Başlangıç > Dinler > Tarihteki En Ünlü Epilepsi Hastası

Tarihteki En Ünlü Epilepsi Hastası


Hipokrat, M.O. 400 yılında “On the Sacred Disease” (“Kutsal Hastalık Üzerine”) adıyla epilepsi üzerine ilk kitabı yazmistir. Insanligin bu hastaligi anlamasi icinse henuz bir 2400 yila daha ihtiyaci vardir. Bu hastaliga sahip olanlar ya seytanla ozdeslestirilecek veya tanrisal guce ulastigina inanilip peygamber sifatiyla takip edileceklerdir. Epilepsiyi beyin rahatsızlığı olarak tanımlayan Hipokrat, bu hastalığın, genel görüşün aksine, Tanrılardan gelen bir lanet olmadığını ve bu hastalığa yakalanan insanların “peygamberlik” gücüne sahip olmadığını iddia etmiştir. Pek tabii bu görüşüne halkı inandıramamış, Mezopotamya ve Yunan diyarlarinda bu hastalığa sahip olanları, rahipler, dualar ve ritueller ile seytanlardan arındırmaya çalışmıştır. 2000 yil sonraysa halen Avrupa’da bu hastaligin belirtilerini gosteren kadinlar, cadi diyerek yakilacaklardir.

Tarih boyunca peygamberler, bazı kutsal liderler, filozoflar ve sanatçılar bu hastalıktan muzdarip olmuşlar, ama bir yandan da bu hastaligin nimetlerinden(!) bolca faydalanmislardir. 19. yüzyılın en ünlü epilepsi hastası ve -kisisel fikrim- insanlık tarihinin de en büyük yazarı Fyodor Dostoevsky, epileptik nobetlerin, yaratıcılık kalitesine yönelik olumlu etkileri olduğunu iddia etmiştir. İnanılmaz bir duygusal coşku ve zamanın durması olarak tanımladığı nobetlerin, İslam’in peygamberi Muhammed’te de benzer olduğunu söyleyen Dostoevski, “muhtemelen Muhammed de buna benzer zamanlarda Allah’in mekânlarını gezdiğini söylemiş ve bunu, bir sürahi suyun boşalmasindan daha kısa sürede gerçekleştirdiğine inanmıştır.” demiştir.

Tarihte bilinen ünlü epilepsi hastalarından bir demet sunayım sizlere:

Aristo, Socrates, Van Gogh, Charles Dickens, Niccolo Paganini, Jean-Jacques Rousseau, Blaise Pascal, Molière, Michelangelo, Leonardo da Vinci, Alexander the Great, vb… Ama en ünlüsünü yazının sonuna bırakıyorum, teşhisini siz koyun, bakalım koyabilecek misiniz… 😉

Peki, analize devam edelim, nedir epilepsi, veya halk arasinda bilinen adiyla sara hastaligi?

Epilepsi, nörolojik bir rahatsızlık olup sinir sistemini etkiler. Genellikle 2 nöbetten sonra diagnoz edilebilir. Çoğunlukla sebebi bilinmese de beyin travmaları sonucu olusabilecegi veya genetik olarak sonraki kusaklara aktarildigi düşünülür. Beynin korteks bölgesindeki geçici elektrik fonksiyonu değişimleri, hastanın davranislarindaki ani değişimlere neden olur ve bu anı değişimler nöbet olarak tanımlanır. Nöbet öncesi, nöbet anı ve nöbet sonrasında farklı davranışlar ve yan etkiler gözlemlenmiştir. Bunlardan en bilinenleri şöyle listelenebilir (epilepsy.com):

Nöbet öncesi:

  • Tuhaf sesler duymak
  • Tuhaf duygular yaşamak
  • Korku ve panik
  • Zevk verici duygular yaşamak
  • Düşünceler fırtınası yaşamak
  • Baş Ağrısı
  • Sersemleme

Nöbet anı:

  • Baygınlık
  • Zihin karışıklığı
  • Kendinden geçme
  • Korku ve panik
  • Konuşmada zorlanma
  • İstem dışı geviş getirme ve dudak kıpırdatmak
  • Ağız şapırdatmak
  • Terlemek
  • Titremek
  • Kalp atışlarında hızlanma
  • Vücut dışı (fizik ötesi) deneyimler yaşamak
  • Nefes alış verişlerde zorlanma

Nöbet sonrası:

  • Hafıza kaybı
  • Zihin karmaşıklığı
  • Şaşkınlık
  • Korku
  • Susama
  • Bitkinlik
  • Depresyon

Gelelim teşhisini sizin koyacağınız hastamizdaki belirtilere… (Aşağıda listeleyecegim hadisler sahih hadisler olarak bilinir ve gerçekliği tüm İslam alimlerince kabul olunur.)

(râvi: Ümmü`l-mü`minîn Âişe) (Sahih Buhari’den)  (Not: râvi, “rivayette bulunan kisi” anlamina gelir)

Şöyle demiştir: Hâris b. Hişâm radiya`llâhu anh Resûlu`llâh salla`llâhu aleyi ve sellem`den: “Yâ Resûllâ`llâh, sana vahiy nasıl gelir?” diye sordu. Resûlu`llâh salla`llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Ahyânen bana çıngırak sesi gibi gelir ki bana en ağır geleni de budur. Benden o hâl zâil olur olmaz (Meleğin) bana söylediğini iyice bellemiş olurum. Ahdânen Melek bana bir insan olarak temessül eder. Benimle konuşur. Ben de söylediğini iyice bellerim. -Âişe radiya`llâhu anhâ der ki: Resûl`llâh salla`llâhu aleyhi ve sellem`i soğuğu pek şiddetli bir günde kendisine vahiy nâzil olurken görmüşlüğüm vardır. (İşte öyle soğuk bir günde bile) kendisinden o hâl geçtiği vakitde şakaklarından şapır şapır ter akardı.

(râvi: Ubadetu’bnu’s-Samit) (Muslim, Hudud 13, 1690. H. Ebu Davud, Hudud 23, 4415; Tirmizi, Hudud 8, 1434.)

Ubadetu’bnu’s-Samit (radiyallahu anh) anlatiyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam)’a bir vahiy geldigi zaman, vahiy sebebiyle onu bir gam ve keder alir, yuzunun rengi ucardi. Bir gun Cenab-i Hakk yine vahiy indirmisti ki ayni han onu sardi. Keder hali acilinca: “(Zina haddiyle ilgili hukmu) benden alin. Allah onlar hakkinda yol kildi (yani cok acik sekilde had beyan etti): Bekar bekarla zina yapmissa cezasi yuz sopa ve bir yil surgundur. Dul dilla zina yaparsa yuz sopa ve recm’dir.”

(râvi: Ibnu Abbas) (Buhari, Tefsir, Kiyamet 1, 2, Bed’u’l-Vahy 4, Fedailu’l-Kur’àn 28, Tevhid 43; Muslim, Salat 147, (448); Tirmizi, Tefsir, Kiyamet, (3326); Nesai, Salat 37, (2,149,159))

 

 

Ibnu Abbas (radiyallahu anhuma), “Ey Muhammed! Cebrail sana Kur’an okurken, unutmamak icin acele edip onunla beraber soyleme (sadece dinle)” (Kiyamet 16) mealindeki ayet hakkinda su aciklamayi yapti: “Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) vahiy geldigi zaman buyuk bir siddet (ve agirlik) hissederdi. Bunun tesiriyle dudaklarini kimildatirdi. Bunun uzerine su ayet indi. (mealen): “(Ey Muhammed, Cebrail sana Kur’an okurken acele edip onunla beraber soyleme (sadece dinle). Onu toplamak ve okutmak bize aittir” (Kiyamet 16). Ibnu Abbas devamla der ki: “Ayette gecen “onun toplanmasi” tabirinden murad “(yeni nazil olan) ayetin Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)’in kalbinde toplanmasi, yerlesmesi, sonra da Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) tarafindan okunmasidir.” “Biz vahyi okudugumuz zaman, sen onun kiraatine uy” (18. ayet) ayetinde de, “Dinle ve sus, sonra onu sana biz okuturuz” denmektedir. Bu vahiyden sonra, Cibril (aleyhisselam) vahiyle gelince, sadece dinlerdi. Cibril gidince yeni gelen vahyi, kendisine nasil okunmus ise, oylece okurdu.”

(râvi: Aişe ) (Buhari, Bed’u’l-Vahy, Enbiya 21, Tefsir, Alak Ta’bir 1; Muslim, Iman 252, (160); Tirmizi, Menakib 13, (3636))

 

“Resulullah aleyhissalatu vesselam’a vahiy olarak ilk baslayan sey uykuda gordugu salih ruyalar idi. Ruyada her ne gorurse, sabah aydinligi gibi aynen vukua geliyordu. (Bu esnada) ona yalnizlik sevdirilmisti. Hira magarasina cekilip orada, ailesine donmeksizin birkac gece tek basina kalip, tahannus’de bulunuyordu. -Tahannus ibadette bulunma demektir.- Bu maksadla yanina azik aliyor, azigi tukenince Hz. Hatice radiyallahu anha’ya donuyor, yine ayni sekilde azik alip tekrar gidiyordu. Bu hal, kendisine Hira magarasinda Hak gelinceye kadar devam etti. Bir gun ona melek gelip:

“Oku!” dedi. Aleyhissalatu vesselam:

“Ben okuma bilmiyorum!” cevabini verdi. (Aleyhissalatu vesselam hadisenin gerisini soyle anlatir: “Ben okuma bilmiyorum deyince) melek beni tutup kucakladi, takatim kesilinceye kadar sıktı. Sonra birakti. Tekrar:

“Oku!” dedi. Ben tekrar:

“Okuma bilmiyorum!” dedim. Beni ikinci defa kucaklayip takatim kesilinceye kadar sıktı. Sonra tekrar birakti ve: “Oku!” dedi. Ben yine: “Okuma bilmiyorum!” dedim. Beni tekrar alip, ucuncu sefer takatim kesilinceye kadar sıktı. Sonra birakti ve:

“Yaratan Rabbinin adiyla oku! O, insani bir kan pihtisindan yaratti. Oku! Rabbin kerimdir, o kalemle ogretti. Insana bilmedigini ogretti” (Alak 1-5) dedi.”

Resulullah aleyhissalatu vesselam bu vahiyleri ogrenmis olarak dondu. Kalbinde bir titreme (bir korku) vardi. Hatice’nin yanina geldi ve:

Beni ortun, beni ortun!” buyurdu. Onu orttuler. Korku gidinceye kadar oyle kaldi.

(râvi: Yahya İbnu Ebi Kesir ) (Buhari, Bed’u’l-Vahy, Bed’ul-Halk 6, Tefsir, Muddessir, Tefsir, Alak, Edeb 118; Muslim, iman 257, (161))

“Ebu Seleme İbnu Abdirrahman’a Kur’an’dan ilk inenin ne olduğunu sordum. “Ya eyyuhe’l-Muddessir (ey örtüsüne bürünmüş)! (süresi)dir!” dedi. Ben: “İyi ama, başkaları ilk inenin İkra’bismi Rabbikellezi halak (süresi) dir diyorlar” dedim. Bunun üzerine Ebu Seleme: “Ben bu hususta Hz. Cabir radiyallahu anh’a sormuştum. O bana: “Sana, Resulullah aleyhissalatu vesselam’in söylediğinden başka bir şey söylemeyeceğim. Aleyhissalatu vesselam: “Bir ay kadar Hira mağarasına mücavir oldum (itikafa girdim). Mucaveretimi (itikafimi) tamamlayınca, dağdan indim. Derken bana bir seslenen oldu. Sağıma baktım, hiçbir şey görmedim. Soluma baktım, yine bir şey görmedim. Arkama baktım bir şey görmedim. Derken basımı kaldırdım, bir şey gördüm, ama (bakmaya) dayanamadım. Hemen Hatice’nin yanına geldim: “Beni örtün!” dedim. Derken su ayetler nazil oldu. (Mealen): “Ey örtüsüne bürünen! Kalk! (insanları ahiretle) korkut! Rabbini buyukle, elbiseni temizle. Pislikten kaçın..” (Muddessir süresi). Bu vahiy namaz farz kilinmazdan önceydi.”

(râvi: Ömer) (Tirmizi, Tefsir, Mu’minun, (3172))

“Resulullah aleyhissalatu vesselam’a vahiy indiği zaman, yüzünün yakınlarında arı uğultusu gibi bir ses işitilirdi. Bir gün, O’na vahiy indirildi. Bir müddet öyle kaldı. Sonra o hal açıldı. O da Mu’minun süresinden ilk on ayeti okudu: “Mu’minler kurtuluşa ermiş, umduklarına kavusmuslardir. Onlar namazlarını Allah’tan korkarak, hürmet ve tevazu içinde ve tadil-i erkan ile kılarlar. Onlar dünya ve ahiretlerine faydası dokunmayan her türlü şeyden yüz çevirirler. Onlar nail oldukları her türlü nimetin zekâtını aksatmadan verirler. Onlar namuslarını korurlar. Ancak hanımlarına ve cariyelerine karşı müstesna; bunlarla olan yakinliklarindan dolayı kinanmazlar. Kim helal sınırını asarak bunların ötesine geçmek isterse, işte öyleleri haddini aşmış olanlardır. O mu’minler ki, Allah’a ve kullara karşı olan emanet ve mesuliyetlerini yerine getirirler ve sözlerinde dururlar. Onlar namazlarını devamlı olarak, vaktinde ve şartlarına riayet ederek kılarlar. işte onlar varislerin ta kendileridir. Onlar Firdevs cennetine varis olurlar. Onlar orada ebedi olarak kalacaklardır” (Mu’minun, 1-11). Arkadan dedi ki: “Kim bu on ayeti yerine getirirse cennete girer.” Sonra kıbleye yöneldi ve ellerini kaldırıp: “Allahım (hayrimizi) artır, bizi (iyilik yönüyle) noksanlastirma. Bize ikram et, zillete düşürme. Bize ihsanda bulun, mahrum etme. Bizi tercih et, (düşmanlarımızı) bize tercih etme. Allahım, bizi razı kıl, bizden de razı ol!” buyurdular.”

(râvi: Ibnu Mes`ud) (Ebu Davud, Sunnet 22, (4738))

“Allahu Zülcelâl hazretleri vahiy suretiyle konuştuğu zaman sema ehli bir ses ısıtır ki bu, demir bir zincirin düz bir kaya üzerinde hareket etmesiyle çıkan çıngırak sesine benzer. Sema ehli bu sesi duyunca korku ve hasyetten bayılırlar. Cibril (aleyhi’s-selam) kendilerine gelinceye kadar bu halde devam ederler. O gelince korku, kalplerinden açılır. Hemen: “Ey Cibril, Rabbiniz ne buyurdu?” diye sorarlar. O: “Hakkı söyledi” der. Sema ehli hep bir ağızdan: “el-Hak, el-Hak” diye söyleşirler.

(râvi: Zeyd b. Sâbit)

“Resulü’llâh … Efendimize gelen vahyi yazardım. Vahiy nâzil olduğu vakitte (onu) bir sıkıntı kaplar, inci taneleri gibi şiddetli bir ter dökerdi de ondan sonra açilirlardi. Kendileri bana imlâ buyurur, ben de yazardım…”

(râvi: Ebû Hüreyre)

“Vahiy nâzil olurken en evvel vücûd(una) bir titreme gelirdi“; “Vahiy nüzûl ederken kendilerini (taşa ve kaygı kaplar yüzü kül gibi olur), gözlerini kaparlar ve horultuya (benzer) şiddetli şiddetli nefes alırlardı

Hastamızın adı sizin de tahmininiz uzere Muhammed’tir. Muhtemelen simdi olsa tedavi edilecekken, 1400 yil onceyse, gecirdigi bu hastalik sonucu peygamberligini ilan etmistir. 🙂

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…

Kategoriler:Dinler Etiketler:,
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: