelecek herseye yemin eder.

    – Comerttir. Dunyada Muslumanlara (ozellikle kadinlara) herseyi yasaklamasina ragmen, oldukten sonra herkese (ozellikle erkeklere) bakire genc kizlarla sinirsiz seks, alkol, tembellik, yesillik, ipek giysiler, irmaklar(!) ve golgeler(!) vaadeder. Henuz bu vaadlerle ilgili yazdigi kitap disinda bir kanit sunmamistir.

Peki, bu maddelerden sonra biraz daha irdeleyelim, kimdir bu Allah. Muhammed, peygamberligini kirk yasinda deklare ettiginde babasi Abdullah coktan vefat etmistir. Abdullah, Abd-Allah kelimelerinin birlesimiyle “Allah’in kulu” anlamina gelip, Muhammed’in peygamberligini aldigini iddia ettigi Allah ile aynidir. Peki nasil olur da Allah, ya da Arapcasiyla Al-Ilah (El-Ilah), Muhammed daha O’nu insanlara anlatmadan once bilinmekte, dogan cocuklara “Allah’in kulu” anlamina gelecek “Abdullah” ismi verilmektedir? Yoksa, yoksa Allah, yani El-Ilah, zaten Arap toplumunca kabul edilmis, bilinen bir Tanri midir? Yoksa siz Muslumanlar, yine kandirildiniz mi?

“Allah is found . . . in Arabic inscriptions prior to Islam” (Encyclopedia Britannica, I:643). (Islam oncesi Arapca yazilarda… Allah ismine rastlanir – Britanika Ansiklopedisi I:643)

“Allah” is a pre-Islamic name . . . corresponding to the Babylonian Bel’ (Encyclopedia of Religion, I:117 Washington DC, Corpus Pub., 1979). (Allah, Islam oncesine ait bir isimdir… Babil kaynaklarina gore. – Dinler Ansiklopedisi, I:117 Washington DC, Corpus Yayini, 1979)

“The Arabs, before the time of Mohammed, accepted and worshipped, after a fashion, a supreme god called Allah” (Encyclopedia off Islam, I:302, Leiden: E.J. Brill, 1913, Houtsma). (Araplar, Muhammed oncesinde Allah isminde bir tarniya inanmis ve ibadet etmislerdi. – Islam Ansiklopedisi, I:302, Leiden:E.J. Brill, 1913, Houtsma)

“Allah was known to the pre-Islamic . . . Arabs; he was one of the Meccan deities” (Encyclopedia off Islam, I:406, ed. Gibb).(Allah, Islam oncesinde bilinmekteydi… Mekke Tanrilarindan bir tanesiydi. – Islam Ansiklopedisi, I:406)

“Ilah . . . appears in pre-Islamic poetry . . . By frequency of usage, al-ilah was contracted to Allah, frequently attested to in pre-Islamic poetry” (Encyclopedia off Islam, III:1093, 1971). (Ilah, Islam oncesi edebiyatiynda gorulurdu. Al-Ilah ismi, Allah sekline donusturuldu ve Islam oncesi edebiyatinda siklikla kullanildi – Islam Ansiklopedisi, III:1093, 1971)

“The name Allah goes back before Muhammad” (Encyclopedia of World Mythology and Legend, I:41, Anthony Mercatante, New York, The Facts on File, 1983). (Allah ismi Muhammed oncesine dayanir. – Dunya Mitolojileri ve Efsaneleri Ansiklopedisi, I:41, Anthony Mercatante, New York, Dosyalardaki Kanitlar, 1983)

“The origin of this (Allah) goes back to pre-Muslim times. Allah is not a common name meaning “God” (or a “god”), and the Muslim must use another word or form if he wishes to indicate any other than his own peculiar deity” (Encyclopedia of Religion and Ethics, I:326, Hastings). (Allah’in orijini Muslumanlik oncesine dayanir. Allah Tanri anlaminda kullanilan genel bir isim degildir, ve Muslumanlar kendi tanrilari disinda bir anlamda kullanacaklarinda baska bir format kullanmalidirlar. – Din ve Etik Ansiklopedisi, I:326, Hastings)

“Allah was already known by name to the Arabs” (The Bible and Islam: or, The Influence of the Old and New Testament on the Religion of Mohammed, New York, Charles Scribner’s Sons, 1897, p. 102). (Allah, Araplar tarafindan zaten bilinmekteydi. – Tevrat ve Islam, Eski ve Yeni Testimonilerin Muhammed’in dinine etkileri, New York, Charles Scribner’in Ogullari, 1897, sayfa 102)

“The name Allah is also evident in archeological and literary remains of pre-Islamic Arabia” (The Call of the Minaret, New York: Oxford University Press, 1956, p. 31). (Islam oncesi Arap kalintilarinda Allah ismine rastlanir – Minarelerin cagrisi, New York: Oxford Universitesi Yayinlari, 1956, sayfa 31)

Ayasofya, kubbesinde hilalle camii’e donusur

Sumerlerin tapindiklari bir Ay Tanricasi vardir, ismi Nannadir. Semboluyse ‘Hilal’dir. Eski Yunanda Ay Tanricasina Selene, Artemis, Phoebe isimleri verilmistir. Roma Mitolojisinde Luna, Diana isimlerini alir yine ayni Ay Tanricasi. Misirdaysa Chons, Thoth isimleri ile anilmaktadir. Araplar icin Ay Tanrica degil Tanridir, yani erildir. Tanrica olarak Gunese tapilir. Ay Tanrisinin ismi El Ilah, yani Allah’tir. El-Ilah’in uc tane de kizi vardir, al-Lat (Lat), al-Uzza (Uzza) ve Manat (Menat) isimlerindeki bu Ilaheler Araplar icin oldukca kutsal kabul edilir. El-Ilah’in sembolu, tipki eski Sumer inanislarindaki Nanna’da oldugu gibi hilaldir. Tum Muslumanlarca kutsal kabul edilen, minarelerin ve kubbelerin tepesine konan, cogu Musluman ulkenin (ulkemiz dahil) bayraginda da bulunan “hilal”in, El-Ilah, yani Allah’in, ta Sumerler zamanindan beri olan ay tanrisinin sembolu oldugunu biliyor muydunuz? Peki bilmiyorduysaniz, neden minarelerin tepesinde ‘hilal’ oldugunu hic dusunmus muydunuz? Hristiyanlarin ‘hac’ sembolunu elestiren Muslumanlarin, ‘hilal’ sembolunun anlamini dahi bilmemesi sizce ilginc midir?

El-Ilah ve kizlari

M.O. 8. YY’da yapildigina inanilan Kabe’de Muhammed’in yasadigi donemlerde 360 tane put bulunmaktadir. Bunlardan en buyugu ve en kutsali El-Ilah, yani Ay Tanrisidir. Gunes Tanrisindan olan kizlari Lat, Uzza ve Menat da bundan sonra en cok tapilan putlari olusturmaktadirlar. Araplar, ozellikle bu uc ilahe ve Allah icin, Islam oncesinde de yuzlerini Kabe’ye donmekte, gunde dort veya bes kez “salat” etmekte (namaz kilmaktadir), Ramazan aylarinda Oruc tutmakta ve kurban kesmekte, Kabe’yi yedi kez tavaf etmekte, seytan taslamakta (Seytan inanci, Zerdustilik inancindan Araplara gecmistir.), kutsal olduguna inanilan “Hacerü’l-Esved” tasini (siyah tas) opmektedirler. Muhammed peygamberlik iddiasiyla ortaya ciktiginda aslinda Araplara yeni bir inanis veya yeni bir Ilah sunmamis, inandiklari Allah’i da ellerinden almamis, sadece zaten inanilmakta olan Allah’in ‘tek tanri’ oldugunu soylemistir. Bu sayede Allah’in diger Araplarca kabulu de daha kolay olmustur.

Dört farklı açıdan Ay Tanrısı. Göğüs kafesine kazınmış hilale dikkat ediniz.

Herkesin kulaktan duyma olarak bildigi ama eminim ki cogunuzun aslini bilmedigi “seytan ayetleri”nde de yine konumuzla pek alakali tespitler cikarabiliriz… Olay ozetle soyledir. Muhammed bir gun Kuran’dan ayetler (Necm Suresi) okur, cevresinde inanan ve inanmayanlar onu dinlerken El-Ilah’in kizlari olan Lat, Uzza ve Manat’a atifta bulunur ve bu uc ilaheden ovguyle soz eder ve soyle der (Buhari’nin hadislerinde anlatilir):

Lat ve Uzza ve bir üçüncüsü olan Memat. Bunlar yüce turnalardir. (Kugular) ve bunlarin sefaati kesinlikle umulur.

Bunu yaparken de secdeye varir. Bunun uzerine Muhammed ile birlikte herkes (Musluman olmayanlar da) secdeye varirlar. Bu olay daha sonra Muslumanlar arasinda tepkilere yol acacaktir. Sonrasindaysa Muhammed’e durumu kurtarmaya yonelik ayetler iner. Hacc Suresinin 52-55. ayetleri ilkleridir bunlarin:

Senden önce hiçbir resül ve nebi göndermedik ki, bir sey temenni ettigi zaman, seytan onun bu temennisine dair vesvese vermis olmasin. Ama Allah seytanin vesvesesini giderir. Sonra Allah âyetlerini saglamlastirir. Allah hakkiyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Allah seytanin verdigi bu vesveseyi, kalplerinde hastalik bulunanlar ile kalpleri kati olanlara bir imtihan vesilesi kilmak için böyle yapar. Hiç süphesiz ki o zalimler derin bir ayrilik içindedirler. Bir de kendilerine ilim verilmis olanlar onun, Rabbinden gelen hak oldugunu bilsinler, böylece ona iman etsinler ve sonuçta da kalpleri ona saygi duysun diye Allah böyle yapar. Hiç süphe yok ki Allah iman edenleri dogru yola iletir. Inkar edenler, kendilerine kiyamet ansizin gelinceye, yahut da onlara kisir bir günün azabi gelip çatincaya dek o Kur’an’dan bir süphe içinde kalirlar.

Ve bu ayetler sonunda, Lat, Uzza ve Menat’a ovguler duzen ayetin Muhammed’e seytan tarafindan soyletildigi aciklanir ve bu ayetler Kuran’dan kaldirilir. Necm Suresinde 19-20. ayetler soyle degisir:

Lât ve Uzza’ya ve diger üçüncüsü Menat. Erkek size de, disi O’na mi? Öyle ise bu çok insafsizca bir paylastirmadir.

Muhammed’in yandas toplamak icin uc ilaheye yonelik ovguler soyleyisi ters tepince bunu yine Kuranla aynen yukaridaki gibi duzeltir. Sucu Seytana atar. Kendini kurtarmak icin de, tum peygamberlerin basina bu olayin geldigini de eklemeyi ihmal etmez.

Sonra Isra Suresi 73-75. ayetlerde de soyle soylenir:

Onlar, sana vahyettigimizden baskasini bize karsi uydurman için az kalsin seni ondan sasirtacaklardi. (Eger böyle yapabilselerdi) iste o zaman seni dost edinirlerdi. Eger biz sana sebat vermis olmasaydik az kalsin onlara biraz meyledecektin. Iste o zaman sana, hayatin da, ölümün de katmerli acilarini tattirirdik. Sonra bize karsi kendine hiçbir yardimci bulamazdin.

Artik yuk Muhammed’in omuzlarindan kalkmis, Allah tarafindan yumusak bir sekilde kendisini uyarmayi da ihmal etmemistir. 🙂 Sonuncundaysa ugruna kainatlar yaratilan peygamber, pek tabii affedilmistir.

Bir sonraki yazida gorusmek uzere… 🙂

  1. Ateist(Eski Agnostik)
    Mart 25, 2010, 12:22 pm

    sadık :

    Sayın ateist izimlerin peşinde gidenler,kendi ideolojilerini,insanları aç ve susuz bırakıp engüzel şekilde onlara empoze edenler afrika da,çeçenistan da,filistin de,sudan da vb… yerlerde insanları yok ediyorlar.Erdemli olun insanların yaptığı hatayı Allah a mal etmeyin. EN’ÂM SÛRESİ

    Tabi canııım, içme suyu kaynaklarını kurutup toprağı verimsizleştiren, yağmur yağdırmayan, besin öğelerini çok az veren biz ateistleriz değil mi Sadık? Harrbiden cahilin önde gidenisin lan, eğer Afrika’yı sömüren insanlardan bahsediyorsan onlar “HRİSTİYAN”lar. Filistin’i katledenlerden bahsediyorsan da onlar “YAHUDİLER”.

  2. kendinizi kandırmayın
    Mart 25, 2010, 4:02 pm

    Yukardaki yorumlarınızın bir kısmını okudum; agnostik bey! pardon yeni ateistmi demeliyim? bravo ya bir kademe yükselmişsin…janos sanada bravo yandaşların çoğalmış(O inanmadığınız Allah sizi nasıl biliyosa öyle yapsın) SADIK kardeşim bence böyle bağnazlarla hiç uğraşmaya değmez zamanını boşa harcama aslına bakarsan onlarda kendi söylediklerine inanmıyorlar.inandıklarını ve inandırdıklarını sanıyorlar…
    sevdiğim bir yazar şöyle diyor ateist düşüncede olanlara: İnkar edenler ne olduğunu biliyorlarmı ki yok diyorlar.Ne olduğunu bilmiyorlarsa bilmedikleri bir varlığın yokluğunu neye dayanarak söylüyorlar…Eğer inkarcılar neyi inkar ettiklerini biliyorlarsa bilgisine sahip oldukları bir varlığa hangi mantıkla yok diyorlar? evet o kadar var ve varlığı o kadar açık ki yokluğunu açıklamaya çalışanlar hala uğraşıyorlar…inkarcılar hep varlar çünkü iddialarını bir türlü ispatlıyamıyorlar.

    Onun için sadık kardeşim bunlarla uğraşmaya değmez kendilerini değerli falan zannederler şimdi; zira düşünseler Allah katında aslında çok değerliler insan olarak hepimiz değerliyiz çünkü rabbimiz bizi hayvanlardan ve bitkilerden daha değerli kıldı ama işte insan kendini değerli kılan özellikleri yanında böyle aşağılar aşağısıda yapabiliyor kendini malesef, Allah akıl fikir ve hidayet nasip etsin başka diyecek söz yok…

  3. Mart 25, 2010, 5:51 pm

    kendinizi kandirmayin: Hangi Allah bizi bildigi gibi yapsin? El Ilah mi? Yoksa Rab mi? Kutsal Ruh olabilir mi? Veya Ogul Isa? Ya da Horus veya Zeus mu desek? Hemen “onlar mitolojik bizimkisi gercek” diyeceksin.. Nerden biliyorsun seninkinin gercek, digerlerinin yalan oldugunu? Ya Zeus varsa? Komik geldi degil mi? Zeus olur mu hic diyosun. Ben de sana “exactly” diyorum…. Basla hemen sen de Kuran’dan ayetler siralamaya istersen, biz de agnostikle eglenelim 🙂

    Agnostik: Musluman Argumanlari yazimdaki 4. argumani hatirladin mi? Yukaridaki zeki arkadas direk o maddeyi ispatladi bize: “aslinda inaniyoz da biz salagiz, yalanciyiz, o yuzden inanmiyoruz diyoruz” 🙂

  4. sadık
    Mart 26, 2010, 4:23 am

    Anlaşılan o ki siz anlamak istemiyorsunuz.Bakara süresi 75.ayet: Şimdi siz onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa onlar arasında öyle bir grup var ki, Allah’ın kelâmını işitirler ve anlamına akılları yattıktan sonra, onu bile bile değiştirirlerdi'(veya inkar ederler). Siz Allah ın olmadığını söylüyorsunuz.Evrenin kainatın kendi kendine varolduğunu söylüyorsonuz.Öyleyse hemen ölümü dileyin de bakalım senmi haklısın yoksa benmi haklımıyım görelim….?

  5. Ateist(Eski Agnostik)
    Mart 26, 2010, 5:08 am

    1) Biz bağnaz değiliz. Ben küçük yaşıma rağmen 4-5 kere fikir değiştirdim. Peki ya siz? Hayatınızda kaç kere fikir değiştirdiniz. Hiç mi? Doğduğunuzdan beri müslümansınız değil mi?
    2) 2 yazıda 1 bunlara zaman harcama diyorsunuz, ama buraya gelip gelip yazı yazıyorsunuz bu da garip bir durum.
    3) Sana, vücudunun içinde kocaman görünmez bir çekiç var desem bana inanır mısın? Olmaz öyle saçmalık dersin değil mi? Ya da şöyle diyelim, sen de Zeus hakkında bilgi sahibisin, onun olmadığını nasıl söylüyebiliyorsan biz de herhangi bir yaratıcının olmadığını öyle söylüyoruz. Seninle bizim aramızda pek fark yok. Sen 5999 tane tanrıyı inkar ediyorken biz 6000 tanesini inkar ediyoruz.
    4) Biz hep açıklama yapmaya çalışıyoruz çünkü insanların beyni almıyor, kapasite yetmiyor.
    5) Allah varsa versin, vermesse yok demetir ama kabul mü?

    Janos: Aynen öyle. Hatta o argümanlar, müslümanlarla yüz yüze tartışırken daha fazla karşına çıkıyor. Yazışmalarda yoğunluğu azalıyor nedense.

  6. kendinizi kandırmayın
    Mart 26, 2010, 7:33 am

    Beni gene güldürmeyi başardınız 🙂 bravo size sizin gibi zeki çocuklardan, daha akıllıca cevaplar beklerdim, pardon ateistlere demeliydim bu daha çok hoşunuza gidiyor öyle diymi? neyse gelelim konumuza sizlere cevap yazıcak vaktim gerçekten yok ama bir insanın değerlerine hakaret ediliyorsa olmayn vaktimden bile çalıp sizin gibilere cevap yazmak gerektiğinin kanaatindeyim anlamasanız bile! Kıyaslama değil ama en basitinden bir örnek sizlere, mesela annenize yada babanıza yada her neye değer veriyorsanız ona hakaret edilse bu kadar rahat davranırmıydınız merak ediyorum… janos ve yamağı agnostik pardon yeni ateist her seferinde o kadar komik ve basit örnekler veriyorsunuz ki benim inandığım rabbimi değersiz kılmak adına; ama ne yapsanızda sizin gibiler yüzünden benim rabbim değerinden ve yüceliğinden hiç bir şey kaybetmiyor çünkü zamanın her devrinde sizin gibi kendini bilmezler ortalara çıkıp inkara kalkışmışlar ama ne olmuş sonuç hüsran korkarım sizin sonunuzda hüsran… merak ediyorum her konuda bilginiz var çok zeki olduğunuzdan dem vuruyorsunuzya, hiç okudunuzmu inkardan inanca gidenlerin öyküsünü! Ben simdi soruyorum sizlere ben Allahın varlığını her türlü ispat edebilirim peki ya siz onun yokluğunu tam manasıyla ispat edebilirmisiniz?

    Ayrıca janos merak etme sizin gibiler eğlensin diye kur-an ayetlerini yazamam ancak delil gerektiğinde bunları paylaşırım kusura bakma seni eğlendiremiycem, kendine eğlenicek başka eğlenceler bul mesela beyin jimnastiği yapabilirsin malum senin en değerli varlığın aklınya onun için söylüyorum…

    Ayrıca agnostik şu hep söylediğin 5999 tane tanrının isimlerini yazarmısın gerçekten çok merak ediyorum sizin kadar zeki olmadığımdan malum kapasitem yetmiyor anlamamda kısıtlı olabilir onun için açıklama bekliyorum…e hadi kolay gelsin:)

  7. sadık
    Mart 26, 2010, 8:28 am

    yazdığım yoruma baktınızmı…?

  8. Ateist(Eski Agnostik)
    Mart 26, 2010, 8:44 am

    Daha iyianlaşılsın konular birbirine karışmasın diye madde madde yazacağım:
    1) Analşılabilsin ve yazması kısa sürsün diye basit örnekler veriyorum. Ama sizin verdiğiniz örnek denilebilecek şeyler örnek bile değil ki saçmalık. Diyorsunuz ki hakkında bilgi sahibiysek bir şeye yok diyemeyiz. Ben de diyorum ki Zeus veya Uçan Spagetti Canavarı hakkında bilgi sahibiyiz o halde siz de onlara yok diyemezsiniz. Verdiğim örnek gayet basit ve anlaşılır.

    2) Olmayan Rabbinle alıp veremdiğimiz yok. Sadece onun olmadığını anlatmaya çalışıyoruz. Rabbinin varlığı sadece hayal gücünde olduğu için, bir değeri veya yüceliği varsa sana göre vardır ve fikirlerini değiştiremediğimiz sürece bu yücelik bir değer kaybetmeyecektir.

    3) Diğer dinlerden Müslümanlığa geçenleri veya Ateistlik/Agnostiklikten Deistliğe geçenleri gördüm/duydum. Ama bilgili bir Ateist Deist veya Agnostiğin Müslüman olduğunu duymadım. Peki sen, sadece benim dinsiz yaptığım müslümanların sayısını biliyormusun? 7. Dinlerini bayağı bir aşağı seviyeye çektiğim ama henüz dinsiz olma cesaretini gösteremeyenlerin sayısı ise yaklaşık 15.

    4) Dünyada dinsizlik oranı hızla artmakta siz hala kendinizi kandırın:
    http://tr.wikipedia.org/wiki/Ateizm_%28N%C3%BCfus_Da%C4%9F%C4%B1l%C4%B1m%C4%B1%29

    Dünya nüfusunun belli başlı dinlere göre dağılımı
    izafet.Com’dan alıntıdır.
    1. Hıristiyanlık – 2.1 milyar
    2. Seküler/Dinsiz/Ateist – 1.4 milyar
    3. İslam – 1.2 milyar
    4. Hinduizm – 900 milyon
    5. Budizm – 708 milyon
    6. Çin geleneksel dini – 394 milyon
    7. Afrika geleneksel inançları -100 milyon
    8. Sihizm – 23 milyon
    9. Musevilik – 14 milyon
    10. Bahailik -12.5 milyon
    11. Mormonizm – 12 milyon
    12. Yehova’nın Şahitleri – 6.7 milyon
    13. Şinto – 4 milyon
    14. Zerdüştlük – 2.6 milyon
    Dinsizlerin sayısı müslümanlardan fazla, hala karşımıza geçmiş bizi küçümsüyorsunuz 😀

    5) Ben tanrı bilimci veya dinbilimci falan değilim. Fakat sadece şu kadarını söyleyeyim. Afrika’da yaklaşık 300-400 farklı din vardır. Ve zamanında sadece Mekke putperestlerinin tapındığı 300-350 civarında put vardı. Gerisini siz hesap edin. Birkaç Tanrıyı örnek olarak yazayım:
    El-ilah, Lat, Menat, Uzza, Zeus, Poseidon, Hades, Ares, Uçan Spagetti Canavarı, Okeanos, Tethys vs. Aşağıda vereceğim link ise SADECE Mısır tanrılarının bir listesi:
    http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C4%B1s%C4%B1r_tanr%C4%B1lar%C4%B1_listesi

  9. Ateist(Eski Agnostik)
    Mart 26, 2010, 9:06 am

    Bir başka kaynağa göre ise dinsizlerin saysı müslümanlardan fazla olmasa bile onlara yakın:
    http://paradies.wordpress.com/2008/10/12/dunya-dinlerinin-inanan-sayilarina-gore-siralamasi/
    1.Hristiyanlık – 2.1 milyar
    2.İslam – 1.3 milyar
    3.Seküler/Dinsiz/Agnostik/Ateist – 1.1 milyar
    4.Hinduizm – 900 milyon
    5.Budizm – 708 milyon
    6.Çin geleneksel dini – 394 milyon
    7.Ana yerli inançlar – 300 milyon
    8.Afrika geleneksel ve diasporal – 100 milyon
    9.Sihizm – 23 milyon
    10.Juche – 19 milyon

  10. kendinizi kandırmayın
    Mart 26, 2010, 4:38 pm

    Agnostik bu makaleyi okumanı tavsiye ediyorum vaktim olduğunda diğer sorularına cevap yazıcam…

    Prof.Dr. Nur Vergin’le Ateizm Üzerine Bir Röportaj A.Vehbi Vakkasoğlu

    Sizin ateistlerle ilk defa nasıl tanıştığınızı, nasıl tesir altında kaldığınızı ve tabii niçin ateist olmadığınızı sorsak, neler dersiniz?

    Ben, ateizm diye bir meselenin var olduğunu, -yani felsefi olarak- 17 yaşında lise son sınıfta öğrendim. Ateist bir felsefe öğretmenimiz vardı. Ben felsefe bölümünde okuduğum için, kendisinden her hafta 12 saat ders alırdım. Bize, felsefe derslerinde çok yoğun bir şekilde ateizmi anlatırdı. Diyebilirim ki, birazcık da propagandasını yapardı.

    O sıralarda sınıftaki bütün öğrencilerle birlikte, ben de ateist oldum. Bu bize çok enteresan gelmişti. Çünkü, o güne kadar alıştığımız şeylerin dışında bir ufuk açıldı. Üstelik, annelerimiz, babalarımız çoğunlukla ateist olmadığı için bu, onlara karşı gelmenin artı yeni bir unsurunu da teşkil ediyordu herhalde… Ayrıca kişiliğimizi belirlememiz, biz artık büyüğüz, reşitiz ve herkes gibi düşünmek zorunda da değiliz; bize tayin edilmiş olan kalıpları reddedebilecek güçteyiz dememizi ispatlamak açısından fevkalade cazip gelmişti.

    O yıl boyunca birbirimize sürekli olarak ateist yazarları anlatır ve onlar tarafından yazılmış kitapları okurduk. Bunlar üzerinde tartışmalar yapardık.
    Ben de o günlerde kendimi ateist zannederdim. Dolayısıyla bu tartışmalara katılırdım. Fakat, şöyle psikolojik bir durumla da karşılaşırdım: “Allah yok!” dediğim zaman, içimde müthiş bir korku oluşurdu. Bu korkumu da arkadaşlarımdan gizlemeye çalışırdım. Hatta bazen Allah’ın yok olduğunu ileri süren en ateşli konuşmalarımda, içimden, “Beni affet” diye de seslendiğim olurdu. Ama ne var ki, gruba uymak lazımdı. Dolayısıyla uzun zaman bu tartışmaları çok ateşli bir şekilde sürdürdüm.

    Fakat daha sonraları düşündüm ki, madem ki, olmadığına inandığım bir varlığın beni cezalandırmasından korkuyorum; o halde demek oluyor ki ben, olmadığını ileri sürdüğüm varlığın var olduğuna mantıken inanıyorum. Çünkü korkuyorum. Halbuki olmayan bir şeyden korkulmaz ve dolayısıyla ateistlikten vazgeçtim.

    Her ne kadar ondan sonra da, çok sayıda materyalist felsefeyi savunan kitaplar okumuşsam da, materyalist teorileri mesleğim gereği incelemek durumunda olmuşsam da, bir daha hiçbirinin tesiri altında kaldığımı hatırlamıyorum. Dolayısıyla ateizmin üzerimde kalıcı bir etkisi olmamıştır.

    Efendim, açıklamalarınıza bakarak, ateizmin genellikle belli yaşlarda insana daha cazip geldiğini, belli yaşlardan sonra da tesirini yitirdiğini ve bütün cazibesini kaybettiğini söyleyebilir miyiz?

    Elbette ki Allah, insan, toplum, gibi önemli konulardaki tartışmalar genellikle genç yaşlarda olur. İnsanlar genç yaşlarında, her şeyi yeni keşfetmiş olmanın verdiği, adeta zihnî ve fikrî bir sarhoşluk ve mutluluk içindedirler. Bu konuları o yaşlarda tartışırlar, düşünürler. Evet, gerçekten de Allah, toplum, din, iman, evlilik, ölüm gibi böyle insanoğluna fevkalade yoğun bir şekilde tesir eden, onu belirleyen ana temalar, o yaşlarda gündeme gelir. Bu konular içerisinde tabii ki, öncelikle Allah da vardır. Dolayısıyla evet, haklı olabilirsiniz, bu tür tartışmalar, tabii genelde söylüyorum, belirli bir yaş grubuna özgü tartışmalardır. Genellikle insanlar belirli bir yaştan sonra bu meseleyi halletmişlerdir. 50-60 yaşına gelmiş gerçek bir ateist için de, artık bu bir mesele değildir. Çünkü ateist de o yaşa kadar inancını çoktan halletmiş olmalıdır. Affedersiniz ama bu, cinsellik gibidir. Buluğ çağındaki insan, cinselliği konusunda çok büyük araştırma ve tartışmalar yapar. Kadın nedir- erkek nedir? Ben bir kadın mıyım? Kadınsam ne şekilde yer almalıyım? Bunlar, buluğ çağndaki bir insan için normal, sıhhatli ve sempatiyle karşılanacak olan bir durumdur. Ama bütün bunlar 40 yaşına gelmiş olan biri tarafından tartışılıyorsa, bu regresif bir durumdur.

    André Maulraux’un, ’21. asır spiritualist bir asır olacaktır veyahut da var olmayacaktır’ diye bir sözü var siz. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Ya da bu sözü nasıl yorumlarsınız?

    Biliyoruz ki, Malraux gençliğinde, en güzel romanlarını yazdığı çağında materyalist bir yazardı. Tamamıyla Allah’ın varlığını inkar eden bir kişiydi. Daha doğrusu Malraux için böyle bir şey problem değildi. Yani, Allah’ı inkar etmenin dışında, Allah’la meşgul değildi. Böyle bir problematik içindi bulmuyordu kendini. Tavır olarak da materyalistti. Bu noktada Malraux’yu birazcık Nietzsche’ye benzetmek mümkündür. Nietzsche: ‘Tanrı ölmüştür’ diye haykırdığı zaman, bu mutlak surette Allah’ın varolmadığını ilan etmek için değil; bir tavır, bir reaksiyon, insanın tek başına üstün bir varlık olduğunu kanıtlayabilme gayesini taşıyan bir haykırıştı. Ben André Malraux’un bu sözlerini, Fransız televizyonunda yapmış olduğu ’20. Yüzyıl’ başlığı altında son derece bir dizi programında izledim. Malraux, sanırım 1970’lere doğruydu, diyordu ki:

    “İnsanlık bir manevi güç arayışı içindedir. Çünkü materyalist bakış açısı bir kuruluk getirmiştir; duygu yönünden insanlığı yıpratmıştır, bir boşluk meydana getirmiştir. İnsanlık bu boşluğu giderme çabasına giriyor. Ama nasıl giderecek?”

    evet, insan bir boşluk içindedir ve bu boşluğu gidermesi gerekiyor. Fakat, nasıl giderecektir? Tabii ki manevi alanda birtakım arayışlar içerisine girerek… Fakat Malraux diyordu ki, bu manevi arayış çabası artık 20. yüzyılın sonunda ve 21. yüzyılda, alışılagelmiş olan kiliseler aracılığıyla olamayacaktır. Çünkü biliyoruz ki batı toplumlarında her ne kadar Hıristiyanlık çok büyük bir ağırlık teşkil ediyor ve bütün haşmetiyle (yani hala kültürü, medeniyeti, psikoloji tesiri altında tutuyorsa da), artık ibadet bakımından eski bağlılık kalmamıştır. Bu bakımdan Malraux, ibadetler ve dini pratikler açısından bir geriye dönüşün mümkün olmadığını ileri sürüyordu. Diyordu ki, manevi alandaki arayışlar, yeni yeni dinler, yeni yeni meslekler şeklinde kendini gösterecektir. Ya da bu arayışlar, Batı dışı toplumlara ait olan dinlere intikal etme şeklinde olacaktır.

    Malraux bir bakıma siyasetçi idi. Fakat o, asıl bir düşünce adamı ve romancıydı. Kesinlikle bir sosyolog değildi. Ancak, keskin bir gözlemci ve büyük hassasiyeti olan bir insan olduğu için, din sosyolojisinin bütün tespitlerini, bu sözleriyle adeta özetlemiş oldu. Gerçekten de bakıyoruz ki, en gelişmiş toplumlarda sınırsız sayıda dinler adeta türemiştir. Hippicilik dahi bu arayışın belirtisini gösteriyor. Çünkü, hippicilik içinde Zen ve Budizm gibi unsurlar mevcuttur. Dolayısıyla Malraux’un bu tespiti toplumlar içerisinde realiteye doğrudan doğruya uygun bir tespittir. Tabii bu tespiti Malraux, özellikle ve öncelikle Batı için ileriye sürmüş bulunuyordu. Fakat bu tespitin bizim toplumumuz açısından da doğruluğunu ileri sürersek, çok yanılmış olmayız. Türkiye’de uzun çok uzun yıllar, insanlar sistemleştirilmiş bir dini terbiyeden uzak kaldılar. Bu da Türk insanında büyük bir boşluk meydana getirdi.

    Enteresandır ki, çok genç yaştaki kuşakların dine yönelişi söz konusudur. Halbuki, psikolojik olarak insanlar genellikle yaşlandıkça dinlerine sımsıkı bağlı olurlar. Bu genel prensibin tersine olarak bizde dine yönelen bu genç kuşakların özellikle kent kesiminde anneleri, babaları dine karşı, oldukça mesafeli bir tutum içindedirler. Bu ana-babalar, 35-50 yaş grubundadırlar. Dine karşı oldukça mesafeli duran bu insanların boşluğun farkında olarak, ya da olmayarak hissedip, dine karşı büyük bir merak ve büyük bir bağlılık göstermektedirler. Dolayısıyla da, farklı ortamlar içinde olmamıza rağmen, Malraux’nun tespiti doğrudur. Yani 21. yüzyıl, maneviyatçı akımların daha önceki yüzyıla oranla çok daha güçlü ve çok daha kapsamlı olacağını gösteriyor.

    Genellikle hep batı toplumlarında göze çarpan ateizmin insan ve toplum üzerindeki etkilerini nasıl açıklarsınız?

    üzerindeki tesirlerini açıklamam çok güç. Çünkü ateist bir toplum yok. En ilkel toplumlardan, en gelişmiş olanlarına kadar bütün olarak, ateist denilebilecek bir toplum yoktur.

    Antropolojinin sahası olan toplumlara baktığımız zaman, tabii bizim anladığımız manada bir Allah inancı belki yoktur, ama orada bir Yaratana, bir tabiat üstü kudretin varlığına inanılmaktadır. Bunun adı bir totem olabilir, veyahut da başka bir şekilde zuhur edebilir. Dolayısıyla ateizm toplum üzerinde ne gibi bir tesirde bulunuyor, on bilmeme imkan yok. O halde, ancak olmayan bir şey üzerinde tahminler yürütülebilir. Ama insan ve tabii fert üzerindeki tesirleri konusunda bir şeyler söylenebilir.

    Elbette ki ateizm, Tanrıtanımaz kişi üzerinde çok yıpratıcı olmakla birlikte, aynı zamanda bir bakıma da yücelticidir. Çünkü ateist olan kişi, kendisini fevkalade güçlü hissetmektedir. Yani burada diyalektik durum ortaya çıkıyor. Bir yandan ateist olan kişi kendisini çok güçlü hissediyor. Yani boyun eğmesi gereken, sözlerine itaat etmesi gereken, kendisi dışında ve kendisinden üstün hiçbir kuvvet yoktur. Ne mutlu ona (!). Kendisi gayet mağrur, dik, hür bir kişi. Tıpkı çocuğun babasına başkaldırışı gibi… Asi gencin babasını yok etmek isteyişi gibi, kendisi de hürriyetine kavuşmuş ve Allah’ı yok etmiş… Fakat tabii bu diyalektik grubun diğer cephesi de var. O da büyük bir boşluk. Çünkü insanlar ateist olsalar da, olmasalar da ölüyorlar. Hiçbir ateist ölümü engelleyebilmiş durumda değildir. Tabii, ateist kişinin öbür dünya inancı da otomatik olarak yoktur. Çünkü Allah’a inanmaz. Allah’a inanmamanın bir koroneri de, öbür dünya kavramının ortadan kalkmasıdır.

    Şimdi bir madde olarak teminki durumda fevkalade güçlü olan ateist şahıs, yine madde olarak bu defa ölümüyle birlikte yok oluyor. Bu, psikolojik olarak aslında çok yıpratıcı, karamsarlığa itici, birtakım bunalımlara düşürücü bir durumdur. Bir insanın bu ıstıraba dayanması çok zordur. Nitekim bakıyoruz ki, bazı münferit vakalarda, hayatı boyunca adeta bir militan gibi ateizmi savunmuş olan kişiler, yaşlandıkları zaman tereddüt etmeye başlıyorlar ve vakit bulurlarsa mü’min oluyorlar.

  11. Ateist(Eski Agnostik)
    Mart 26, 2010, 6:12 pm

    1) Profesörlerden bile daha akıllı olduğumu kanıtladığın için teşekkür ederim.
    2) Ateist olmamın sebebi duygusal falan değil. Ateistim diye kendimi çok güçlü falan da hissetmiyorum. Anneme babama pek fazla karşı gelen bir insan da değilim. Benim ateist olmama da çok da fazla tepkili değiller. Sadece biraz üzülüyorlar. Aynı zamanda kendimi bir boşluk içinde falan da hissetmiyorum. Gayet normalim. Ateist olduğumu söylemesem ve 1 ay yanımda kalsan bile ateist olduğumu anlamazsın. Diğer insanlardan pek de bir farkım yok. Ayrıca Allah’ı inkar ederken içimden acı da duymuyorum. Gerçeği fark edebildiğim için gayet mutluyum. TAMAMEN MATIKSAL OLARAK ATEİSTİM. HAVA ATMAK, BAŞ KALADIRMAK, İSYAN ETMEK GİBİ BİR DERDİM YOK. HERHANGİ BİR MANEVİ BOŞLUKTA DEĞİLİM. VE BUNDAN RAHATSIZLIK HİÇBİR ŞEKİLDE DUYMUYORUM. ÖLMEKTEN DE HİÇ KORKMUYORUM, KARAMSARLIĞA DÜŞMÜYORUM. (ölürken çekeceğim acı hariç ki bundan herkes korkar zaten).

  12. Bir Dost
    Mart 27, 2010, 11:37 am

    Guzel kardesim olaylara o kadar sig bir pencereden bakiyorsunuz ki.

    Ateismi secmis olan kisi dinlerin insan yapimi oldugundan emindir. Buna emin olabilmek icin dinle yogurulmus bir kulturde ve ozelliklede Islamiyet gibi “Allah korkusu” uzerine insa edilmis bir dine mensup olarak dogmussaniz isiniz zordur. Korkudan etkilenmeden mantik yurutmek ve kafaya yatmayan seylere “bu yanlis mi acaba” demek cesaret ister cunku dini inkar etmek Allah’i inkar etmek demektir.

    Ben bu profesoru bilmiyorum ama en azindan bir kadin olarak kadinlarin erkekleri tahrik etmemek icin kapanmasinin dogru olduguna inaniyorsa kadinlarinda erkeklerden tahrik oldugunu ve duz mantik olarak erkeklerinde kapanmasi gerektigini sorgulamasi gerekirdi. Kapanan ve kapanmayan cogu kadin Kivanc Tatlitug’dan Kenan Imirzalioglu’ndan tahrik olmuyor diyorsan kadinlar hakkindaki bilgilerini tekrar gozden gecir derim.

    Onu gectik felsefe gibi mantik yurutmenin, serbest dusuncenin ve neden/nasil uzerine kurulmus bir alandan etkilenen bir insanin neden tek basina sahitliginin sayilmadigini ve ancak 2 kadin sahit olunca 1 erkege esit oldugunu irdelemesi gerekirdi. Bu profesor demek ki bu cesareti gosterememis ve dinin insan yapimi olduguna kanaat getirememis. Bu da demek ki bu safhayi hic gecemeden direk “ben ateistim” demis ve tabii ki fikirleri yazida anlattigi gibi gelismis. Zaten inandigi dine gore yarim insan sayilan ve bunu kabul eden bir kisinin anlattiklarinin yarim olmasi gayet dogal.

    Madem ateizm bizi o kadar yipratiyor sana guncel bir ornek vereyim. Gazetelerde Kizilay’in AIDS’li kan verdigi bebegin davasini okumussundur. Madem Allah var o zaman bu bebegin sucu ne ki 8-10 yil sonra senin benim hic tatmadigimiz acilar icinde olecek. Bu nasil kader, bu nasil bir yaraticilik. Madem Allah var bu gunahsiz bebegin bu kadar buyuk bir hataya kurban gitmesine nasil izin verebiliyor ve kaderini nasil boyle yazabiliyor?

    Ya bebegin annesi babasi? Evlat sahibiysen bunun nasil bir aci oldugunu tahmin edebilirsin. Inaniyorlarsa neden bu cezaya carptirildilar, inanmiyorlarsa cocuklari uzerinden neden cezalandirildilar?

    Ya bu hatayi yapan essek(ler)? Hayatlari boyunca mumin olarak yasamis olsunlar ve bir anlik dalginliktan dolayi bir cocugun acilar icinde olecek olmasina sebep olsunlar simdi ne olacak? Gectik, ateist olsunlar. Allah onlara ders vermek icin bu gunahsiz bebegi mi secti?

    Inancin cercevresinde “Allah bilir, kaderi oyleymis, bu dunya sinav mekani (bebek nasil sinav oluyorsa), cennete gidecek” disinda bir sekilde aciklayabilir misin bunu? Bunun neden boyle oldugunu inancin cercevesinde anlayamiyorsan Allah’in olmadigini, bizi gozetlemedigi ve inandigin dinin aslinda bir felsefik akim oldugu cercevesinde dene ve sanirim bizi biraz daha iyi anlayabilirsin.

  13. kendinizi kandırmayın
    Mart 29, 2010, 6:32 am

    Bakıyorum akıl oyunlarıyla kendinizi kandırmayı başarmışsınız gene…
    Agnostik benim verdiğm örneğe saçma demişsin,seninkilerde pek akıl karı değil… spagetti canavarı diğerleri ve zeus hakkında çokta bir bilgim yok ama,bu zırvalarla Allahı kıyaslaman bile o kadar saçma ki;çünkü hepsi insanların uydurduğu saçmalıklardır; peki söylermisin zeus tanrıların kralıysa hani nerde neden ölümsüz değil yaşadığı zamanda herkes görmüş biz neden göremiyoruz madem yaratıcı kutsal hani nerde varsa eğer neden öldü!

    yukarda Allahın göndermiş olduğu dinlerden ve diğerlerinden bahsetmişsin bak kendinde yazmışsın dünyada en çok Allahın dinlerine iman edilmiş diğer zırvalar ise insanların uydurduğu saçma şeyler şimdi bu en basit örnek bile Allahın varlığına delil değilmidir? Madem Allah yok asırlardır onunla alıp veremediğiniz ne ? madem yok olmayan biriyle bu kavganız neden?

    bir diğer soruna değinirsek gerçekten hiç araştırmadığın ve okumadığın o kadar belliki, ataistlikten müslümanlığa geçenleri bilmemen normal çünkü siz sadece işinize geldiği gibi bakıyorsunuz herşeye bir araştır bakalım, sana daha önce bir kitaptan bahsetmiştim onu okumanı tavsiye ediyorum ve biraz daha araştırmanıda…ve ayrıca dinsizleştirmeye çalıştığın insanlar içinde gerçekten çok üzüldüm farkında değilsiniz belki ama sizi o kadar güzel kullanıyorlar ki umarım bir gün doğruyu bulduğunuzda çok geç olmaz…ve o gün geldiğinde yani benim inancıma göre ahiret günü bunun hesabını çok ağır ödeyeceksiniz…ve sana ve senin gibi olanlarada gerçekten çok acıyorum siz inanmadığınız için öldüğünüzde yok olup gidiceksiniz yani sizin düşünceniz bu ne acı bişeydir öyle, yani tamamıyle yok olmak ümitsiz olmak, dünyadayken bile biraz ümidimizi yitirsek bunalıma giriyoruz düşün artık, ya bide gerçekse ahiret o zaman ne yapıcaksın kendini nasıl kurtarıcaksın? şükürler olsun ki inanıyorum ve diğer alemde rabbimi görebilme ümidim var bunu düşünmek bile muhteşem bir duygu ve gene şükürler olsun ki yüzünü bile hatırlamadığım annemi ve sevdiğim biçok insanı orda görebilme umudum var bu bile beni sınırsız mutlu etmeye yetiyor peki söylermisin senin inançsızlığın sana ne kazandırıyor hangi olumlu yönü var koskoca bir boşluk ve sana göre yokoluş öyle diymi?

    Gelelim size bir dost: asıl olaylara sığ ve yüzeysel bakan sizlersiniz…
    inancınız olmadığı için herşeye kafa gözüyle bakıp böyle değerlendiriyorsunuz gerçekten akıllı olsanız olaylara ve gerçeklere akıl gözüyle bakıp böyle değerlendirirdiniz…perdenin önünde kafa gözümüze gözükenler vesileler, sebepler ve vasıtalardır perdenin arkasını görebilmek için gerçekten akıllı olmak gerekiyor…

    Gelelim bir erkek iki kadının şahitliğine, bu detaylı bir bilgi olduğu için alıntı yaparak paylaşmak istiyorum…

    Şahitlik konusunda iki kadına bir erkeği mi kabul eder İslam…?! Asla!

    İslâm hukukunda kadının şehadeti muteberdir Çünkü kadın da erkek gibi şehadet ehliyeti için gerekli olan zabt ve eda niteliklerine sahiptir Kadınların şahitliği, bizzat âyet-i kerimede yer almıştır: “Erkeklerinizden iki de şahit tutun Eğer iki erkek bulunmazsa, şahitlerden kendilerine güvendiğiniz bir erkek ve biri unuttuğunda diğerinin ona hatırlatması için iki kadın yeter”

    Her zaman iki erkek şahit bulmak mümkün değildir Burada İslâm kolaylık sağlamakta ve kadınları da şahitliğe çağırmaktadır

    Âyette öncelikle erkekler şahitliğe çağırılmaktadır Zira İslâmî bir toplumda, çalışan sınıfı genellikle onlar oluşturur Bu huzur ve güven toplumunda, günümüzdeki bozuk cemiyetlerde olduğu gibi kadın, çok az bir para karşılığı çalışmak zorunda kalarak, hem kendi sağlığı, hem de toplumun sıhhati açısından, dışarıda çalışmakla vereceği hizmetten çok daha büyük ve önemli bir fonksiyon olarak, istikbali omuzunda taşıyacak evlâtlarını terbiye etme ve yetiştirme gibi çok önemli annelik görevini bırakma mecburiyeti altında tutulmaz Dolayısıyla çarşıda, pazarda, vekalet, kefalet ve şehadet gibi mevzularda kadının çok fazla ilgisi ve bilgisi olmayacağından, âyet-i kerime, ilk etapta erkekleri şahitliğe çağırmakta, şayet iki erkek bulunmazsa, “güvenilir bir erkek ve iki kadının şahit olabileceğini” ifade etmektedir

    Âyet-i Kerimede iki kadının şehadette bir erkeğe mukabil sayılması, bu mevzunun onun asıl meselesi olmaması ve psikolojik yapısından kaynaklanan zabt eksikliğidir Yoksa mesele, kadın ve erkek eşitliğini iddia edenlerin dediği gibi, kadının insan yerine konulup konulmamasıyla, ona değer verilip-verilmemesiyle ve kadın-erkek eşitliği veya eşitsizliğiyle hiçbir ilgisi yoktur

    “Eğer iki erkek bulunmazsa, şahitlerden kendilerine güvendiğiniz bir erkek ve biri unuttuğunda diğerinin ona hatırlatması için iki kadın yeter”
    Burada bahsi geçen unutmanın çeşitli sebepleri olabilir

    b- Unutmanın Sebepleri

    1- İslâmî bir toplumda kadın, erkeğe nazaran daha az çarşıya-pazara çıkar, başkalarıyla karşılaşır ve muhatap olur Onun en büyük ve en değerli vasfı, anneliktir Dolayısıyla İslâm, toplumda iş bölümünde haricî işleri, evin geçimini daha çok erkeklere yüklerken, kadının, belki dıştaki işlerden çok daha önemli olan ve kadın fıtrat ve psikolojisine çok daha uygun düşen, evin düzeni, bakımı ve çocukların terbiyesiyle meşgul olmasını tercih eder Bu, mutlak bir mecburiyet olmayıp, bir tavsiyedir, bir tercihtir Dolayısıyla kadın, dışarıda cemiyette cereyan eden hadiselere daha fazla şahit olmaz Zaman zaman çarşıya–pazara çıksa da, yapılan alış–verişler ve olup biten hadiseler, asıl meselesi olmadığı için onun dikkatini fazla çekmez Dikkat ettiği şeylerde, bir kere gözüne iliştirdiğinden dolayı unutabilir Psikolojik hafıza kanunlarına göre de, insan bir hadise ile ne kadar çok karşılaşırsa hadise, o derece hafızasına yerleşmiş olur İnsanın, az karşılaştığı, seyrek müşahede ettiği hadiselere dair hafızası zayıftır Bu türlü hadiseleri sonradan bütün yönleriyle hatırlamak ise daha zordur

    Binaenaleyh, insanlar arasındaki alış verişe ve diğer muamelelere pek az şahit olan kadının, bunlara dair intibaı, duyum ve idrak kabiliyeti, hafızası, pek tabiî ki erkeğe nisbetle zayıf olacaktır Dolayısıyla şahitlik yapacak bir kadının yanında; hadiseyi az daha olsa gören, bilen bir başka kadının yardımcı olarak istenmesi adaletin tam tecellisi için isabetli bir yoldur En azından ikinci kadın, birinci kadının unuttuğu şeyleri hatırlatır, ona destek olur, şehadetine güç ve kuvvet kazandırır Bu şekilde kadın, çok önemli bir şahidlik meselesinde töhmetten de kurtulmuş olur

    İşte Kur’an, bu durumda olan kadına yardımcı bir arkadaş vermiş, diğer taraftan böyle emretmekle adalete ve hakkaniyete verdiği önemi göstermiştir

    2- Kadın, bütün insanlık tarihiin şahit olduğu ve kadın hakları adı altında kadının sokağa en çok çıktığı günümüzde de açıkça görüldüğü üzere, ticari hayata ne erkekler kadar katılır, ne de onlar kadar bu sahada aktif olur Bugün de, idare gibi ticaret, dünyanın her tarafında çok büyük oranda erkeklerin elindedir Dolayısıyla, idari meselelerde, askerlik konularında ve daha pek çok sahada olduğu gibi ticari konularda ve anlaşmalar hakkında da kadının bilgisi, tecrübesi, anlayışı, erkeklerinkinden kat kat az ve eksik olabilir Bu da onun, her halükârda sağlıklı bir şahitlik yapmasına mani olabilir Bununla birlikte, bu meseleleri de erkeklerden daha iyi anlayan kadınlar da her zaman için bulunabilir Fakat hukuki ve kamuyu ilgilendiren meselelerde istisnalar değil, genel kurallar nazara alınır Bugün dünyanın hiçbir yerinde önde gelen ticaret ve iş adamları kadın değildir Ama iki kadın, birbirine destek vererek ve yardımlaşarak, ticaret veya borç akdinin gerektirdiği şartları daha iyi hatırlar ve yerine getirebilir

    3- Unutma, aynı zamanda kadının psikolojik durumuyla ilgilidir Bu, belki ona Allah’ın (cc) bir lûtfudur Ayrıca, kadınların kendilerine mahsus bir halet-i ruhiyyeye sahip oldukları da bir hakikattır Bu konuda ruh doktoru, Mazhar Osman şöyle der :

    “Kadınla erkeğin tabiat farklılığı daha küçük yaşta başlar ve gittikçe artar Evvelâ, kadının esas mizacı heyecanlılık (emotivite)dir Bütün kadın psikozlarında bunun izlerine tesadüf olunur Heyecanın hakim olduğu psikozlar, meselâ, cinnet-i mania-i inhitabiye kadınlarda daha çoktur Vahşi kavimlerden en yüksek medeni milletlerin kadınlarına, pek asrî terbiye görmüş bir mini mini hanımla, köyde doğup büyümüş bir köy kızına varıncaya kadar kadınların müşterek hisleri, birbirinden farklı olmayan jestleri vardır Her kadın, ayının yarısını hazırlanma, âdet, âdetten sonra gayri tabilikle, adeta hasta olarak geçirir Tenasülde erkeğin rolü beş dakikalık bir birleşmeden ibaret ve ondan sonra aşka kayıtsız ve hatta müteneffirken, kadın, aşkın mahsulünü dokuz ay karnında, iki sene göğsünde taşır; hamilelik, doğum ve nifas hallerine ait bir çok ruhi değişiklikler, tabii ve mutad sayılan asabiyetler gösterir Erkekle kadın nasıl birbirine müsavi olur? Ruh tıbbında tetkikler ilerledikçe, ruhiyet ve zihniyetler arasındaki farkı daha açık göreceğiz Kadın heyecanıyla yaşar, erkek muhakeme ile temayüz eder”11

    Bugün, kadının erkeğe nazaran, ruhen daha heyecanlı olduğu, hadiseler karşısında daha çok heyecanlandığı psikolojik bir gerçektir Gutteyman de bu konuda şöyle demektedir :

    “Kadında idrak, tahayyül, düşünce, isteyiş ve hareket gibi cihetlerin hep umumiyetle heyecanlılığa uygun düşen ve sadece bu zaviyeden anlaşılması mümkün olabilen, karakteristik hususiyetler vardır Nitekim bu âmil gözetilmeden yapılacak etüdlerde, kadın ruhu, mühim bir kısmı itibarıyla muamma kalır”12

    Evet; iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk tutulması, hiçbir zaman kadının, erkeğin yarısı olduğu manâsına anlaşılmaz Çünkü bu şahitlikte, yani her türlü teminatın bulunmasına önem verilmiş olan hukuki sahada bir icraattır Bu şahitlik, sanığın ister lehine ister aleyhine olsun fark etmez

    Kadın, tabiî temayyülleri sebebiyle çabuk heyecanlanan ve merhamet tarafı ağır basan, davanın şart ve sebeplerinin tesiri altında kalması mümkün olan bir tabiata sahiptir Dolayısıyla burada şahitlerden birinde herhangi bir sapma olduğunda, diğerinin ona hatırlatarak, gerçeğin ortaya çıkarılmasını garanti altına alma maksadı vardır Kimsenin itiraz edemeyeceği ve tamamen insanın dışında, yaratılıştan gelen böyle bir özellik karşısında, “kadın, erkeğe eşit tutulmuyor” diyerek, Kur’an’ı yeltenme, sadece bir inattır, maksatlı bir tutumdur ve daha çok inkârdan veya nifaktan kaynaklanır

    Tenkit edilmek bir yana, tam tersine İslâm’ın, heyecanları ve duygusallığı erkeğe nazaran çok daha önde olan kadını, heyecanını daha da artıran hadiselere şahit olması durumunda kendisine yardımcı vererek manevî büyük mesuliyetler altında kalmaktan kurtarması ve toplumda şahitlik müessesesini gerektiği şekilde işletmesi, hem kadın, hem adalet, hem toplum açısından sadece alkışlanacak bir durumdur

    c- Kadının Yalnız Başına Şahitliği

    İslâm’da daha çok kadının sahasına giren ve başkalarının muttali olamayacağı kadınlığa ait işlerde, tek kadının şahitliği kabul edilir Zira şahitlikten maksat, gerçeğin ortaya çıkması, zulme meydan verilmemesi ve hakkın zayi olmamasıdır Yoksa şahidin erkek veya kadın olması asıl mesele değildir

    Doğum, bekaret ve kadınlara ait bazı önemli hastalıklar hakkında kadınların şahitliği geçerlidir Miras alabilmesi için, doğan çocuğun ses verip vermediği mevzuunda yine kadınların şahitliği kabul edilir Ramazan hilalinin tesbiti hususunda da yine kadınların şehadeti, aynen erkeklerin şehadeti seviyesinde geçerlidir13

    Erkeklerin ekseriyetle göremeyeceği, bilemeyeceği, bekâret, evlilik, doğum, hayız, süt emzirme ve kadınlara ait hastalıklar hakkında münferit olarak şehadetleri, Maliki, Şafii ve Hanbeli âlimlerine göre de makbuldür14

    Dipnotlar

    1- Tehanevi, Keşşafu Istılahati’l-Fünûn, 2/737-738
    2- KurtubI, Cami, 3/390
    3- Buhari, Sahih, 3/152; Tirmizî, Sünen, 4/475
    4- Ahmed b Hanbel, Hanbel, Müsned 6/189; Tirmizi, Sünen, 4/474
    5- Buhari, Sahih, 3/148
    6- Zühayli, el-Fıkhu’l-İslâmi, 6/564
    7- Züheyli, age, 6/564
    8- İbn Ebi Şeybe, Musannef, ; Zeylaî, Nasbu’r-Raye, 4/81
    9- Zühayli, age, 6/568-569; İbn Hümam, Fethul’l-Kadir, 4/52; İbn Abidin, ed-Dürrü’l-Muhtar, 4/405
    10- Zühayli, age, 6/574
    11- Bekir Topaloğlu, İslâm’da Kadın, s 241
    12- Dikmen, İslâmda Kadın Hakları, s 204
    13- Zühayli, age, 6/571
    14Zühayli, age, 6/572; Bu mevzudaki hadisler için bkz Heysemî, Mecmeu’z-Zevaid, 4/201; Zeylaî, Nasbur’r-Raye, 4 /80-81

    Selman Kuzu

  14. kendinizi kandırmayın
    Mart 29, 2010, 6:33 am

    Biraz öncede yazdımya olaylara gerçekten yüzeysel bakıyorsunuz…yada öyle işinize geliyor bilemiyorum
    örnek verdiğiniz AIDS li çocuğa tabiki çok üzüldüm ve yaşadığım hayat boyunca bir çok olaya şahit oldum
    olumlu veya olumsuz isyan ettiğim dönemlerde oldu sonsuz şükrettiğim zamanlarda ama anladım ki ne yaparsak yapalım olucak şeyleri engelliyemiyoruz.
    Belki bir anlık dalgınlık bir ömrü bitiriyor belki biten bir ömür diğer bir hayata can veriyor..
    Dediğim gibi olaylara yüzeysel bakmamak gerekiyor..

    Kader konusuda böyle iki kelimeyle özetlenemez gene alıntı yaparak paylaşmak istiyorum..

    Bazı kimseler kader inancının Müslümanları olumsuz yönde etkilediğini iddia ediyor. Acaba bu mülâhaza veya iddianın doğruluk payı ne kadardır?

    Gündeme getirilen bu yaklaşımlar üzerinde yeniden düşünmemiz gerekmektedir. Öyle anlaşılıyor ki kader inancı, ‘kadercilik’le karıştırılmaktadır. Gerçek şu ki İslâm dini kaderi bir inanç esası olarak tespit etmiştir, ama kaderciliği (kaderde ne varsa o olur, deyip ameli terk etmeyi) yasaklamıştır. Bu cümleden olarak diyebiliriz ki, eğer Müslümanların dünyasında yaşadığımız zaman diliminde ters giden bir şey varsa bunu kader inancına değil de, tembelliklerine ve ihmalkârlıklarına kılıf arayan insanların kadercilik yapmalarına bağlamak daha uygun olacaktır.

    Bugün perişan bir vaziyette bulunan İslâm dünyasının içinde bulunduğu durum, İslâm’ın bildirdiği kader akidesinin değil, inananların içinde bulundukları çağı iyi okuyamamalarının ve iradelerinin hakkını verememelerinin bir sonucudur.

    Kaza ve kadere iman, eğer Müslümanların faaliyetlerine engel olmuş olsaydı, İslâmiyet’in yüksek devirlerindeki o fevkalâde terakkiler nasıl meydana gelebilirdi? Bu dinin hayata hayat kılındığı devirlerde, böyle bir akide, Müslümanların ilerlemesine ve medeniyet öncüleri olmalarına asla mani olmamıştır. Mustafa Sabri Efendi’nin de ifade ettiği gibi amelî/pratik yönden bir araştırma yapıldığında, kalblerinde dinî düşüncenin etkisi daha fazla olan önceki Müslümanların tembel olmadığı, diğer milletler tarafından da mağlûp edilemedikleri görülecektir. Onların kaza ve kadere inanmadıklarını ise hiçbir kimse iddia etmemiştir, edemez. (Mustafa Sabri, Mevkıfu’l-Beşer, s. 219.) Bu kısa girişten sonra şimdi doğru bir kader inancının insan hayatındaki yerini iki açıdan ele alıp değerlendirmeye çalışacağız.

    A. Kâinatta Hâkim Olan İlâhî Program Açısından:
    1. Her şeyden önce, kadere iman, tesadüf düşüncesini ortadan kaldırır. Materyalizm gibi felsefî akımların düşünceleri, son derece mükemmel bir nizamın hâkim olduğu kâinatın bir tesadüfler zinciri neticesinde bugünkü hâline geldiği noktasında odaklaşmaktadır. Müslümanları, bu çeşit yanlış düşüncelerden yalnızca kader inancı kurtaracaktır.

    Çünkü ‘kadere iman etmek’ demek, kâinatta tesadüflere yer olmadığına iman etmek demektir. Nitekim varlıkta hiçbir şeyin tesadüflere bağlı olmayıp, bir plân ve programa tabi olduğu Kur’ân’da açıkça ifade edilen bir gerçektir: “Allah’ın yanında her şey bir ölçüye göredir.” (Ra’d sûresi, [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayınız] ; “Muhakkak ki, biz her şeyi bir kaderle yaratmışızdır.” (Kamer sûresi, 49.)

    Kâinatta en küçüğünden en büyüğüne kadar, her şeyde bir düzen müşahede etmekteyiz. Tabiata Yüce Yaratıcı tarafından konulan kanunlar, ilâhî kaderin (ilâhî programın) birer parçasıdır; bu kanunların hepsi kader dairesinde cereyan etmekte ve bunların kaderlerinde Kur’ân’ın ifadesiyle bir değişiklik görülmemektedir: “Allah’ın yaratmasında bir değişiklik bulamazsın.” (Rum sûresi, 30)

    2. Kadere iman, kozmolojik açıdan ‘her şeyin Allah tarafından bir tertip ve ölçüye bağlandığına iman’ mânâsına geldiğinden, insan zihninde, kâinatta tesadüflere yer olmadığı şuurunu ve bir nizam fikrini yerleştirip insanı devamlı ve programlı bir çalışmaya sevk eden bir esas olmuştur. (Bkz.: Tabbara, Ruhu’d-Dini’l-İslâmî, s. 153)

    Vakıa bu iken, ‘kadere iman’ denince, bazı zihinlerde hemen koyu bir cebir düşüncesi belirmektedir. Hâlbuki, insanların ihtiyar ve irade sahibi hür bir varlık olduğunu çok önceden dile getiren ve mutlak cebir fikrini çürütenler kaderi bir iman esası olarak kabul eden Müslüman âlimler olmuşlardır.

    3. Bu esasa göre, Cenab-ı Hak, kâinattaki her şeyi ezelde tespit ettiği ilâhî plân ve yüce nizama göre idare etmektedir. O hâlde âlemde vaki olan maddî, manevî her türlü hâdise, maksatsız ve gayesiz olarak rastgele meydana gelmemektedir. Varlık ve olaylar Allah’ın her şeyi kuşatan ezelî ilmi, mutlak irade ve sonsuz kudretiyle ilâhî nizam ve plâna uygun olarak yaratılmaktadır. Allah’ın kazası, kaderine daima uygun olarak tecelli etmektedir. Aksi hâlde, kâinatın nizam ve düzeni bozulur, varlığı devam edemezdi. Bu yönüyle kaderin ispatı, tevhidin ispatı olmaktadır. Nitekim bir hadis-i şerifte de “Kadere iman tevhidin nizamıdır.” (bkz.: el-Muttakî, Kenzu’l-Ummal, 1/106) denilerek, bu esasın, tevhid akidesiyle doğrudan alâkalı olduğuna dikkat çekilmiştir.

    Hâsılı, kader inancı, kâinatta meydana gelen bütün hâdiselere, ‘sebeplerin doğurduğu neticeler’ nazarıyla bakmaya engel olur ve bize her şeyin arkasında bir hikmet ve kudret elinin daima tasarrufta bulunduğunu bildirir.

    B. İnsanla Alâkalı Takdir Açısından
    Bu hususu da maddeler hâlinde sıralayıp ele aldığımızda karşımıza şu esaslar çıkar:

    1. İman edilmesi gereken esaslar arasına girmesinin önemli hikmetleri bulunan kader, insanı gaflete ve inkâra götürebilecek yolu baştan kapatan bir set gibidir. Şöyle ki insan, nefsi cihetiyle, kendisine bir takdirle bahşedilmiş olan üstün vasıf ve güzelliklerle övünüp iftihar etmek, kusur ve günahlarına ise bahaneler arayıp bulmak, yahut bunları başkalarına mek ister. İnsanın kendisinde bulunan yüksek istidat ve güzellikleri, Cenab-ı Hakk’ın takdirine dayanan bir ihsanı olarak bilmemesi, gurura ve kibre yol açar. Bu gurur damarı, insanlardan birçoğunu hemcinslerine karşı bünmeye sevk ederken, bazılarını ise, ‘her şeyi kendinden bilme ve kendine ait görme’ saplantısına kadar götürüp, nihayetinde kendi üstünde hiçbir irade ve kudreti tanımama düşüncesine mahkum etmesi söz konusudur.

    Esasında insan fıtratında, meziyetlere ve iradesiyle irtibatlı olarak meydana gelen her bir güzel neticeye sahip çıkıp, onunla övünme, iftihar etme, hatta daha da ötesinde gururlanıp kendinden geçme duygusu vardır. İşte, yapılan güzel işler karşısında gurura düşmemek için ‘ilahî takdir’ karşısına çıkar ve ‘Aldanıp gururlanma, bu işleri bizzat gerçekleştiren sen değilsin’ diyerek, insanı kibre, gurura düşmekten korur. Ona, hem, iyiliklere vesile olan irade ve istidatlarının rabbinin bir takdiri/planı olduğunu, hem de, ihtiyacı anında muhtaç bulunduğu gücün kendisine verilmesinin bu takdir çerçevesinde olduğunu hatırlatır. Çünkü iyiliklerin yapılmasını isteyen, ilâhî irade olduğu gibi; onların yerine getirilmesi için lâzım olan gücü/kuvveti veren de yine o Kudret’tir. Tam bu noktada insan mes’uliyetinin ortadan kalkmaması için de İslâm’ın ‘ihtiyar prensibi/irade’ devreye girer ve ‘Dikkat et, sorumlusun! Zira tercih eden/seçen sensin’ der, ona sorumluluğunu hatırlatır. (Bkz. Bediüzzaman, Sözler, 26. Söz)

    Kur’an-ı Hakîm meselenin her iki yanına da “Sana gelen her iyilik Allah’tandır, her bir kötülük ise nefsindendir/kendindendir.” (Nisa sûresi, 79) ayetiyle dikkat çekerek, ‘bütün güzellik ve hayırların gerçek sahibinin insan değil, Allah (c.c.) olduğunu, buna karşılık bütün kötülük ve günahların ise insanın kendinden kaynaklandığını’ bildirir.

    2. Doğru bir kader inancı insanı ümitsizlik ve gevşekliğe sevk etmez. Sonra kadere inanan insan, başarıya ulaştığı zaman tevazuu ve alçak gönüllüğü de elden bırakmaz; zafer sarhoşluğuyla kendini kaybetmez. Kadere imanın, insana, gerek maruz kaldığı musibetler karşısında bir güç kaynağı olduğu, gerekse onu gururdan kurtardığı hususu, şu âyet-i kerimede veciz bir şekilde ifade edilmiştir: “Ne yerde ne de nefislerinizde (gerek üzülmenize gerekse sevinmenize sebep olacak şekilde) başınıza gelen hiçbir şey yoktur ki, Biz onu yaratmazdan önce bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu Allah’a göre kolaydır. Bu, kaybettiğinize üzülmeyesiniz ve Allah’ın size verdikleriyle de şımarmayasınız diyedir. Allah çok övünen kibirlileri sevmez.” (Hadid sûresi, 22-23)

    Kader inancı, sıkıntı ve musibetler açısından düşünüldüğünde, ümitsizliğin, hüznün ve bunların doğurduğu stresin müessir bir ilâcıdır. Her şeyin Allah’tan olduğunu bilen ve buna iman eden insan, O’ndan gelen acı ve tatlı her şeyi rıza ile kabul eder. O’nun rahmet ve hikmetine itimat eder. Sabretmekle, kederden ve musibetin getirdiği üzüntüden kurtulur. Bir musibet karşısında, ‘Ben Allah’ın kuluyum, sonunda yine O’na döneceğim. Allah’ın dilediğinde hayır vardır, inşallah böylesi hakkımda daha hayırlıdır. Allah’ım beni sabredenlerden eyle, beni daha büyük musibetlerden koru!’ der, huzur bulur. Nitekim Kur’ân’da bu mânâları teyit eden âyetler mevcuttur: “Olur ki, sizin hoşunuza gitmeyen bir şeyde Allah birçok hayırlar takdir etmiş olur.” (Nisa sûresi, 19);“ Onların başına bir musibet geldiği zaman, ‘Biz Allah’tan geldik ve O’na döneceğiz.’ derler.” (Bakara sûresi, 156).

    Musibetlere kaderde yer alan ‘imtihan edilme’ gerçeği açısından bakamayan insanın, her ümit kırıcı ve kahredici hâdise karşısında apışıp kalması, sürekli hâlinden şikâyet etmesi, kafasını şuraya buraya vurması hatta neticede günah ve isyan bataklığına düşmesi bir bakıma kaçınılmaz olur. Böyle birisi en küçük bir musibet karşısında dahi ezilir ve dünyayı ‘ah’ ve ‘of’larla kendine zindan eder. Kadere inanan bir mü’mine gelince, o, -Kur’ân’da da değinildiği gibi- ne dünya işlerinden kazandığıyla sevinip gurura kapılır, ne de kaybettiği şeye mahzun olur. Zira o bilir ki, her şey bu hayat boyutundan/dünyadan ibaret değildir; her şeyin en iyisi ve güzeli ahiret hayatındadır.

    3. Kaderin iman esasları arasına girmesinin bir diğer hikmeti de, insanı hayatın ağır rinden kurtarıp ruhuna bir rahatlık ve hafiflik vermesidir. İnsan, kâinatla alâkalı bir varlıktır; nihayetsiz maksatları ve arzuları vardır. İnsanın kudreti ve iradesi ise ihtiyaçlarının milyonda birisine dahi kâfi gelmez. Ayrıca insan çevresinde görüp hikmetini anlayamadığı bazı hâdiselerin tesirinden kendisini çoğu kere kurtaramaz, huzursuz olur. Meselâ, acıklı bir sahne görse bir zaman kendisini onun tesirinden alamaz ve hayatı acılaşır.

    Bu noktada insanın imdadına yetişebilen tek yardımcı, hakkındaki ilahî takdire imandır. Kadere hakiki mânâda iman eden bir kişi, ihtiyaçlarının ve korkularının hasıl ettiği manevi baskıları ve ağır yükü zihninden çıkarıp -tabir yerindeyse- kaderin gemisine kor/bırakır. Böylece hem zihni hem de kalbi/ruhu sükun ve rahata kavuşur. Şöyle ki, kâinatta meydana gelen bütün işlerin bir ilâhî kanun nizamıyla cereyan ettiğine, yani her şeyin engin bir rahmet ve sonsuz bir kudretin kontrolünde hikmetle yürüdüğüne inanan bir kimse, yaşadığı âlemin lezzet ve güzelliklerinden, helal dairesinde, emniyet içinde istifade etmeye bakar. Diğer bir ifadeyle, O’nun merhametine, icraat ve kanunlarının güzelliğine istinaden her şeyi güzel tarafından görür ve buna bağlı olarak hayatını elemsiz bir lezzet ve saadetle geçirir. Bu açıdan da kadere iman o kadar huzur vericidir ki, tarif edilemez. Bu mânâda kadere iman eden birisi, kederden ve üzüntüden emin olur.

    Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bir hadis-i şerifinde bu gerçeğe dikkat sadedinde “Kadere iman, kaygı ve üzüntüyü giderir.” (Münavî, Feyzu’l-Kadîr, 3/187) buyurmuşlardır.
    Kadere imanın, bu çerçevede ağır hastalıklara yakalanmış insanların hayatlarındaki müspet etkisi açısından da doldurulamayacak bir yeri vardır. Onulmaz bir derde düşmüş, elinde hiçbir çaresi olmayan bir mü’min ‘Yüce Allah’ım! Senin iradene mutlak itaat ediyorum. Senin hikmetlerin sonsuzdur. Sen dilersen beni iyileştirirsin de. Dileyip dilememen de Sana ait bir hikmettir, biz elimizden geleni yaptık, bizden sonrakiler de yapacaklar… Ölüm ise Senin kanunundur, ölsek ne gam! Zira Sana dönüyoruz!’ der, kendini emniyette hisseder. Netice olarak, ‘ilâhî takdirin/kaderin her şeyi güzeldir’ hakikatini kavrayıp ona teslim olan bir insan, her şeyde ilâhî kaderin hikmet ve adaletini görür.

    4. Kadere imanın insan üzerindeki diğer bir etkisi de, onun iradesini güçlendirmesidir. Çünkü kadere inanan bir kul, hadis-i şerifin de ifadesiyle ‘başına gelecek bir musibetin mutlaka geleceğine, gelmeyecek olanın da asla gelmeyeceğine’ (Tirmizi, Kader 10.) inandığı için cesaretlidir. Bu akide, insanı canlı ve hareketli kalmaya sevk edeceğinden böyle bir imana sahip bir kişi, zorluklar karşısında yılmaz, tembellik ve gevşeklik göstermez. Geçmişte büyük muvaffakiyetlere imza atmış insanların, bu akidenin temsilcileri olması, bunun en açık delilidir. Kaza ve kadere iman eden, Allah’a dayanmış olacağından hayatta her işe girişir ve ömrü boyunca cesaret ve gücünü kaybetmeden başarıdan başarıya yürür. Başarısızlığa uğradığı zamanlar olsa da, ‘bunda bir hikmet olacak’ diyerek, aynı şeyi değişik yollardan denemeye çalışacak, bunu da yapamazsa, ‘takdir bu kadarmış’ deyip, azmini ve iradesini kaybetmeden yine yoluna devam edecektir.

    5. Kadere iman etmiş bir mü’min, rızkının tayin edildiğini ne yaparsa yapsın başkasının kısmetini elde edemeyeceğini bildiği için, başkasının hakkına tecavüz etmez, hırs göstermez ve haset etmez. Bu itibarla kadere inanan bir kul “Bir de Allah’ın bir kısmınıza diğerinden fazla verdiği şeyleri temenni etmeyiniz.” (Nisa sûresi, 32) âyetinin de işaretiyle başkasının elinde bulunana göz dikmez. Zira o, böyle bir göz dikmenin ‘Allah’ın kaza ve kaderine küsme, kulları arasında taksim ettiği nimetini hor görme, mülkünde hikmetiyle ikame ettiği adaletini nahoş telâkki etme, dolayısıyla tevhidin özüne karşı işlenilmiş bir suç’ mânâsına geldiğini bilir ve ondan uzak durur.” (Bkz. Gazzali, İhya-u Ulûmiddin, 3/254; Muhasibî, er-Riâye li Hukûkillah, s. 490.)

    6. Her şeyde kaderin bir hükmünün bulunduğuna inanan bir kimse, kendisine karşı suç işleyen birini mes’ul tutsa bile ona karşı daha müsamahalı olur. Başına gelen bu olayı bir de kader açısından değerlendiren bir mü’minin, muhatabını affedebilmesi daha kolay olur. Şöyle ki, o, bir başkasının kendine verdiği acı veya zararda, kendi günahlarının da hissesinin olduğunu dikkate alır, yani bu sıkıntılı durumun, kendisinin önceden işlemiş olduğu bir günahına karşı Allah tarafından takdir edilmiş bir ceza olabileceğini de ihtimal dışında tutmaz. Nitekim Kur’ân’da, “Başınıza gelen her bir musibet kendi işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber,) Allah (günahlarınızın bir çoğunu) affeder (de onlardan ötürü bir musibet vermez.)” (Şûrâ sûresi, 30) buyrulur. Buna inanan mü’min böylece muhatabına karşı duyduğu/duyacağı nefret ve kinden daha rahat kurtulabilir.

    Netice olarak, bir mü’min, gelecek ve günahlar söz konusu olduğunda, iradesinin tercih ve dahlini düşünmeli, mazi ve musibetleri ise kader açısından anlamaya ve değerlendirmeye çalışmalıdır.

    Kaynaklar:

    Gazzali, Ebû Hamid, İhya-u Ulûmiddin, el- Mektebetu’l-Asriyye, Beyrut 1992.
    Muhasibî, Haris b. Esed, er-Riâye li Hukûkillah, Daru Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut tsz.
    Mustafa Sabri, Mevkıfu’l-Beşer Tahte Sultani’l-Kader (çev.: İsa Doğan), İstanbul 1989.
    Münavî, Feyzu’l-Kadir, Daru’l-Fikr, Beyrut tsz.
    Muttakî, Kenzu’l-Ummal, Müessesetü’r-Risale, Beyrut 1993.
    Nursi, Sözler, Işık yay. İstanbul 2005.
    Tabbara, A. Abdulfettah, Ruhu’d-Dinî’l-İslamî, Beyrut 1977.
    Taftazanî, Şerhu’l-Akaid, Salah Bilici Kitabevi, İstanbul tsz..
    Yazır, M. Hamdi, Hak Dini Kur’an Dili, Eser Neşriyat İstanbul 1979.

  15. sadık
    Mart 29, 2010, 6:37 am

    peki zina yapan içki içen insanlara ne olacak onlar akıllarını kullanmıyorlar mı…?

  16. Ateist(Eski Agnostik)
    Mart 29, 2010, 12:45 pm

    1) 😀 şaka yapıyor olmalısın Zeus tabiki de tanrıların kralı falan değil. Zaten birden fazla tanrı fikri masallardan bile saçma. Ama Müslümanlığın tanrısı Allah’ın da bunlardan aşağı kalır yanı yok. Sen Zeus’u nasıl görüyorsan ben de Allah’ı aynı şekilde görüyorum.

    2) 😀 komiksin gerçketen yaa. Hristiyanlığın şu anki hali Allah’ın dini mi? veya dinsizlik? Ve Hristanlık ile Müslümanlığın yayılmasının sebebi savaşlar ve sömürgelerdir zaten.

    3) Yoo ölümden hiç te korkmuyorum, ümitsizliğe falan kapılmıyorum. Çünkü öldükten sonra bunları düşünemeyecem bile. Çünkü düşünecek, önceki hayatımı özleyecek bir beynim olmayacak.

    4) Hristiyanlıktan, Yahudilikten Müslümanlığa geçenleri çok duydum. Sadece harbi bir dinsizin müslüman olduğunu görmedim. Ayrıca bana Müslümanlık konusunda cahilsin demişsin ama Müslümanlığı bir çok müslümandan çok daha iyi biliyorum. Şu anda Müslüman olsam alim bile olurum. Şu ana kadar okuduğum din hakkındaki kitaplar yaklaşık 20.000 sayfayı bulmuştur.

    5) Ya ahiret doğruysa diyorsun ama şunu hiç düşünemiyorsun? Ya geriye kalan 5999 dinin öngördüğü ölüm sonrası yaşam doğruysa? Şimdi diyeceksin ki onlar zaten saçmalık asla gerçek olamaz. İşte bizim ahirete inanmama sebeplerimiz, senin diğer dinlere inanmama sebebinle aynı. Üstelik ailen diğer dinlerden birine sahip olsaydı şimdi sen de gelip bize o dini savunacaktın. Ailen dinsiz olsaydı Müslümanlığın da diğer 5999 din gibi çok saçma olduğunu çok rahat anlayacaktın.

    6) Bizim Allah’la alıp veremediğimiz yok. Sadece Müslümanlığın doğru olmadığını anlatmaya çalışıyoruz. Fakat zeka seviyesi belirli bir düzeyin üstünde olmayan, beyni, ailesi ve çevresindekiler tarafından yıkanmış insanlar bunu yüzyıllardır anlayamıyor. Ve kendi çocuklarının da beynini yıkamaya devam ediyor. Ama merak etmeyin dinsizlik 1700lü yıllardan sonra feci derecede artmaya başladı. 50-100 yıl içinde din diye bir şeyin kalacağını zannetmiyorum. Özellikle gençlerde çok çok yüksek bir dinsizlik artışı var.

  17. Ateist(Eski Agnostik)
    Mart 29, 2010, 12:47 pm

    sadık :

    peki zina yapan içki içen insanlara ne olacak onlar akıllarını kullanmıyorlar mı…?

    Bunları nasıl yaptığına bağlı. Condomsuz zina yapanlar ve içkiyi redbulla veya uyuşturucuyla içenler akıllarını kullanmıyor demektir 😀

  18. kendinizi kandırmayın
    Mart 29, 2010, 3:38 pm

    Agnostik gerçekten sana ve senin gibilere cevap yazmaya bile değmez; inkar ettiklerinizin doğru olduğunu bilsenizde bunu kendinize bile itiraf etmekten korkan aciz insanlarsınız…

    Binlerce sayfa kitap okuduğundan bahsetmişsin muslumanlığı doğru anlatan kitaplar olduğundan eminmisin? önemli olan sayfalarca kitap okumak değil doğru kaynaklardan okumak ve anlamaktır

    sitedeki diğer yazıların bir kaçını şimdi okuma fırsatı buldum ve yorum yazan müsluman kardeşlerimin yorumlarınıda okudum…ve tabiki sizlerin yorumlarınıda hep aynı teraneler…
    ve hep aynı saçmalıklar anlamak istemiyorsunuz size doğru bile gelse; onun için sizin gibilerle uğraşmaya vakit öldürmeye değmez…hayat size bir gün gereken cevabı nasıl olsa vericektir…

  19. Bir Dost
    Mart 29, 2010, 5:57 pm

    Kendinizi Kandırmayın’a:

    Bu tur kopyala-yapistir seylerin hepsini okuyacak kadar vaktim yok. Goz attigim kadariyla:

    1)Yani, AIDS’li kan verilen bebek hakkinda ne dedin sen simdi? Ben sana “Islam’da kader inancini arastirip bulabilir misin” mi diye sormustum? Bende zaten sana bundan baska sekilde anlatamazsin demistim, madem oyle “kaderleriymis” de gec, niye ugrastin ki? Bir suru sey soylermis gibi yapip “Allah bilir” e getirip avutun kendinizi.

    2)Yazdiklarindan anlasildigi uzere en basit anlamda eger bir kadin bir erkegin cinayet isledigini goren tek sahitse, erkege karsi sahitligi sayilmaz. Bende bunu demistim zaten 500 satir yazi yazmana ne gerek vardi ki niye reddetmeye calisiyorsun?

    3)Musluman kardeslerininde senin gibi kopyala-yapistirdan baska bir sey yapmadiklarini gormussundur. Hep ayni teraneler cunku dediklerimizi aciklayamayan kacak cevaplardan baska bir sey yok musluman kardeslerinde. Benim yazdigim 2 numaraya baksan yeter. Sen bile bunu aciklamak icin bir suru derde giristin ne gerek vardi?

    4)Biz gayet iyiyiz, kafamiz cok rahat ve bu yasamdan ne bekledigimizi ve ne bekleyecegimizi biliyoruz sen merak etme. Sizin sandiginiz gibi canavarlar degiliz. Cogumuz isinde gucunde basarili insanlariz ve cogu muminden daha cok insana ve haklarina deger veriyoruz.

    5)Adam gibi fikir bazinda tartisma olursa vakit oldurmeye deger neden degmesin. Yeter ki kopyala-yapistirdan vazgecin, baskalarinin degil kendi fikirlerinizi one surun ve konuyu dagitmayin.

  20. kendinizi kandırmayın
    Mart 30, 2010, 9:12 am

    peki bir dost: kopyala yapıştır yapmasaydım kendi fikirlerimde bu kadar uzun bir yazı olsaydı genede okumuycakmıydın? ki yukardaki yazıyla aynı fikirdeyim; olmamış olsam paylaşmazdım, galiba yazıyı okumadığın için anlama gibi bir durumda olmamış zaten…

    Gelelim AIDS li kan verilmiş çocuğun durumuna, bak kardeşim kaderi kabullenmiyorsun inanmadığın için tamam anladık; ama şöyle bir durumuda göz ardı ediyosun sonuçta hepimiz insanız hata yapmaya mahkumuz diyebilirmisin ben kusursuzum yada hiç hata yapmadım diye tabiki hayır, şimdi empati yap ve düşün o çocuğa o virüslü kanı sen vermiş olsaydın ve hata yaptığının çok sonra farkına varsaydın ne yapardın söyle bu durumu değiştirebilme şansın ne kadardır söyle lütfen.

    hım şimdi diyebilirsin ki daha dikkatli davranır böyle bir hata yapmazdım, nerden biliyosun müneccimmisin yada kusursuzmusun? bizim inancımızda tam olarak bunu söylüyor işte sebepler ve sonuçlar kaderin bir parçası siz inanmasanız bile…

    Ayrıca sizler için üzülmüyorum merak etmeyin: yaşamdan beklentilerinizin olmasıda beni şaşırtmadı çünkü sizde insansınız ve beklentilerinizin olması gayet doğal…
    Beni asıl şaşırtan ölümden sonra yokoluşa inanmanız böyle yüce bir yaratıcıyı kabullenmemeniz; yahu madem akıllısınız başınız çatlayana kadar bikez daha düşünüün..dünyadaki bunca güzellik bunca ihtişam ve bunca ayrıntı nasıl kendiliğinden oluşabilir…

    en basitinden, acıkıyorsak bu yiyiceklerin olduğuna kanıttır susamışsak bu suyun varlığına kanıttır şimdi şöylede düşünebilirsiniz e ben inanmıyorum demekki buda Allahın olmadığının kanıtıdır; göz gördüğünü bilir görmediğinide eğer akıl ve inanç çerçevesinden bakmıyorsanız reddeder…Allahı kanıtlayan o kadar çok şey var ki gerçekten görmeniz yeterli görmek istemiyorsanız hiç kimse sizi aydınlığa kavuşturamaz…

    en basitinden düşün kendi bedenin buna en güzel kanıttır, insanoğlu yaratılmışların en kusursuzu ve değerli kılınanıdır bir düşün neden insana akıl verilmiş hayvanlara bitkilere verilmemiş…

    ve ayrıca kimsenin sizi canavar gibi falan gördüğüde yok siz kendinizi öyle hissediyorsanız bilemem; ben demiyorum ki müslümanlar kusursuzdur yada hiç kötülük yapmazlar günah işlemezler böyle bir durum söz konusu bile değil…daha öncede dediğim gibi insanız ve kusursuz değiliz..ataistte olsanız muslumanda..

  21. Ateist
    Mart 30, 2010, 10:28 am

    Ya arkadaşım, ikide bir kendinizi kandırıyorsunuz anlamak istemyiorsunuz laflarına sinir oluyorum. Biz manyak mıyız, niye doğru kabul ettiğimiz şeyi bile bile inkar edelim, üstelik sonsuza kadar cehennemde yanacağımızı bile bile. Sence 1 milyardan fazla dinsiz böyle çılgın bir girişimi yapabilir mi? Demek ki sonsuza kadar cehennemde yanacağımıza inanmıyoruz ki dinsiz olabiliyoruz, neden inanmadığımızı da insanlara anlatmak istiyoruz.
    Bir çocuğa makarnayı 0 yaşından 15 yaşına kadar köfte diye yedirirsen, çocuk o yaştan itibaren makarnaya makarna demeye çok zor alışır. Aynen o şekilde müslümanların beynine de 0 yaşından itibaren sürekli müslümanlık kazındığı için, bir müslümanın müslümanlığı terk etmesi çok zor olur. Eğer 0 yaşından itibaren başka bir din kazınsaydı beynine yine gelip bize o dini savunacaktın. Buna beyin yıkanması denir. Bu yüzen sana, bizi anlıyorsun ama bile bile dinsiz olmuyorsun demiyoruz. Çünkü senin müslümanlığı sahidende hak din olarak gördüğünü biliyoruz.
    Biz de dinsizliği gerçek olarak gördüğümüz için (beyin yıkamasıyla değil, araştıra araştıra bu fikirlere sahip olduk), bir daha bize bile bile müslüman olmuyorsunuz deme.

  22. Ateist
    Mart 30, 2010, 10:32 am

    Ayrıca bir yaratıcı belki var olabilir. Bu fikir çok da bilimsel olmasa bile tartışmaya değerdir. Fakat bir yaratıcının olması müslümanlık gibi bir saçmalığı doğrulamaz.
    Benim sayfalarca okuduğum kitapların bir kısmı uluslarası değer kazanmış kitaplardı. Diğerleri ise müsümanlar için değerli alimlerin yazdığı kitaplardı.

  23. Bir Dost
    Mart 30, 2010, 10:52 am

    Kendi fikirlerin olsaydi elbette okurdum neden okumayayim. Ben ozellikle bu konuya kilitlenmiyorum ve insanlarin hatasiz olabilecegini tartismiyorum dikkat edersen. Odaklandigim konu bu ve benzeri olan milyonlarca olaydan sadece birini ornek vererek dini aciklamalarin eski ve mantiksiz oldugunu anlatmak. Kisaca:

    -Kullarini seven ve onlari gozetleyen bir yaratici varsa daha hayata yeni baslayan bir kuluna baska kullarinin belkide bir anlik dalginligindan olan boyle bir hataya izin vermezdi. Bu cok acimasiz bir sey ve yaratici bu kadar acimasiz olmamali ve olamaz cunku o zaman soylemleriyle celisir. Bu dediklerim icin Kur’an dan bir suru referans gosterebilirim ama seninde bildigini tahmin ederek yer isgal etmiyorum.

    -Izin vermemesinin gerekliligi cok acik. Madem burasi bir sinav yeri, o zaman herkesin esit sartlarda baslamasi gerekir oyle degil mi? Kimsenin kaderi bu sekilde acimasizca yazilmamali ve herkes benzer testlerden gecirilmeli ki 2. yasama kabul adil olsun.

    -Bu hayata kurban giden bebek, bu hatayi yapanlar, ebeveynlerinin ve bu olaydana etkilenen digerlerinin neden yaratici tarafindan secildiklerinin mantikli bir izahi yoktur. Tek izah kaderciliktir ve bu bir izah sekli olamaz. Bunun daha dogal ve akla yatkin aciklamasi yaraticinin olmadigi, bizleri gozetlemedigi ve bu tezi one suren dinlerinde bu nedenlerden insan yapimi oldugudur.

    -Ornekler cogaltilabilir ama eger bu cagda ve bu bilgi seviyesinde eger 4 kadin alabilme hakki “savaslarda cok erkek oldugu icin”, kadinlarin kapanmasi “erkekleri tahrik” ve kadinlarin sahitligi “(senin yazdiklarindan)ikinci kadın, birinci kadının unuttuğu şeyleri hatırlatır” (evliysen asil unutkanin erkekler oldugunu bilirsin) olarak aciklaniyorsa, “bunlar evrensel kurallar degil” demek cokta zor degil.

    -Ilahiyse ve yaratici 2010 yilinda insanligin nerede olacagini biliyorsa kurallar ona gore olmalidir, net bir sekilde oyle degildir. Insan yapimiysa zamanla eskir bu kadar basit.

    -Eger dinin ilahi oldugu one suruluyorsa ya tumunu kabul edersin ya da tumunu reddedersin. Eger yarim-yarim kurallari uyguluyorsan insanlarin yarattigi kurallarla ayni kategoriye koyuyorsun demektir. Cogumuz donerken sinyal verdigimiz halde hangimiz sehir icinde 50 km hizla gidiyoruz ki? Aklimiza yatani yapiyoruz, cagdisi kurali eliyoruz.

    -Yaratilis konusuna gelince, bugun gazetelerde CERN deneyini okumussundur. Insanligin bilgi seviyesi “nasil olduk” sorusunu aciklayabiliyor ama “nasil olustuk” sorusuna yetecek duzeyde degil. Eger konuyla ilgileniyorsan buna cok yakin oldugunu gorebilirsin. Bundan 50-100 yil sonra suyun, yiyecegin nereden geldigini hep birlikte ogrenecegiz.

    -Insanlik 4,000 yildir olumden sonra yaratilisa inaniyor ama 4,000 yildir kutsal sayilan kitaplar disinda bunu one suren yok. Ozellikle kutsal kitaplarin vaat ettigi cennet/cehennem kavramida artik cag disi. Ortasindan bal ve sut nehirleri akan, korpecik bakire hurilerin oldugu bir yer tembel ve azgin adamlarin (asagilamak istemem ama Araplar’in diyelim) hayalidir. Ailesine Araplar’dan kat be kat saygi gosteren ve duskun olan biz Turkler’e onlara oldugu kadar cekici gelmez zaten. Bizler icin onemli olan “iyi insan olup cennete gitmek” tir, orada vaad edilenler degil. Kendinde buna bir bak istersen.

    -Bu nedenlerden dolayida ben “iyi insan olup bu dunyada yasayip bu dunyada olecegim” diyorum cunku ne kaniti var ne de vaad edilen yukarida da dedigim gibi 2010 yilina uygun. Bunda herhangi bir tutarsizlik veya senin dedigin gibi dusunmemislik yok.

    -Insan elbetteki kusursuz degildir olamazda zaten. Yasamin icinde o kadar cok degisken ve varyasyon var ki bir insanin hata yapmamasi mumkun degildir.

  24. sadık
    Mart 31, 2010, 12:53 am

    AIDS li çocuk tan örnek vermişsiniz.Bende size bir örnek vereyim.Siz araba sürüyorsunuz aniden biri size çarpıyor ve sizi ömür buyu sakat bırakıyor. Sizin inancınızda AIDS li çocuk ve senin dorumun ne olacak….?

  25. Ateist
    Mart 31, 2010, 9:20 am

    Ömür boyu sakat olacak, başka ne olacaktı. Şimdi sen diyeceksin ki “Yaa bizim inancımıza göre o kişilere ahirette çok büyük nimetler verilecek, ama sizin inancınıza göre o kişinin hayatı mahvolacak.”. Daha önceden de dediğim gibi bir dinin içinde güzel vaadler bulunması veya iyiliği önermesi, o dinin doğruluğunu göstermez.
    Başka bir Afrika dinine göre de o kişiler öldükten sonra Tanrı olacaklar. Senin görüş açından baktığımızda bu Afrika dininin İslamdan daha güzel gözkmesi lazım.

  26. sadık
    Mart 31, 2010, 10:42 am

    onun bunun inancına göre değil senin inancına göre nasıl olur…?

  27. Bir Dost
    Mart 31, 2010, 12:48 pm

    Benim mantigima gore sadece burada yasayacagim, gerisi yok. Oyle bir kazadan sonra depresyon geciririm ama er ya da gec kendimi toplar kalan hayatimi, “kaderimmis” diye boynunu buken, Allah’in neden kendisine bunu reva gordugunu anlamaya calisan ve ahiret bekleyen bir insana oranla daha iyi ve etrafima faydali geciririm.

    Olumun sonrasi herkes icin ayni benim fikrime gore o yuzden cocukta sadece olecek. Umalim ki o buyuyene kadar bu isin caresi bulunsun.

  28. kendinizi kandırmayın
    Mart 31, 2010, 1:15 pm

    Bir dost: odaklandığın konuyu çok iyi anlıyorum, ama sen anlamamakta ısrar ediyosun…Ben inancım gereği kadere inanıyorum; ben sana bu olayı çok farklı boyutlardada anlatsam sen kabullenmediğin için asla yazdığım cevaplardan tatmin olmıcaksın…

    Yaratıcı kullarına asla zulüm yapmaz kullar istemediği sürece; (dedimya sebepler ve sonuçlar) şimdi benim inancıma göre iyiliğide kötülüğüde Allah yaratmıştır, ama Allah insanları iradeleriyle birlikte özgürde bırakmıştır…
    Şimdi Allah’ın kötülüğü var etmiş olması kötülük değil, BİZLERİN KÖTÜLÜĞÜ SEÇMİŞ OLMAMIZ KÖTÜLÜKTÜR…
    Evet yine bizim inancımıza göre dünya bir sınav yeridir, düşün şimdi herkes eşit şartlarda dünyaya gelseydi, herkes aynı düzeyde, zenginlik fakirlik ayrımı yok herkes çok mutlu huzurlu hiç bir olumsuzluk yok dünyada böyle varsayalım…Söylermisin o zaman dünyaya ne gerek vardı? cennete cehenneme ne gerek vardı?
    Allah bizi o zaman hiç yaratmazdı yada hiç böyle bir sınav dünyasına gerek kalmazdı…

    Gelelim sana sevgili agnostik ve ayrıca ataist:/ gene güldürdün beni insanların din anlayışını köfte ve makarnayla örnek vermek tam senlik bir düşünce tarzı olmuş:)e peki diyelim ki muslumanlar çocuklarına doğdukları andan itibaren islamiyeti aşılıyorlar; sonradan musluman olan ataistleri, hrıstiyanları musevileri dahada ayrıntıya girersek profösörleri bilim adamlarını nasıl açıklıcaksın (size göre körü körüne inanmak cahillerin işiya)
    bu insanlar çokmu cahiller yada sizlerden dahamı akılsızlar?

  29. sadık
    Nisan 1, 2010, 12:20 am

    bir dost ve ateist:
    Belki sizin gibi olmayı düşünüyorum.Fakat beni tatmin edecek cevaplar istiyorum.Yine söylüyorum onun bunun diniyle değil kendi inancına (mantığına)göre cevap verin….?

  30. Bir Dost
    Nisan 1, 2010, 12:36 am

    Ben anlamamakta israr etmiyorum sadece dediklerin mantikli degil tipki son yazdiklarin gibi:

    Yaratici kullarina zulum yapmaz kullar istemedigi surece: Muhtemelen yine anlamadigimi soyleyeceksin 🙂 ama bu dedigin konustugumuz ornekteki bebegin durumuyla uyusmuyor. Henuz hayati tanimadan acilar icinde olecek olmak zulumdur.

    Allah iradeleriyle birlikte ozgur birakmistir: (Yukaridaki alintilarindan) “Kâinattaki her şeyi ezelde tespit ettiği ilâhî plân ve yüce nizama göre idare etmektedir”. Burada senin tum yazdiklarindan bir cumleyi cekip almiyorum, bu cumleyi uzun alintiyi ozetledigi icin sectim. Bizim secimlerimizin kainatin isleyisini etkiledigine katilirsin sanirim (mesela Hitler’in basa gelmesi ve 2. Dunya Savasi’ni baslatmasi, atom bombalarinin atilmasi vs.). O zaman kaderimiz aslinda onceden yazili degil ve tum secimlerimizi aslinda biz yapiyoruz. Aslinda burada sana yuzde yuz katiliyorum ama yukaridaki “onceden tespit ettigi ilahi plan” ile ozgur irade soylemin celisiyor.

    Dunyanin sinav yeri olmasi ve esit sartlar: En basitinden universite sinavini dusun. Sinavda bazilarina kitap acma hakki, bazilarina ise 180 sorunun sadece 90’ini verip 180 cevap beklenmiyor. Dunyanin sinav yeri olmasina baglayacak olursak iyi bir ailede dogup iyi sartlarda buyuyen kisiyle, fakir bir ailede dogup acliktan dolayi baska caresi olmadigi icin ekmek calan kisi ayni sinava tabi tutuluyor. Insan yapimi sinav bile olabildigince adilken ilahi sinav bu kadar adaletsiz.

    Sonuc olarak sinav filan yok. Bu sadece adaletsizlige karsi isyani bastirmak icin uydurulmus bir seydir, insanlari yatistirir ve umut verir hepsi bu.

    Benim yazdigim konulari pek cevaplamamissin. Dediklerimde baska bir mantiksizlik bulamadin mi?

  31. Nisan 1, 2010, 1:32 am

    Kullarına zulüm yapmaz cümlesini yazarken karnın tok muydu arkadaşım? Altın kuru, keyfin yerinde miydi? Hangi dünyada yaşıyorsun sen? Kaç yıl eğitim aldın, dünyada nereleri gezdin, ne acılar gördün hayatında? Bunu ciddi olarak soruyorum sana.. Ac kaldın mi hiç? içecek su bulamadığın oldu mu? Atıyorum, Hristiyan olduğun için köyünü basıp babanı gözünün önünde kursunladilar mi? Kolunu kestiler mi baltayla? Annene tecavüz edip boğazını kestiler mi gözünün önünde? Günlerce yemek yiyemedigi için sütü olmayan bir kadın ve kucağında 3 kiloluk 1 yaşındaki kemik yığını bebeğin resmini gördün mu hiç? Açlıktan ölmek üzereyken 10 metre ötesinde bekleşen akbabalarla çekilmiş resmini gördün mu o 4-5 yaşlarındaki afrikalı çocuğun? Sen hangi Allahtan bahsediyorsun kuluna zulüm etmeyen? Yukaridaki yaziyi okumadın mı? Sen misin bu zulume uğramayan kul? O Allah’in planlarını sadece senin için mi yapıyor yoksa? 2009 yılında Diyanet bütçesi 2 milyar lira imiş, biliyor muydun bunu? Kullarına zulüm yapmayan Allah’in paraya ihtiyacı olmuş değil mi? “Bir Dost”a odetiyorlar bunu.. Ateist’in babasına odetiyorlar… Açlar doyuyor di mi o parayla? Ha pardon, senin o merhametli Allah’in zulüm yapmazdı kullarına değil mi?

    Bak bakalım bu fotoğrafa.. Hiç böyle bir su içtin mi hayatında? Ellerini baglayip zorla icirmeye kalksalar sana yalvarir misin merhamet edin, ne olur diye? Dünyada 1.1 milyar insan işte bu temizlikteki sudan içiyor, biliyor musun? Allah’in suyu bu, zulüm olmasın diye “yarattığı” su bu…

    Yılda 18 milyon insan açlıktan oluyor, biliyor musun? Allah zulüm etmiyor değil mi?

    Bunların 10 milyon tanesi çocuk.. Ufacık çocuk açlıktan oluyor.. Sen burda bize o dar perspektifinle, olmayan mantiginla nutuk atmaya devam et.. Diyanet’in de bütçesi güzel.. Senin karnın da tok, altın da kuru, keyfin de yerinde değil mi? Bakın sevgili arkadaşlar.. Gözünüzü açın biraz.. Herşey o kadar net ve açık ki? Her şey gözünüzün önünde.. Korkmayın bu kadar.. Siz o inandığınız Allah’in çok şanslı insanlarindansiniz.. Bu şansınızı birazcık kafanızı çalıştırarak kullanmayı deneyin.

  32. kendinizi kandırmayın
    Nisan 1, 2010, 8:17 am

    Bir dost: aslına bakarsan sen ve diğer arkadaşlarında benim istediğim mantıklı cevapları veremiyosunuz…mesela bende önceki yazımda sana sormuştum örnek verdiğin AIDS li çocuk hakkında şöyle bir soruydu: o çocuğa o virüslü kanı sen vermiş olsaydın ve hata yaptığının çok sonra farkına varsaydın ne yapardın söyle bu durumu değiştirebilme şansın ne kadardır söyle lütfen.
    şimdi yineliyorum madem suçlıycağınız bir Allah yok o zamanda bu çocuğa siz zulüm etmiş olmazmıydınız kendinize ne ceza verirdiniz acaba o çocuğun hayatına karşılık?

    sizlerin yazılarını okudukça Allaha daha çok şükrediyorum musluman olduğum için; evet Allah insanları iradeleriyle birlikte özgür bırakmıştır yineliyorum bu sözümü ve dediklerimi tamamlayan şu yazıyıda paylaşmak istiyorum…

    Dünyada ne edeceğimizi biliyor Allah: Doğru. Önceden biliyor: Bu da doğru. Peki ya O’nun önceden bildikleri sonradan olmazsa, O neyi bilmiş olacak! Sonradan olacaklar olacak ki, önceden bilmesi doğru olsun… Farz edelim ki, “biliyorum nasılsa” diye hiçbirimizi dünyaya göndermeden cennete/cehenneme koyuverseydi. Dünya hiç olmasaydı. Hayat hiç kimse tarafından yaşanmasaydı. O zaman O’nun da bildiği şimdiki yaşadıklarımız değil, “biliyorum nasılsa” diye başından cennete/cehenneme koyulduğumuz olacaktı. Sonradan bilmek için bir şeylerin önceden olması gerektiği gibi, önceden bilmek içinde bir şeylerin sonradan olması gerekir. Şimdi olan bitenin hepsi O’nun önceden bildikleri ama bizim olduktan sonra bildiklerimizdir. “Ben kaderin mahkûmuyum” derken, acaba, O çok önceden öyle biliyordu diye O’nun bildiğine göre mi davranıyorsun? Bunu yapabilmen için, O’nun önceden bildiğini O’ndan önce bilmek gibi bir yeteneğin olmalı. Bir eylemi yaparken, önceden yazılmış bir şey okuyarak yapmadığına göre, senin eylemlerini kaderin belirliyor değil, sen kaderinde ne yazıldığını/yazılacağını belirliyorsun. Ne yapıyorsan, o yazılıyor kaderine. Şimdi yaptığını sonradan öğreniyorsun. İşte kaderin de o sonradan bildiğine göre yazılıyor. Sonradan bildiğine göre önceden davranabiliyor olsaydın, örneğin bir sınavı hemencecik kazanabilirdin, diplomanı fakülteye girer girmez de alırdın! Çok kolay: “Kaderimde diploma alacağım yazılmış, öyleyse yan gelip yatsam da, diplomamı alacağım” deyip de yan gelip yattığında, sadece yan gelip yatmış olursun. Böylece kaderinin de “yan gelip yattığı için diplomayı alamadı” şeklinde yazıldığını çok sonra fark edersin!

    Gelelim sana janos efendi: bu kadar hiddetlenmene gerek yok yukarda anlattığın şeyleri senden çok çok daha iyi biliyorum ve biçoğunu yaşadım desem belki bana inanmazsın bile eminim…(burda hayat hikayemi anlatıcak değilim sizi etkilemek adına) onun için bana insanlık dersi vermenede demogoji yapmanada hiç gerek yok; anlattığın insanların bir çoğunun böyle olmasının sebebi kötü diye tabir ettiğimiz vicdansızların sömürmeleri ve hala sömürülüyor olmalarıdır…eminim sende çok iyi biliyorsundur anlattığın insanların durumunu Onun için her seferinde Allahı suçlamana gerek yok…e şimdi birde şöyle bir açıdan bakalım olaya, e hadi diyelim Allah yok dinlerde insan uydurması şimdi Allah yoksa bu insanların çektikleri bu zulümleri kime malediceksin kimi suçluycaksın söylermisin, hani Allah yokya! e bir soru daha madem vicdanlı bir insansın merak ediyorum bu insanlar için elinden gelen yardımı yaptınmı? madem bu kadar evrensel düşünüyosun ve bu kadar vicdanlı bir insansın…

    Hristiyan bir aileden örnek vermişsin bu dünyada en çok muslumanlar ezilmiştir ve zulüm görmüştür bunu neden göz ardı ediyosun ve musluman olmayıpta zulüm gören birçok mazlum gibi…(yukardaki örnek verdiklerin gibi mesela)

    ve son olarak şunu söylemek istiyorum sen janos efendi islamı bilmediğin yada çok iyi bilip işine geldiği gibi yorumladığın için ve biçok insanında kafasını bulandırdığın için benim inancıma göre çok büyük günah içindesin, akıl oyunlarıyla kendini kandırmaya devam edin biz ne söylersek söyleyelim siz sürekli inkar ediceksiniz…onun için değerli vaktimi burda harcamak istemiyorum eğer Allah yoksa ben hiç bir şey kaybetmiycem sizlerin düşüncesiyle yokolup gidicem sizde öyle, ama ya Allah varsa benim değil ama sizlerin kaybedicek çok şeyi var…ebedi bir ızdırap ve pişmanlık…söylermisin şimdi hangisi daha mantıklı geliyor?

    sizlere son olarak feraset diliyorum Allahtan yada inandığınız tanrı edindiğiniz yok olmaya mahkum akılllarınızdan!!

  33. sadık
    Nisan 1, 2010, 12:25 pm

    bir dost ve janos:
    Allah (c.c)kendini insanlara tanıtmak,yüceliğini göstermek dinini en güzel bir şekilde anlatmak için peygamberler,uyarıcılar göndermiştir. İnsanlara akıl vermiş, akletsinler diye.Ama ne yazık ki insanlar akıllarını kötü şeylere kullanıyorlar.janos arkadaşın hiddetlenerek söylediği şeyleri insanların kendi menfaatları için yaptığı hatalardan dolayı mazlum insanlarımız bu hale düşmüştür.Allah bütün insanların rızkını en güzel bir şekilde vermiştir. Allah adaletle hükmetmeyi emretmiştir.Ama insanlar akıllarını kullanmiyorsa Allah ne yapsın.Allah hiristiyan,yahudi,müslüman,afrikalı vb…ayırımı yapmadan rızıklarını vermiştir.janos ve bir dost:size soriyorum?peki siz insanlara ne vaadlerde buluniyorsunuz? Evlenme varken,zina yapanlar.Helal içeçekler varken,içki içenler.Helal lokma varken,haram lokma yiyenler.Kul hakkına riayetet etmek varken,kul hakkı yiyenler.Bilerek veya bilmiyerek insanlara yanlış ine vuran ve zulüm edenlere vb… ne olacak acaba……? Sizin inancınızda tanrı varsa veya herneyse acaba o bize nee vaadediyor öğrenelim belki ona inanırız acaba…?

  34. Bir Dost
    Nisan 1, 2010, 2:19 pm

    Kendinizi Kandirmayin:

    “Yok olmaya mahkum akillarinizdan”, bravo kavramaya basladin olayi. Epey sinirlenmissin son cumlenden belli oluyor. Ne sana ne inancina saygisizlik ettim, bu hosgorusuzluk nereden?

    Tutarsizliklarla dolu bir cevap olmus. Aciklayayim:

    AIDS’li cocuga o kani ben verseydim:
    Bu soruya konuyu dagitmak olacagini dusundugum icin cevap vermemistim. Madem istiyorsun elbetteki zulum etmis olurdum ve omur boyu kendimi affetmezdin. Bana verilecek ceza ise yargida kararlastirilirdi neyse cekerdim ama elbetteki icimdeki sucluluk duygusu gecmezdi. Burada mukemmel bir sekilde olayi aciklamissin. Zulumu yapan benim, baskasi degil.

    “Dünyada ne edeceğimizi biliyor Allah: Doğru. Önceden biliyor: Bu da doğru…” (yine guzel ozetledigi icin aldim, cimbizla cekmek icin degil):
    Yukaridaki olaya dikkatle bakalim. Eger Allah benim irademi ne zaman ne yone dogru kullanacagimi biliyorsa o hatayi yapacagimi ve o cocuga AIDS’li kan verilecegini biliyordu, burada hem fikir miyiz? Allah’in tasdigi olmadan bir sey yapamam degil mi? Yapamam cunku Allah isterse olur, istemezse olmaz (Kur’an dan bir cok ornek verebilirim bunun icin). O zaman benim bu hareketimi Allah’ta istemis ve tasdik etmistir ve aslen o ani kaderime onceden yazdigi icinde aslinda zulmu eden Allah’tir cunku yazgimi oyle yazmistir. Burada bir mantiksizlik var mi? Hayir cunku “Şimdi olan bitenin hepsi O’nun önceden bildikleri ama bizim olduktan sonra bildiklerimizdir…” (yazindan)

    Bir ikincisi ise bebegin kaderini de Allah tayin etmistir cunku henuz iradesi olusmamistir zaten. Benimde en bastan beri dedigim su ki yaratici bu kadar zalim olamaz, olabilir mi? Olursa kendi soylemleriyle celisir. Bebek ornegi uzerinden cevap ver cunku cemberi genisletip bunu yapanlarida dahil ettikce degiskenler artiyor ve yazarak tartismak zor oluyor.

    Geri kalanlari bebek ornegiyle baglantili olmadigi icin cevap vermiyorum ama ayni sekilde mantiksizliklarini aciklayabilirim.

    Sen benim su yazdiklarima cevap vermedin:

    (Ornekler cogaltilabilir, kisa tutmak icin sadece 2 ornek)
    -Savasta olen erkeklerin eslerini bakmak icin koynuna almak 1400 sene once belki normal olabilirdi ama 2010 yilinda dogru olan tek eslilik ve onlari “koynuna almadan” yardim etmektir. Kural evrensel degil.

    -Erkegin cinayet isledigini goren tek kadin varsa sahit sayilmamasi evrensel degil, dogru hic degil.

    -Ortasindan bal ve sut nehirleri akan, korpecik bakire hurilerin oldugu bir yer tembel ve azgin adamlarin (asagilamak istemem ama Araplar’in diyelim) hayalidir. Turkler icin onemli olan “iyi insan olup cennete gitmek” tir, orada vaad edilenler degil. Dini kurallari yerine getirerek cennete gitme isteginin temeli cehennemde yanmamak icin mi yoksa cennette vaad edilenler icin mi?

    -Eger dinin ilahi oldugu one suruluyorsa ya tumunu kabul edersin ya da tumunu reddedersin. (Baska bir ornekle aciklarsak) En basitinden, Guneydogu’da seni korumak icin sehit olan bir askerin karisini ona bakmak icin 3. karin olarak koynuna almak sana ne kadar cazip geliyor? Onu gecelim, ya kadinlarin sahitligi konusu? 700 yilinda belki dogrudur ama sana 2010 yilinda ancak 2 kadinin 1 erkek edecegi mantikli geliyor mu? Aklimiza yatani yapiyoruz, cagdisi kurali eliyoruz (trafik orneginden). Eger yarim-yarim kurallari uyguluyorsan insanlarin yarattigi kurallarla ayni kategoriye koyuyorsun demektir.

  35. Bir Dost
    Nisan 1, 2010, 2:47 pm

    Sadik guzel yazmissin ama sorularinin cevabini diger yorumlarimda yazdigim icin tekrarlamayacagim.

    Sen bana
    -Camilerin uzerinde neden hilal oldugunu
    -Hz. Muhammed’in babasinin isminin nasil Abdullah (Allah’in kulu) olabilecegini
    -El-Ilah (Allah) acaba Islamiyet gelmeden oncede yaygin olarak inanilan ay tanrisi mi

    konularini aciklar misin? Yorum yaptigimiz yazidaki bu konulara gordugumuz kadariyla kimse deginmemis belki sen bizi aydinlatabilirsin.

  36. sadık
    Nisan 3, 2010, 1:12 am

    Yaşasın ateistler için cehennem:
    1) AIDS’li çoçuk olayından ben yapsaydım cezamı çekerim demişsin? Yani beni adalete teslim edin. Peki sizce aciz, kendini bilmez,kendi menfaatleri doğrultusunda,kendi ihtiyaçlarına derman olamiyan aciz beşeri sistemmi…? Yoksa herşeyi yoktan var eden yaratıcı olan Allah mı….?
    2) Kaderle ilgili çok kısa bir örnek:bir gün öğretmen iki öğrenciyi sınavdan geçirecek.Fakat öğretmen sınav yapmadan, birinci öğrenciye sen geçtin.İkinci öğrenciye ise sen sınavdan kaldın.Peki ikinci öğrenci hocaya demiyecekmi sen beni sınav yapmadan nasıl bırakırsın.Beni sınav yapsaydın belki kazanırdım.
    3) Kadının şahitliği ve güney doğudaki kadın.Burdaki şahitlik islami bir devlet için geçerlidir fazlada kafanızı yormaya gerek yok.Güney doğuda olan bir örf ve adeti islamla karıştırmiyalım.Kur an da bir kişi(kadın) sizin için daha hayırlıdır demiştir. Bende kendi nefsim için bir kişiyi daha oygun görüyorum.
    4)Siz bana sormuşsunuz:
    -Camilerin uzerinde neden hilal oldugunu
    -Hz. Muhammed’in babasinin isminin nasil Abdullah (Allah’in kulu) olabilecegini
    -El-Ilah (Allah) acaba Islamiyet gelmeden oncede yaygin olarak inanilan ay tanrisi mi
    Ben bu soruları cevaplamıyacam neden derseniz? Çünkü Allah ı kabul etmiyen ateist insanlara bu gibi sorulara cevap vermek çok aptalca olur….? Siz Allahı inkar ediyorsunuz sorduğunuz soruya bak..?
    5)size soriyorum? AIDS li çocuk gibi filistinde göz leri,kalb leri ciğerleri vb.. organları alınan çocuklar var.Çocuk lar hünharca katlediliyor.50-60 senedir savaş bir türli dinmiyor.Çocuklar oyuncak yerine silaha sarılıyor.Afganistan,ırak cezayır göz önünde demokrasi yerine tecavüzler yapılıyor ve insanlar öldürülüyor.Ama islamın fetettiği yerlere bakalım acaba böyle bir şey varmı..? Elinizi vicdanınıza verin müslümanlarmı yoksa ahiretin olmadığını düşünen insanlarmı..? ben ahiretin olmadığını bilzeydim kendimi karun gibi zengin,firavun gibi herşey benim olsun diye çabalardım.
    6)Moskovadaki dul intahar eylemcilerin yerine siz olsaydınız ne yapardınız…?
    7)Şuan yaşadığımız ortamda da huzurlu değiliz.Kürt Türk davası başını almış gidiyor.Kendi özgürlükleri için sözde bazı insanlar kominist oldular.İslam,özgürlük,adaletmi yoksa ırkçı,faşist,kominist bir zihniyetmi daha iyi…?

  37. Bir Dost
    Nisan 3, 2010, 8:44 am

    Sadik,

    1- Elbetteki yargi sistemi. Eger senin sevdiklerinden birisine bir kisi zarar verse sen bu kisinin cezalandirilmasi icin ahireti beklemeyi mi tercih edersin? Ya bu sure icinde baskalarinada zarar verirse? Islam’da da seriat kurallari cercevesinde cezalandirma vardir ama acliktan hirsizlik yapti diye bir kisinin elinin kesilmesine benim gonlum razi olmayacagi icin kirik dokukte olsa su anki adalet sistemini tercih ederim.

    2- Bu tartismalarin sonu yok cunku nedense kaderinizin onceden yazili olduguna inaniyorsunuz ama onceden yazilmis bir seyde de secim hakkinizin oldugunu ve hatta bunun bir sinav oldugunu dusunuyorsunuz. Bana gore bu bir celiski sana gore degil, burasi boyle kalsin. Karsilikli gorus alisverisi yapmis olduk, belkide birbirimizden bir seyler ogrendik faydali oldu.

    3- Kadin sahitligi konusunda yaniliyorsun. Islam’da Kendizi Kandirmayin’in yukarida yazdigi sinirli durumlar disinda tek kadinin sahitligi kabul edilmez.

    Bakara sûresi 282. âyeti:
    “Ey îmân edenler! Belirli bir vâdeye kadar birbirinize borçlandığınız zaman onu yazın. Bunu, aranızda bir kâtib doğru olarak yazsın. Erkeklerinizden iki de şâhid tutun. Eğer iki erkek bulunmazsa, şâhidlerden kendilerine güvendiğiniz bir erkek ve (biri unutunca diğerinin hatırlatması için) iki kadın yeter.”

    Kur’an net bir bicimde 1 erkek=2 kadin der ama parantez icindeki eklemeyle durum biraz kurtarilmistir. Cesitli kaynaklar yine durumu kurtarmak icin “unutkan olmadigi surece tek kadinin sahitligide gecerli olur” diyebilmek icin cesitli hadislerden ornekler vermislerdir, komediye bakar misin? Madem oyle, acik ve net bir sekilde bunu soyleyen sureye ne olacak?

    1 esin hayirli oldugunu soylemissin. Peki 4 kadin alabilme hakkinda ne dusunuyorsun? Sence bir kadinin bakilmaya ihtiyaci varsa ve evlenme teklif eden bir adamin 3. karisi olmasinin ve koynuna girmesinin tek nedeni fakirlikten biraz olsun kurtulmaksa, adil bir duzen mi bu?

    4- Biz zaten bu yuzden dini ve Allah’i inkar ediyoruz ya? Senin gorusunu almak istedim cunku eger bu yazida yazanlar dogruysa sen gercektende su an ay tanrisina- yani, her seyin ay tarafindan yaratildigina, kaderinin ay tarafindan belirlendigine inaniyorsun. Bence bir arastir:

    -Camilerin uzerinde neden hilal var?
    -Hz. Muhammed’in babasinin ismi nasil Abdullah (Allah’in kulu) olur?
    -El-Ilah (Allah) acaba Islamiyet gelmeden oncede yaygin olarak inanilan ay tanrisi mi?

    5- Bu tamamen o ulkeleri yonetenlerin sucu. Dedigin ulkeler dini kurallara gore yonetiliyor. Simdi “insanlar dini anlamiyorlar, carpitiyorlar, insanlarin sucu” diyeceksin. Eger Islam ilahi bir dinse herkes ayni seyi anlamali. Ayrica bunlar nasil kurallarmis ki 1400 sene sonra bile birisi din adina kendini masum insanlarin icinde havaya ucuruyor ve sehit oldugunu dusunebiliyor? Dusunebiliyor cunku Kur’an a bir acidan bakarsan bunu yap der ama dini yorumlayan insanlarin yazilarina bakarsan yine durum kurtarilir. Bunlara da bir bak istersen.

    Son bolumde yazdiklarina: Demek ki seni hizada tutan dini kurallar, insani duygularin degil. Ben ahiretin olmadigini dusunuyorum ama her sey benim olsun diye cabalamiyorum, kimsenin hakkini yemiyorum, iyi insan olmaya cabaliyorum. Benim beklentim cennete gitmek icin iyi bir insan olmak degil, dogrusunun bu oldugu icin iyi insan olmak. Boyle olmak icinde dini bir egitime, dini ozumsemeye, Allah’a inanmaya sandigin gibi gerek yok.

    6- Uzgunun bu aralar olaylari pek takip edemiyorum. Sadece carsafli bir bayanin resmini gordum o yuzden bir sey diyemeyecegin.

    7- Islam’in verdigi ozgurlukler ortada, etrafindaki Islam Cumhuriyetleri’ne bak istersen. Fasizm, komunizm gibi uclara gitmeye gerek yok neden Islam’in alternatifi onlar olsun ki? Demokrasi ve insan haklari yeterli olur yeter ki dini ve dini olmayan gorusler isin icine karismasin. Din soylemleri insan haklariyla celisiyor ve eger Islam’a inaniyorsan demokrasi ve insan haklarini oturtamazsin, laik hic olamazsin. Kadin orneginden, seriat kurallarindan cikartabilirsin bunu, dinin bazi kurallarini alip bazilarini disarida mi birakacasin?

  38. sadık
    Nisan 5, 2010, 1:03 am

    Yaşasın ateisler için cehennem:
    bir dost,
    Görünen o ki islama kin kusiyorsunuz,ne bu şiddet ne bu celal.Allah sizi ıslah etsin ama ıslah edilecek bir halinizde kalmamış…? İslamsız bir hayat kör,saçma ve aptalca bir hayattır.Firavun,karun,hitler ve kan emiciler yargılanmadan hesap vermeden ölecek ne saçma..?
    kendi düşüncenize inancınıza bir örnek:Merih gezegeninden, yanında öğrencileriyle birlikte dünyaya gelmiş olan bir tecrübi ilimler profesörü farzedin. Bu zat, yeryüzünde birtakım ilmi incelemeler yapmak amacındadır. Yine farzedin ki, bu profesör ve beraberindeki öğrencilerin gözlerinde, yeryüzündeki insanları görmelerine engel olan perdeler vardır. Onları, insanların yaptıkları eserleri, tüm medeni ve teknik araçları görüyorlar; fakat bunları yapan insanları göremiyorlar. Bu araştırmacı bakıyor ki, yeryüzünde insanların yapmış bulundukları imalat ve araçlarda şekil ve tür bakımından önemli farklar mevcut. Yine bu araştırıcı, vardığı ilmi sonuçlarla anlıyor ki, yeryüzünde bundan önce geçerli olmayan fakat şimdi şimdi kullanılmaya başlayan bazı eşyalar vardır.Yine orada, geçmişte kullanılmış olan ve hala kullanılmakta olan bazı araçlar daha vardır. Keza, eskiden kullanılmış bulunan, fakat bugün artık atılmış olan bazı şeyler de bulunmaktadır. Bu araştırmacı, yeryüzündeki bu eşya ve araçlarda gördüğü manzarayı zihninde bir tertibe sokar ve çeşitli türlerdeki bu eşyayı kısımlara ayırır. Onları tür ve sınıflarına göre derecelendirir. Sonra inceleme alanında bir adım daha atarak, birbirinden farklı ve üstün olan bütün bu eşyanın varlık alanına nasıl çıktığını ve bu eşyayı birbirinden farklı ve üstün kılan, sonra bir kısmının yürürlükte ve tedavülde kalmasını, diğer bazılarının ise yok olup gitmesini doğuran sebeplerive kanunları tanımak ister:

    Bu araştırmacının, akla gelen bu düşünce ve sorulara şu cevabı vermesi mümkündür: İlk akla gelen ve kuvvetle muhtemel olan şudur ki, bütün bu eşyaları, kullanılacakları muhtelif yerlere ve işe yarayacakları çeşitli olanlara (yani maslahat ve yarara) göre yapan ve imal eden biri vardır. Kendilerine ihtiyaç duyulan eşyaları bu zat yapmaya devam ediyor ve bugün artık lüzumu kalmamış şeylerin yapımını ise durdurmuş bulunuyor. Merihli profesörün bu suallere bu şekilde bu şekilde cevap vermesi mümkün iken -herhangi bir sebeple- O, böyle bir zatın varlığını kabul ve ikrar etmekten kaçınıyor ve kıyas açısını başka bir yana çeviriyor. Sonra tutup yeryüzünde karşılaştığı manzara ve olayları şu şekilde izah etmeye kalkışıyor:

    Yeryüzünde bulunan eşya ve araçların hepsi ilkel bir çekirdekten çıkmış olsalar gerek!Bu çekirdek öyle bir tekamül (evrim) devresi geçirmeye başlamış ki, bu uzun evrim sonucu nihayet çeşitli çevre şartları vesair sebeplerle, muhtelif ve farklı türlerde eşyalar halinde varlık alanına çıkmıştır. Sonra bu türler, aralarında mücadeleye başlamışlardı. Öyle ki bu mücadelede, onlardan herbiri çevresine kendini uydurmak ve etrafında bulunan kuvvetlerden istifade etmek için diğerleriyle kıyasıya yarışmışlardır. Bu çatışma sahnesinde başarısızlığa uğrayan her tür, bu nesnelerin şekil ve hususiyetlerinde meydana gelen gelişme ve başkalaşım sonucu meydana gelmiştir. Ve bu yaşama kavgası esnasında eşya, belli bir türden bir başka türe yavaş yavaş başkalaşarak ve değişerek geçmiştir.

    Ve bu araştırmacı kıyasına dayanarak şöyle bir de misal verir:

    Öküz tarafından çekilen kağnı, zamanla gücünü ve çabasını tüketti. Ardından, işe yarar ve güçlü bazı parça ve unsurlarında birtakım değişmeler olmağa başladı. Nihayet gelişe gelişe bu parçalardan at arabaları meydana geldi. Ardından, bu mücadele alanında kuvvetlerini tamamen tüketen bu araba türlerinin faal ve işe yarar bazı parçalarında, birtakım değişmeler oldu ve arabalar otomobillere dönüştü. Otomobiller, ulu ağaçları, yüksek binaları ve bulutları boynuzlayan sarp kayaları görünce iştaha gelip bunların tepesinde uçmak istedilar. Ve başladılar atılıp sıçramağa… Bu deneme çalışmaları sonunda kendilerinde kanatlar bitti ve nihayet otomobiller uçak oluverdiler.

    Bu büyük araştırıcı (!), meseleyi bu şekilde izah edince, Merih Fen Fakültesi öğrencilerinden yanında bulunan bazı talebeler ona şunu sordular:

    Büyük Üstad! Eğer gelişme ve tekamül, dediğiniz gibi kademe kademe, kağnıdan at arabasına, at arabasından otomobile ve otomobilden de uçağa şeklinde olduysa, bu takdirde kağnıyla araba, arabayla otomobil ve otomobille uçak arasında, bu türler arasındaki mesafeyi doldurup kapatması gereken birtakım araçların daha bulunması icabedecektir. Mesela, araba ile otomobil arasında, ne arabaya ve ne de tam otomobile benzemiyen, bir tarafı araba merhalesinden çıkmışken diğer tarafı henüz otomobil olamamış bazı binitlerin bulunması gerekir. Yine, otomobille uçak arasında, kanatları tam çıkmamış muhtelif türlerde binitlerin olması icabeder. Bunlar şimdi nerede?

    Araştırmacı profesör, öğrencilerinin bu sorusu üzerine biraz düşünür, sonra şöyle der:

    “Evet çocuklar! Nere gittiğini ve ne olduğunu sorduğunuz bu ara (intikal) binitler yahut türler arasındaki o kaybolmuş halkalar, herhalde bir yerde bulunmalıdır. Önümüzde duran şu arabaya bakın! Sanıyorum o, evvela arabamsı otomobil sonra otomobilimsi araba şekline dönüştü ve böyle böyle nihayet sonunda mükemmel bir otomobil halini aldı. Sanıyorum yine şu otomobil de, çabaladı çabaladı, derken, önce otomobilimsi uçak, ardından uçağa benzer otomobil ve sonunda şu gördüğümüz mükemmellikteki uçak haline geldi. Size isimlerini verdiğim bu geçiş ve ara halkaları mesabesindeki araçlar, sanıyorum bir yerde (yeryüzünün bir bölgesinde) bugüne dek kalmıştır. Gidip bunları kazı yaparak toprak altında arayınız!”

    Profesör böyle söyler ve susar… Beraberinde, daha önceden insan nesline karşı içlerinde taassup ve kin besleyen öğrencileri, büyük üstadlarının bu görüşüne ta yürekten iman ederler. Bununla kalmayıp, onun “Herhalde”, “Galiba”, “Sanıyorum ki” gibi sözleri yerine, bu nazariyeyi, konferans ve makalelerle insanlara anlatırlarken kesin ifadeler kullanmaktan çekinmezler. Biz onların ilmi ders ve etüdlerinde, sanki, müzelerinde kesinlikle mevcutmuş gibi bu hayali otomobilimsi uçak, uçağımsı otomobil ve buna benzer kelimeleri sık sık duyarız. Halbuki, gerçekte mevcut olan araçlar, sadece kağnı, at arabası, otomobil ve uçaktır.

  39. Ateist
    Nisan 5, 2010, 1:49 am

    Valla yazını tam okuyamadım çok uzundu ama bir kısmını okudum. Beni, benden daha salak 4. profesörle tanıştırdığın için teşekkür ederim 😀

  40. Ateist
    Nisan 5, 2010, 1:52 am

    😀 Lan ne kadar salağım. Merih’i bir yerleşim yeri sandım. Meğerse profesör mars gezegeninden gelme hayali bir varlıkmış. :D:D:D

  41. Ateist
    Nisan 5, 2010, 1:56 am

    Merih Fen fakültesi falan diyince yanlış anladım 😀
    Neyse şimdi demek istediğini yanıtlayayım. Arkadaşım bu dediğin şey olmaz. Adam bizim yaptığımız eşyaları algılayabilecek ama bizi algılayamayacak ha! Yok böyle bir şey çok saçma olurdu. Tamam diyelim ki gerçek oldu, öyle olsa bile bir profesör böyle saçmalmazdı.

  42. Bir Dost
    Nisan 6, 2010, 8:44 am

    Sadik,

    Sana alt tarafi 3 tane soru sorduk sen yine La Fontaine’den masallar anlatmissin. Ya guzel kardesim, senin icin su sorulari cevaplamak neden bu kadar zor?

    -Camilerin uzerinde neden hilal var?
    -Hz. Muhammed’in babasinin ismi nasil Abdullah (Allah’in kulu) olur?
    -El-Ilah (Allah) acaba Islamiyet gelmeden oncede yaygin olarak inanilan ay tanrisi mi?

    Hani asiri detayli veya cevaplari bilinemeyecek sorular olsa anlarim ama eger bu yazida yazilanlar yanlissa 2 dakikada cevaplaman lazim. De ki “kardesim bunlar yanlis cunku soyle soyle” bizde ogrenelim.

    Yazilarinin basindaki sloganlarada bayiliyorum. Hele sen bi su 3 soruyu cevapla olunce ben cehenneme mi giderim yoksa sen yanlis seylere inanmaktan dolayi soyle guzel bir sarabi tadamadan mi toprak olacaksin ogrenelim.

    Ateist yazdigin hikayedeki sacmaligi soylemis.

  43. sadık
    Nisan 8, 2010, 11:35 am

    YAŞASIN ATEİSTLER İÇİN CEHENNEM:
    bir dost, ateist:
    ateist sen daha çok şaşacan.Senin deyiminle sen daha çok salak kalırsın…?
    bir dost,benim söylediklerim sadece sizin saçma düşünceniz ve aklınızdır.
    sizin sorulara cevap ama sizin düşündüğünüz el iah saçmalığı gibi değil?
    1.soru:camilerin üstündeki hilal osmanlı zamanında gelen bir sembol.
    2-3.soru:İlah nedir,kimdir cevap:A)İnsanın zihninde ibâdete ve ilâh edinmeye iten etkenin asıl kaynağı, kişinin muhtaç ve güçsüz oluşudur.
    İnsan, kendisinin ihtiyaçlarını gidermeye gücü yeten, sıkıntılara karşı ona yardım eden, gerektiği an onu koruyan, ızdırap ve korkusu halinde korkusundan onu emniyete çıkaran bir varlıktan başkasına ibâdet etmeyi aklına ve hayaline bile getirmez.
    B)Yine kişinin inancına göre ihtiyaçları gideren,dualara icabet eden, isteklere cevap veren bir varlığın,mevki bakımından yüceliğini itiraf etmekle kalmaz,kuvvet ve kudretteki üstünlüğünü de itiraf eder.
    C)Şu dünya hayatında kişinin ihtiyaçlarının, çoğunlukla sebep ve sonuç kanunlarına göre olması ve ihtiyaçlarını gidermek için yaptıklarının çoğunun,duygusu,görgüsü altında ve bilgisi çerçevesinden çıkmayacak bir durumda gerçekleşmesi nefsinde o varlığa kulluk etme arzusunu meydana getirmez.
    Buna bir örnek verelim: Bir şahıs bazı ihtiyaçlarına sarf etmek için bir mala muhtaçtır. Bunun için başka bir şahsa gider ve ondan bir iş veya vazife ister. O da bunun isteğini kabul ederek bir iş verir. Sonra işine göre ücretini öder. Bu işçi, inanmak şöyle dursun işverene ibâdet etmeyi aklına bile getirmez. Çünkü O, kendisine emek harcatan, yorulmasına yol açan işi ve iş düzenini bütün yönleriyle bilmekte, gözleriyle müşahede etmekte, işverenin kendisi için belirlediği çalışma yöntemi hakkında bilgi sahibi olmaktadır. Çünkü kendisine tapınılan “mabud” un kişiliği, zatı ve gücü gayb perdesi arkasında olmadıkça ve bütün ihtiyaçları gideren gücü gizli kalmadıkça, insanın ona ibâdet etmesi mümkün değildir.
    İşte bu fikirden hareketle, mabut için isim olarak öyle bir kelime seçilmiştir ki, bu kelime, görünmezlik ve derin şaşkınlık anlamı ile birlikte yücelik üstünlük ve şereflilik mânâlarını da ihtiva eder.
    D)Nihayet kaçınılması imkânsız tabii hallerden biri de,insanın aşkla ve şevkle yöneleceği şahsın,ihtiyacı anında ihtiyacını gidermeye, sıkıntıya düştüğü zaman sıkıntısından kurtarmaya, ızdıraplı anlarında acılarım dindirmeye gücü yetsin.
    Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, “İlâh” kelimesinin mâbûd hakkında kullanılmasına sebep olan faktörler şunlardır: İhtiyaçları gidermesi, amelin karşılığım vermesi, sükûnet bahşetmesi, yüceliği ve hükmü altına alıp koruması. Bu kuvvetli varlığın hakimiyeti mabudun ihtiyaçlarını karşılar, musibet anında onu korur. Aynı zamanda gözlerden o derce gizli olmalı ki insanların idrak edemediği sırlardan daha da esrarlı olsun ve insan ondan korktuğu kadar iştiyak ve sevgi de duysun.
    Lügatla ilgili bu açıklamadan sonra, Kur’an’ın yok etmek için geldiği, Araplar ve diğer eski milletlerdeki ilâh düşüncesine kısaca göz atmamız yerinde olur.Allah (c.c) Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
    1-“Onlar kendileri için bir izzet ve kuvvet kaynağı olsunlar diye Allah’tan başa düzme ilâhlar edindiler.”(Meryem, 81)
    “Onlar Allah’ı bırakıp, güya kendileri yardım(a mazhar) edilecekler ümidi ile ilâhlar edindiler” (Yasin, 74)
    Bu iki Ayet-i Kerimeden anlaşıldığına göre câhile-yet devri insanları kendileri için ilâh olduğuna kanaat getirdikleri varlıkların, şiddet ve sıkıntı anlarında koruyucuları olduklarım,onların himayelerine sığındıklarında da ahdi bozmaktan meydana gelecek sorumluluklardan ve çeşitli korkulardan kendilerini emin kılacaklarını zannediyorlardı.
    2-“Binaenaleyh Allah’ı bırakıp taptıkları yalancı ilâhlar, Rabb’inin azap emri geldiği zaman, onlara hiç bir fayda vermedi. Ziyanlarını arttırmaktan başka bir işe yaramadı.” (Hûd,101)
    “Halbuki Allah’ı bırakıp da çağırdıkları, hiç bir şey yaratamazlar. Onların kendileri yaratılıp duruyorlar. Onlar diriler değil ölülerdir. Ne zaman dirileceklerine şuurları da yoktur. Sizin ilâhınız bir tek Hâk’tır.” (Nahl, 20-22)
    “Allah ile birlikte başka bir ilâh daha edinip tapma. Ondan başka hiç bir ilâh yok.”(Burada düşünülmesi gereken şudur: İlâh kelimesinin Kur’an-ı Kerim’de kullanılışı iki mânâdadır. Birincisi: Mabut, hak olsun bâtıl olsun ayrım yapmaksızın, insanların pratikte kendisine taptığı şeydir. İkincisi: Hakikaten ibadete lâyık olan mabûd. Bu âyette ilâh kelimesi iki ayrı mânâsında da kullanılmıştır.)(Kasas,88)
    “Allah’tan başkasına tapanlar dahi hakikatte Allah’a eş tuttukları ortaklara tabi olmuyorlar. Onlar kuru zandan başkasına uymuyorlar; onlar ancak yalandan başkasını söylemiyorlar.”(Yunus.66)
    Bu ayetlerden anlaşılan bir kaç husus:
    a)Cahiliyet devri insanları, ilâh edindiklerini sıkıntılı anlarında dua edip, yardıma çağırıyorlardı.
    b) İlâhları sadece cinler, melekler ve putlardan ibaret değildi. Daha önce ölen şahıslar da tapılanlar zümresine giriyordu.Nitekim “onlar diriler değil,ölülerdir.Ne zaman dirileceklerinin şuuruna varamazlar.”ayet-i kerimesi buna açıkça delalet etmektedir.
    c)Zanlarınca ilâhları dualarını işiten ve kendilerine yardım etmeye güçleri yeten varlıklardı.
    Burada okuyucuya, duanın ve insanın ilâhtan beklediği yardımın ne olduğunun hatırlatılması gereklidir. Bir şahıs mesela susamış olsa, hizmetçisini çağırır ve kendisine su getirmesini emreder. Bir hastalığa yakalansa tedavi için doktor çağırır. Şahsın hizmetçisinden veya doktordan bir şey istemesine dua diyemeyiz. Adamın hizmetçiyi veya doktoru ilâh olarak kabul ettiğini de söyleyemeyiz. Bu, insanın yaptığı sebep ve netice kanununa göre cereyan eden bir olay olduğu için, bu kanunun hükmü dairesinden de çıkmaz. Lakin aynı şahıs, susuzluk veya hastalıktan iyice bunaldığı anda, hizmetçisini veya doktoru çağıracak yerde bir başka veli veya puttan yardım dilese, şüphesiz ki ona bir sıkıntının giderilmesi için dua etmiş ve onu ilâh edinmiş olur. Çünkü bu kimse kilometrelerce uzakta, mezarda yatan bir veliye dua etmektedir. Bana öyle geliyor ki söz konusu şahıs, onu her şeyi işiten, gören, sebepler alemi üzerinde bir çeşit egemenliği bulunan kudret ve hüküm sahibi olarak algılıyor, dolaysıyla onun hakkında suyu ulaştırabilir ya da şifa verebilir inancına sahip bulunuyor. Aynı şeklide sıkıntılı bir durumda su ve şifa umarak bir puta dua etse, bunu da putun hastalık, sıhhat ve suya hükmünü geçirdiğine, tabiat kanunları dışındaki bir manevi güçle gidermek için gereken sebepler üzerine hükmünü geçirme kudretine sahip olduğuna inanarak yapsa, o şahsı veya putu ilâh edinmiş olur.
    Özetle, insanın ilâh edindiği şeye dua etmesine, ondan yardım dilemesine sebep olan düşünce, şüphesiz ki onun tabiat kanunları üzerinde hükmünü geçirmeye ve tabiat kanunlarının nüfuzu haricinde bir kuvvete malik olduğunu kabul etmeye götüren düşüncedir.
    3-“And olsun ki biz kendi çevrenizde bulunan memleketleri helak ettik. Ayetleri, belki onlar küfürden imana dönerler diye tekrar tekrar açıkladık. O vakit Allah’ı bırakıp da güya O’na yakınlığa vesile edindikleri düzme ilâhlar onların azabını savmaya yardım etmeli değil miydi? Tersine o düzme ilâhlar kendilerinden ayrılıp kayboldular. Bu onların yalanlarıdır; uydurmakta oldukları şeydir.” (Ahkâf, 27,28).
    “Ben, beni yaratana neden kulluk etmeyecek misim? Siz hepiniz O’na döndürüleceksiniz. Ben O’ndan başka ilâhlar edinir miyim? Eğer o çok esirgeyici Allah bana zarar vermek isterse (iddia ettiğiniz) o şeylerin şefaati bana hiç bir fayda vermez. Onlar beni asla kurtaramazlar” (Yasin, 22, 23)
    “Onu bırakıp ta kendilerine bir takım dostlar edinenler derler ki:” Biz bunlara ancak bizi Allah’a daha fazla yaklaştırsınlar diye tapıyoruz. Şüphe yok ki Allah, onlarla müminler arasında ihtilaf ede geldikleri şeyler hakkında hükmünü verecektir.” (Zümer, 3)
    “Onlar Allah’ı bırakıp, kendilerine ne bir zarar ne bir fayda veremeyecek şeylere toparlar. Bir de; ‘Bu putlar, Allah yanında bizim şefaatçilerimizdir’ derler” (Yunus, 18)
    Bu ayetlerden anlaşılabilecekler şunlardır:
    Cahiliyet devri insanları, ulûhiyetin, ilâh olduklarına inandıkları kimseler arasında paylaşılmadığı ve hepsinden üstün bir ilâh olmadığı inancında değillerdi. Lügatlarında, Allah kelimesi ile isimlendirdikleri her şeyden üstün bir ilâhın ilâhlığında, onların da biraz nüfuz ve dahli bulunduğunu, isteklerinin bu yüce ilâh huzurunda makbul olduğu, istek ve arzuların, onların şefaatleri sayesinde mümkün olduğu noktasında toplanır. Bu gibi zanları sebebi ile, onları Allah ile birlikte ilâh edinmişlerdir. Bunlardan da anlaşılıyor ki, bir insan birisini Allah katında kendisi için şefaatçi edinir, sonra da ona dua eder, ondan yardım isteyerek tazim ve hürmet gösterir, adaklar kurbanlar sunarsa, bütün bunlar cahiliyyet devri insanının dilinde onu ilâh edinme, ilâh seçme adını alır(Burada okuyucunun şunu bilmesi gerekir. Şefaat iki kısımdır: a) Gerisinde bir tür kuvvet ve nüfuz bulunan şefaat. Bu tür şefaatte, şefaat edenin kabul edilmesi zorunludur, b) İsteklerin içtenlikle ve alçak gönüllülükle arz olunduğu, ancak şefaatin kabulünü zorunlu kılan bir güç ve kuvvetin olmadığı şefaat. Birinci anlamda bir kimseyi Allah katında şefaatçi kabul eden kişi, hiç şüphesiz onu ilâh edinmiş ve şefaatçiyi Allah’a ortak koşmuş olur. İşte böyle bir şefaati Kur’an-ı Kerim kesin olarak reddeder İkinci anlamdaki şefaate gelince, başkaları için peygamberlerin, meleklerin ve salih insanların Allah katında bulundukları şefaat çeşididir. Allah böyle bir şefaat talebini dilerse kabul eder, dilemezse kabul etmez.)
    4)”Allah, “iki ilâh edinmeyin. O, ancak bir ilahtır. Onun için benden, yalnız benden korkun buyurdu” (Nahl,51)
    “Ben O’na eş tanıdığınız şeylerden hiç bir zaman korkmam. Meğer ki Rabbim, hakkında bir şey dilemiş olsun” (Enam,80)
    “Biz ilâhlarımızdan kimisi seni fena çarpmış demekten başka bir şey söyleyemeyiz.” (Hud,54)
    Bu ayetlerden anlaşıldığına göre, cahiliye devri insanları şu yönlerden ilâhlarından korkuyorlardı: Şayet her hangi bir sebeple ilâhların öfkesini çekerler veya kendilerine olan iyiliğini ve merhametini kaybederlerse, hastalık, kıtlık, mal ve can noksanlığı gibi musibetlere uğrar ve çeşitli belâlarla karşılaşırlar.
    5-“Onlar, Allah’ı bırakıp bilginlerini, rahiplerini, Meryem’in oğlu Mesih’i ilâh edindiler. Halbuki bunlar da bir olan Allah’a ibâdetten başkası ile emr olunmamışlardır. Ondan başka hiç bir ilâh yok.” (Tevbe,31)
    “Heva ve hevesini ilâhı edinen kimseyi gördün mü? Şimdi onun üzerine sen mi bir bekçi olacaksın?” (Furkan,43)
    “Bunun gibi onların ortakları (olan o putların hizmetçileri) müşriklerden bir çoğuna öz evlatlarını kendi elleri ile öldürmelerini hoş göstermişlerdir” (En’âm,137)
    “Yoksa onların Allah’ın izin vermediği şeyleri o fasit dinlerinden kendilerine şeriat çıkarıp yapan ortaklar mı var?” (Şura,21)

  44. Ateist
    Nisan 9, 2010, 11:37 am

    Sıkıcı, uzun ve saçma yazını sondan okumaya başlayarak salaklık ettim, kabul ediyorum. Ben hata yaptım mı hatasını kabul eden bir insanımdır. Ama bu her zaman hata/salaklık yapacağım manasına gelmez.

    Ayrıca neden biz ateistlerin 70.000C(nasıl olacaksa?) gibi bir sıcaklıktaki ateşte hiç ölmeden işkenceyle sonsuza kadar yanmamızı istiyorsun, anlayamadım. Bunu hakedecek kadar kötü mü davrandık sana? Bir insan benim sülalemi katletse bile böylesine büyük bir acıya katlanmasına dayananam. Barbar, psikopat, zalim, zorba, sadist veya manyak olmayan bir insan böyle bir şeyi isteyemez? Yoksa sen bu saydığım sıfatlardan birine mi sahipsin?

    1) Öyleyse neden müslümanlığın simgesi hilal?
    Türklere ait olmayan müslüman ülkelerin bayraklarında veya dış ülkelerdeki büyük camilerin tepesinde neden hilal var?
    Allah kelimesi neden ay tanrısı El- İlah’tan türetilmiş?
    El- İlah herhangi bir Tanrı değilse, Muhammed’in babasının adı neden Abdullah? “Hilal”, “İlah” ve “Allah” kelimeleri birbirine benzemiyor mu?

    2) ve 3) sorulara verdiğin cevabı cevap olarak görmüyorum yine alakasız saçma bişeyler kopyalayıp yapıştırmışsın.

  45. sadık
    Nisan 10, 2010, 5:01 am

    umarım yazımı okumuşsun? eyer okumuşsan ve anlamak da istemiyorsan öylese sen anlat bizde öğrenelim?

  46. Bir Dost
    Nisan 10, 2010, 9:14 am

    YASASIN SADIK’A CENNET!

    Bizimle dalga gecmek icin boyle bir yazi yazdin ve sonraki mesajinda da “okursan anlarsin” dedin degil mi? Guzel kardesim, sana Islamiyet’teki ilah anlayisini aciklar misin mi dedik? Nerede peygamberin babasinin adinin Abdullah olmasi, nerede El-Ilah’in inanilan ve ibadet edilen bir tanri olup olmamasi?

    Ben sana anlatayim bari. Her cocuk nasil ailesinin diniyle doguyor, Muhammed’in dedesinden babasina, babasindanda Muhammed’e inandiklari din aktarildi. Dedesi hanefiydi, El-Ilah’a inaniyordu ve ona iman ediyordu. Bu yuzdende oglunun adini Abdullah (Allah’in kulu) ismini koydu, oglu ve torunuda hanefi yani Hz. Ibrahim’e iman ederek buyuduler. Bu yuzden Ibrahim’in oglunu tanriya kurban verme zirvaligi senin icin cok onemlidir.

    Muhammed’de zamanla semavi olarak kabul ettigi 3 dinin tahrif edilmis oldugunu iddia ederek (ki semavi bile degiller) Hz. Ibrahim’den gelen inanisin tek semavi inanis oldugunu ilan etti. Inanisa, Araplar’in sosyal sartlarina uygun kurallar ekleyerek ayar cekti ve ekonomik ve sosyal olarak yandaslari beslendikce taraftari artti. O zamanin sartlarini dusunursek yagmadan gelen ganimetin paylasimi, cok esli yasam, cariyelik vs. vs. yandas toplamak icin harika kurallar. Ilerleyen zamanlarda cennette vaad edilen huriler asker olarak alinan fakir Arap genclerin savaslarda olumu icin muazzam vaadler.

    Hayatida zaten cok ustaca secilmis stratejilere dayanarak yurumus. Ornek olarak kendinden yasca buyuk ama zengin ve guclu bir kadinla evlenmesi, Mekke’den Medine’ye gitmedeki zamanlamasi ve dusmanlarini yenmesi. Her guclu ve basarili insanda oldugu gibi hareketi gelistikce onda da cevresine karsi guvensizlik, tam itaat istegi, gaddarlik ve kadinlara karsi asiri duskunluk olusmus.

    Bu yuzdendir ki ayetlerde hep Allah’la beraber kendiside yer almistir ve inanis “peygambere inanin ve itaat edin ki cehenneme gitmeyin” korkusu uzerine kurulmustur. Bu yuzdendir ki herkese 4 es limiti koyulurken Muhammed’e sinir yoktur. Bu yuzdendir ki 50 yasinda adam kimilerine gore 6, kimilerine gore 13 yasindaki bir kiz cocuguyla yataga girmistir (senin miden kaldirir mi bunu?). Bu yuzdendir ki en bastaki surelerde herkese acik ve hosgorulu olan bir din sonlara dogru kendinden olmayana “oldurun” emirleri yagdirmistir. Olay bundan ibarettir, hikaye budur.

  47. sadık
    Nisan 10, 2010, 12:00 pm

    siz vefat eden birine bukadar iftira atıyorsanız artık diri olan biri için ne iftiralar atarsınız…? size ilah ın asıl manasını izah ettim ama siz yine bildiklerinizi okudunuz.herhangi bir cahil insana benim ve senin dediklerini anlatsan acaba hangisi daha mantıklı gelir.ümmü olan bir insan eyer bukadar güzel şeyler getiriyorsa siz yine düşünün…?

  48. Bir Dost
    Nisan 10, 2010, 1:45 pm

    “Vefat eden birine atilan iftiralar” ve “diri olan biri icin ne iftiralar atarsiniz” sozleriyle camur atma ve tartismayi kisisellestirme seviyesine getirdigine gore cevap veremiyorsun demektir yani seninle tartismamizin sonuna geldik Sadik.

    Dediklerimde herhangi bir iftira veya yanlislik yok sende gayet iyi biliyorsun. Cahil insan elbetteki sana inanir Sadik. Zaten sana inandiklari icin okul yerine cami yaptirma dernegine para verirler, cocuklarini sanat dersleri yerine Kur’an kurslarina gonderir, kizlarini eve kapatirlar ve cocuk yastayken evlendirirler. Bana inansalar su an petrolun uzerinde oturan Araplar Bati’nin kuklasi olmak yerine onlari parmaginda oynatir, bu kadar buyuk potansiyeli olan Turkiye ise su an teknoloji ureten lider bir ulke olurdu.

    1500 yildir sana ve senin gibilere inandiklari icin halleri ortada. Siz bu kafayla devam edin batidakileri guldurmeye devam edin…

  49. sadık
    Nisan 13, 2010, 12:33 am

    SELAM MÜSLÜMANLARIN ÜZERİNE OLSUN:
    Hz Muhammed esir olan insanlara okuma yazma bilmiyen müslümanlara okuma yazma öğretmeleri karşılığında esirleri serbest bırakıyordu.İslam her zaman okumaya önem vermiştir.Türkiyede ve arap ülkelerinde bazı satılmış insanlar kendi menfaatleri için batının kuklası olmuşlar.Bu gibi insanların islamla hiç bir alakaları yok.O insanlar Kur an ı ve islamı çok iyi biliyorlar fakat sizler gibi kendi menfaatleri için islamdan lemalanıyorlar. Batıdaki insanlar asıl sizin ve sizin gibi bazı satılmış insanlarla dalga geçer.Yine söylüyorum islam Hz Adem den taa bu güne ve bu günden sonrada devam edecek……………?

  50. Ayhan
    Nisan 29, 2010, 12:57 am

    İslamiyet Hz. Muhammed’ten öncede vardı ve o metinlerde Allah kelimesinin geçmesi normal , Allah düşünmeyi , aklımızı kullanmamızı ve okumamızı emreder . Bu arada ben bir ara Yahudi olmayı düşündüm çünkü etrafımdaki Müslüman’lar hiç dinlerini yaşamıyorlardı , belki Yahudi’ler yaşıyordu ama sonra bu kimselerin kendilerini Müslüman sandıklarını fark ettim ve Müslümanlığın ne kadar iyi , gerçekçi ve ideal bir din olduğunu anladım . Allah hiçbir zaman asın , kesin demedi . Hz. Muhammed ve önceki dönemlerde köleler vardı , savaşlar vardı ve durum bunu gerektiriyordu . Allah eşinizi dövün demez , eğer tercih meselesi olmayan gerçekten kötü bir yoldaysa uyarılmasını anlamazsa baskı uygulamamızı söyler ve bu kesinlikle dövmek değildir . Hz. Muhammed bile okumanın , aklı kullanmanın önemini vurgular . Sizin dininize , dinsizliğinize vs saygım vardır , ben sadece anlatırım , siz anlarsınız ya da anlamazsınız , kabul edersiniz ya da etmezsiniz sizin bileceğiniz iş . Bu arada Müslüman yorumcular , şu ayeti okuyun ;

    “Oysa Rabbin dileseydi elbette yeryüzündekilerin hepsi topluca inanırdı. Artık , inananlar olmaları için , insanları sen mi zorlayacaksın ?”

    Ayrıca Facebook gibi sosyal ağ sitelerinde ateist sayfalarda hakaret edenlere bu ayeti sunun ( Ki sizi dinlemeyeceklerdir çünkü haklı olduklarını düşünürler , ayrıca bunu tüm dinlerden bunu okuyan herkese söylüyorum ) mutlaka sunun çünkü onlar kendilerini Müslüman sanıyorlar , bunu söylemek çok kolay çünkü Allah asla bunu öğütlemez . Allah iyiyi , doğru olanı , hakkı ve hoşgörüyü öğütler …

Comment pages
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: