Başlangıç > Bilim, Dinler > Evrim Gercekleri ve Ten Rengi

Evrim Gercekleri ve Ten Rengi


Allah, ilk insan Adem’i topraktan bir heykeltraş gibi yaratıp sonrasında da bir üfürükçü gibi ufurerek canlandirdiginda eseriyle pek bir gurur duymuş, bu eseri için müthiş planlar yapmıştır. Ona tüm kelimeleri öğretip (Kuran’in yalancisiyim) daha önce nur ismini verdiği bir maddeden (nurun varlığını bilim kabul etmez ama müslümanlar canı gönülden inanırlar) yarattığı “Melek” isimli yaratıklara “itaat edin” emrini vermiş, tüm melekler Adem isimli canlı heykelin önünde secdeye varmışlardır. Bu meleklerden bir tanesi olan, ama melek tanımına ters bir şekilde “nar” isimli dumansız bir ateşten yaratılan Seytansa bu emre karşı gelmiş, “o kim ki ben secde edeyim” diyerek isyan edenlerden olmuştur. “İsyan edenlerden olmuş” ifadesi pek tabii benim pek kullanacağım bir ifade değil, bizzat Kuran’in yazarı Allah’in kendi ifadesidir. Nurdan degil nardan yapilmasina ragmen Seytan’in da Melek statusunde anlatilmasi ise bir baska celiskidir ama neyse… Dumansız ateş gibi saçma bir kavram da yine bilimde kabul görmeyen, ama dinde pek inanılan bir kavramdır. Neticesinde bu canlı heykelin varlığı, ondan belli ki çok daha üstün ve güçlü olan bir varlığı, Şeytan’i, konumundan etmiş, işinden ve yaşadığı evinden kovulmuştur. Ama meleklerin yaptigi gibi patronuna biat etmeyen ve gururuyla herseyinden olan Şeytan, patronu Allah’la sıkı bir iddiaya tutuşmuş, henüz üremesi ve cogalmasi gündemde olmayan ve Cennet isimli mekanda tek olan bu zavalli canlı heykelin soyunu saptiracagi taahhutunde bulunmuş, Allah’i da ikilemde bırakmıştır. İkilemde kalan Allah bu iddiadan kaçamaz ve iddiayı kabul etmek durumunda kalır. Hemen ise girişen ve Adem’e bir dişi heykel yapıp ufurerek kâinatın ilk çöpçatanı unvanını kendine kazandıracak eylemine girişerek Havva’yi, yani ilk kadını yaratır. Yani aslinda biz insanlik, soyumuzu Seytan’la Allah’in iddiasina borcluyuz desek yalan olmaz. 🙂 Allah, Havva’yi Adem’e anlatirken ne gibi ifadeler kullanmıştır pek tabii bilemeyiz. Ama içinizde daha  önce çöpçatanlık yapaniniz varsa uc asagi bes yukari tahmin edebiliriz ki aralarinda şöyle bir diyalog geçmiş olabilir:

Adem: Havva ha? Güzel mi? Benden hoşlanır mi acaba? Ben onu beğenir miyim?

Allah: Hiç fena sayılmaz. Vücuduyla gayet barışık oldugunu soyleyebilirim. Tıpkı senin gibi çıplak gezmeyi seviyor. Henüz ilişki konularında da senin gibi pek tecrübesiz. Yalnız biraz ikna kabiliyeti kuvvetlidir, fazla gazına gelmemeye dikkat et.

Adem: O zaman bir tanışalım bakalım…

Nitekim, göbek deliği olmayan (eh, gobek deliginin fonksiyonu anne karninda bebegi beslemek olunca bu iki orta yaşlıda olmasi beklenmemeli), ama hayat tecrübesi hiç olmayan çift tanışırlar. Aralarında nasıl bir yakınlaşma olur bilinmez, ama birbirlerinden başka şansı olmayan bu iki insan gayet güzel bir birliktelik yaşamışlardır. Herşey yolundadır, yalnız bir sorun vardır. Bir meyve ağacı vardır ki, bu meyveden yemeleri yasaktır bu çiftin. O ağaç ne ağacıdır, hangi mevsimlerde meyve verir, bu ağaç tek midir, neden diğer tüm ağaçlar gibi çoğalmaz, yesil midir, yesilse neden yesildir, fotosentez yapar mi, yaparsa Cennet’te de gunes var midir, hepsinin otesinde bu meyveler bu iki garibana neden yasaklanmistir bilinmez. Ama yasak yasaktır diyelim, gecelim… Tıpkı günümüz kadınları gibi manipülatif gücü yüksek (kadinlar alinmayin, bu bir iltifattir) ama kandirilmasi pek de zor olmayan bu kadına Şeytan yanasacak, başından sonuna saçma bir konsept olan yasak meyveden yemesi için ikna edecektir. Kadin da erkegi ikna etmekte hic zorlanmayacaktir.  Her an gozlem altinda olan bu iki insanin bu hareketi pek tabii gozlerden kacmaz ve vakit ceza vaktidir. Hani yasakladigimiz bir şeyi yapan çocuğumuza kaşlarımizi catarak “seni cezalandırırım” der gibi bakariz ya, biz insanlar… Iste Allah boyle yapmamistir bu durum karşısında. Belki de ilk hatalarini yapan bu iki tecrübesiz insancıkları hemen, hem de mümkün olan en gaddar, en acımasız şekilde cezalandırmış, asabi karakteri konusunda da bize ilk ipuçlarını vermiştir Allah. Bu iki zavallıyı Cennet’ten kovmuş, dünya ismini verdiğini bambaşka bir mekana postalamistir. Günümüzde biz insanlar dahi birbirimize en azindan ikinci bir şansı verirken böyle bir gaddarlığı “affı büyük”, “merhametli” gibi sıfatlar atadigimiz bir yaraticinin yapması aslında epey şaşırtıcıdır. Hatta daha da öte, hayal kırıklığı ve muz kabudugur bu durum. Gunumuzde Muslumanlar, sayisiz gunahlar isleyip affedileceklerini umarak dualar ederken, daha yaratilan ilk insanlarin, hem de  ilk hatalarinda boylesine siddetli bir sekilde cezalandirilmalarini hic kaale almazlar. Bu durum acikcasi bana, yatirim araci olarak milli piyango bileti alan insanlari hatirlatir. 🙂 Bu iki zavallı, dünyada, hem de birbirlerinden pek farklı yerlerde konumlanmış, ama tıpkı Leyla ve Mecnun gibi uzun vadede birbirlerini bulmus ve birlikteliklerine devam etmislerdir. Hayat tecrübesi sıfır olan bu iki insanın çocuklarından da pek sağlıklı davranmaları tabii ki beklenemez. Nihayetinde çocukları da (pek tabii caresizlikten) ensest ilişki kurbanları olacak, ve Müslüman inancına göre biz insanların da ataları olacaklardır.

Bu absürd hikayede atlanan bir nokta vardır ki, onu su ana kadar hiçbir Müslüman’dan sağlıklı bir açıklamayla açıklandığını duymadım. E peki ırklar nasıl oluşmuştur? Evrime de karşısınız, ırkları aciklayiverin dediğimde derin bir sessizliğe gomuluruz. “Allah bilir” her zaman geçerli bir cevap olsa da, Allah’i reddeden benim gibi ateistlerse pek tatminsiz kalırız bu açıklamadan…

Gelin inceleyelim bilim nasıl açıklar ten rengi farklılıklarını…

Homo cinsi (genus) Afrika’da oluştuğunda ten renkleri aslında siyahtı. Yani biz beyaz ırk, evrimlesmis ve ten renginin açılması sonucu oluşmuş bir irkiz ve atalarımız, tıpkı Nijerya’daki uzak kuzenlerimiz gibi siyah tenlilerdir. İlk homolarda derideki melanin, Afrika’nin ekvator bölgesindeki yüksek ultraviyole ışınlara bir koruma aracı olarak davranmaktaydi. Büyük göçle birlikte insanoğlu Afrika’dan dünyaya dağılacak, dünyanın her köşesine ulasacakti. Tropik güneş ışığından uzaklaştıkça, güneşe karşı bir koruma avantajı sağlayan koyu ten, avantajını yitirecek, devreye başka bir faktör girecekti: D vitamini… Çoğu vitamini yenilen gıdalardan alabilen insan, D vitaminini sadece ve sadece güneşe ekspoze olarak (maruz kalarak) uretebilmekteydi. Afrika’da bundan yana bir sorun yokken, kutuba yaklaştıkça yeterli miktarda güneş görme ihtimali azalacak, D vitamini eksikliği için bir savunma mekanizması gerekecekti. Derideki melanin (pigment olarak görev yapar) miktarını azaltmak, kutuba yakın yaşayan insanlar için bir avantaja dönüşecek, ve hepimizin su anda görebildiği ırklar az çok ortaya çıkacaktı. Kutuplara yaklaştıkça insanlar daha açık tenli  olacak ve hatta sarisinlasacak, ekvatora yaklaştıkça da ten renkleri koyulasacakti. Evrimsel süreçte bu durumun açıklaması şöyleydi: Koyu ten, ekvator bölgesinde açık tene karşı avantaj sağlar ve doğal secilimde öne çıkar. Güneşe ekspoze olan bölgelerde, koyu tenli insanlar güneş yanığı, deri kanseri, folik asit fotolizi, ter bezlerinin hasar görmesi açısından daha avantajlilardir ve soylarınin devami daha olasidir. Güneşin az görüldüğü bolgelerdeyse aksine, açık tenli insanlar, tenlerinin sağladığı avantajla daha çok D vitamini üretebilir ve “rickets” gibi hastalıklara karşı daha dirençli olurlar. Netice itibariyle de soylarına bu sayede bir avantaj sağlarlar.

rickets hastaligi sonucu kemiklerde deformasyon

Bu, hani tabiri caizse “bir taraftan sallanmış” bir teori değil, bilimsel bir gerçektir. D vitaminin fotosentezi 750 milyon yıl öncesine dayanır. 350 milyon yıl önce omurgalılar okyanuslardan karaya geçtiklerinde, kalsiyum yönünden zengin okyanusları bırakacak, ama kemiklerindeki kalsiyum ihtiyacını temin etme yöntemi olarak da basitçe Vitamin D’yi araç edineceklerdir. 1923’te Harry Steenbock, ultraviyle ışınlarının, gıdalardaki D vitamini içeriğini arttırdığını ispatlar. Yine 1923’te Alfred Fabian Hess, “ışık eşittir D vitamini” teoremiyle kimya dalında nobel ödülünü kazanir. Güneş ışığına fazla ekspoze olamayan insanlar, D vitamini ihtiyaçlarını, yapay yöntemlerle gıdalara (ekmek, süt, margarin veya D vitamini içeren balık, yumurta ve et gibi) eklenmiş D vitaminleriyle temin ederler. Vitamin D eksikliği, rickets, yani kemiklerin yumusamasi hastalığına yol açar ve vücutta deformasyonlara yol açar. Yakın bir tarihte, İngiltere’nin pek güneş görmeyen kuzey bölgelerinde, özellikle fakir ailelerin çocuklarında çok sık rastlanan bir hastalık olan rickets, gıda üreticilerinin özellikle ekmeklere D vitamini eklemeleriyle önlenmiştir. Yalnız çok ilginç bir veri var ki değinmeden geçemeyeceğim. İngiltere’nin özellikle Pakistan ve Hindistan gibi ülkerden aldığı göç sonunda sadece bu ailelerin çocuklarında “rickets” hastalığına sıkça rastlanmaya başlanmıştı. Nihayetinde ortaya çıkan sonuç gösteriyordu ki, bu aileler Hindistan’dan ithal edilen D vitaminsiz ekmeklerle besleniyorlar ve D vitaminini de güneşten temin edemedikleri için bu ırk arasında rickets hastalıgi yaygınlaşiyordu. Hala Hindistanlı çocuklar koyu tenli, İngiliz çocukları açık tenli. Ama D vitaminli gıdalarla bu hastalığın önüne geçilmiş durumda.

Etiyopyali bir kadin

Kamerunlu bir kadin

Nijeryali bir kadin

Zambiyali bir kadin

Bir başka ilginç detay daha sunayım sizlere. Kömür karası tenli siyahilere, Afrika’da sadece tropik bölgelerde, güneş ışığının hiç eksik olmadığı yerlerde rastlanirken, güneşten uzaklaştıkça Afrika’da dahi deri renklerinde farklilasmalar görülür.

Kızıl saçlı ve çok açık tenli insanlara da deginmezsek olmaz… Bu evrimsel süreci de buzul çağı ve tamamen güneşsizlik sonucu ortaya çıkan bir deri anormalliği olarak açıklamaktadır bilim.

Demek ki neymiş, “Allah bilir” cevabı sadece Kuran’i temel kaynak olarak alanları tatmin eder ama her zaman olduğu gibi, hiçbir sorunun cevabını da veremez.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…

kaynaklar:
Kategoriler:Bilim, Dinler
  1. Ateist
    Eylül 28, 2010, 3:23 pm

    Güzel bir yazı olmuş sahiden, teşekkür ederim. Ayrıca ben müslümallara cevap vermeyi bıraktım artık çünkü elini sallasan 50 tane var, biri gidiyor öbürü geliyor. Topluca hitap eden bir yayın yapmadığımız sürece bu anlamsız. Belki ben de bir site açabilirim.

  2. Eylül 28, 2010, 6:38 pm

    Ateist, muslumanlara cevap vermek gercekten de cogunlukla vakit kaybi. Ama birazcik sorgulayan insanlar icin boyle sitelere ihtiyacimiz var. Bu tip sitelerin cogaldigini gormek cok mutlu ediyor beni. Topluca yayin yapmamiz su asamada biraz zor gozukuyor. Malum, Turkiye’de Islam’i birazcik elestiren kitaplarin dahi yayimlanmasi cok zor, yayimlananlari bulabilmek de. Zaten boyle yazarlar da genelde toplumda olumune nefret edilen insanlar olmaktan kurtulamiyorlar (Turan Dursun, Aziz Nesin, Ilhan Arsel, Muazzez Ilmiye Cig, vb.) Gazete yazarlarinin veya sanatcilarin dahi Islam’in sacmaliklarini hicbir zaman dile getiremediklerini, bu konuya hic bulasmadiklarini farketmissindir. Cem Yilmaz gibi bir insan bile Musluman oldugunu aciklamisti “bulasmamak” adina… Herkes “baris dini” Islam’in hep inkar edilen ama gayet de net olan vahsetinden cekiniyor ve hic de haksiz degiller. Kuzey Avrupa’daki demokrasinin kalbi ulkeler bile artik Islam’dan acikca korktuklarini ifade ediyorlar.

    Eger bir gun site acarsan cok mutlu olacagimi ve yazilarini da merakla takip edecegimi belirteyim. Sana siten icin tek onerimse “anonymus” olmaya dikkat et.

  3. Müslim
    Kasım 7, 2010, 3:45 pm

    1-Evrim Teorisi (darwinizm), Tesadüfleri Yaratıcı Bir İlah Olarak Görür
    2-Doğal Seleksiyon Canlılardaki Karmaşık Yapıların Nasıl Meydana Geldiğini Açıklayamaz
    3-Sanayi Devrimi Güveleri Doğal Seleksiyonla Evrim Teorisine (Darwinizm) Delil Değildir
    4-Deprem, Bir Şehri Nasıl Geliştiremezse, Mutasyonlar da Canlıları Geliştiremezler
    5-Hayat Hayattan Gelir
    6-Evrim Teorisinin Savunduğu (darwinizm) Ara Geçiş Canlılarına Fosil Kayıtlarında Rastlanmamıştır
    7-Canlı Grupları Yeryüzünde Aniden ve Aynı Anda Ortaya Çıkmıştır
    8-Canlı Türleri Yüz Milyonlarca Yıl Boyunca Hiçbir Değişikliğe Uğramamaktadırlar
    9-Evrim Teorisini Savunanları Hayal Kırıklığına Uğratan Balık: Cœlecanth
    10-Kuş Kanatları Tesadüflerin Eseri Değildir
    1-Archaeopteryx, Sürüngenlerle Kuşlar Arasındaki Kayıp Halka Değildir
    12-Ünlü ‘Atın Evrimi’ Senaryosu Fosil Kayıtları Tarafından Yalanlanmaktadır
    13-Evrim Teorisini Savunanların Maymun Adam Hikayeleri Hiçbir Delile Dayanmamaktadır
    14-Evrim Teorisinde Savunulan % 99 Maymun-İnsan Benzerliği İddiası Bir Aldatmacadan İbarettir
    15-İnsan Bilincinin Kaynağı Evrim Değil, Yaratılıştır
    16-Canlılarda Körelmiş Organlar Olduğu İddiası Doğru Değildir
    17-Proteinlerin Tesadüfen Oluşmaları Kesinlikle İmkansızdır
    18-Evrim Teorisi, darwinizm Cansız Moleküllerin Tesadüfen Biraraya Gelmesini ve Canlılığı Açıklayamaz
    19-Hücre Büyük Bir Şehirden Daha Komplekstir
    20-Hücre Yapılarındaki Tasarım, Evrim Teorisinin Geçersizliğini Gösteren Bir Delildir
    21-Canlılık Uzaydan Geldi İddiası Hayal Ürünüdür
    22-“Hayatın İlkel Dünyada Tesadüfen Oluşabildiği İspatlanmıştır” Yalanı
    23-Evrim Teorisi, Proteinlerin Yeteneklerinin Nasıl Oluştuğunu Asla Açıklayamaz
    24-Vücudumuzda Bir Enerji Santrali Kurmayı Şuursuz Atomlar mı Düşünüp Tasarlamışlardır?
    25-DNA’daki 25 Ciltlik Ansiklopedi Dolusu Bilgi Tesadüfen Ortaya Çıkamaz
    26-Farklı Canlı Türleri Nasıl Farklı DNA’lara Sahip Olmuşlardır?
    27-Genlerdeki Hiyerarşik Düzenin Kurucusu Kimdir?
    28-Evrim Teorisi Savunucularının İçinde Bulundukları Çıkmazı Gösteren Bir Örnek
    29-Evrim Teorisi, Canlılardaki Bilinçli Tasarımı Açıklayamaz
    30-Canlılardaki İndirgenemez Kompleks Yapılar Evrim Teorisine Darwinime Meydan Okuyor
    31-İnsan Gözü En Gelişmiş Kameradan Çok Daha Kompleks ve Kusursuzdur
    32-İnsan Beyni Karmaşık ve Üstün Bir Organizasyona Sahiptir
    33-Evrim Teorisini, darwinizm’i Çaresiz Bırakan Bakteri Kamçısı
    34-Hafıza ve Laboratuvar Sahibi Savunma Sistemi
    35-Bir Heykeltıraş Gibi Çalışan Kemik Hücreleri, Tesadüflerin Eseri Değildir
    36-Kanın Pıhtılaşmasındaki Mucize
    37-Tek Bir Molekülün Özellikleri Dahi Evrim Teorisini (Darwinizm) Çürütmek İçin Yeterlidir
    38-Yararlı ve Zararlı Maddeleri Birbirinden Ayırt Edebilen Kan Hücreleri
    39-Böbreklerin Seçiciliği Tesadüflerin Eseri Değildir
    40-Böbreklerin Tesadüfen Oluştuklarını İddia Etmek Büyük Bir Hatadır
    41-Kemik Hücrelerinin Kalsiyum Yakalama Yeteneği Tesadüfen Oluşamaz
    42-Midedeki Kusursuz Tasarım
    43-Darwinizm’in (Evrim Teorisi) Açmazlarından Biri: Bilgi Teorisi
    44-İnsan Embriyosunda Solungaçlar Vardır Yalanı
    45-Moleküler Kıyaslamalar Evrim Teorisine, darwinizm’e Delil Oluşturmamaktadır
    46-Bakterilerin Antibiyotik Direnci Evrim Teorisine Delil Değildir
    47-Allah Canlılığı Evrimle Yaratmamıştır
    48-Varyasyonlar Evrimin Delili Değildir
    49-Davranışların Kökeni Evrim Değildir
    50-Darwinizm 20. Yüzyıla Felaket Getiren İdeolojilerin Temelidir

    herhalde bunlar yeterli.
    İstersen birde burdan oku…

    ((http://www.kuranvebilim.com/html2/evrim_teorisi/evrim_teorisi_darwinizm_giris.htm))

  4. Müslim
    Kasım 7, 2010, 3:50 pm

    arkadaşlar evrim teorisinin yalan olduğu hakkında şüpheleri olanlar varsa lütfen şu siteye bir göz atsınlar.

    http://www.kuranvebilim.com/html2/evrim_teorisi/evrim_teorisi_darwinizm_giris.htm

  5. beyazveyagri
    Ocak 25, 2011, 1:54 pm

    En son “kimse fikrinden dönmez ne söylesen boş diyerek” bir şey yazmamaya karar vermiştim ama duramıyor insan. Yani “D vitaminin fotosentezi 750 milyon yıl öncesine dayanır. 350 milyon yıl önce omurgalılar okyanuslardan karaya geçtiklerinde….” yazdın mı iş bitiyor değil mi? İnsanoğlu kendini inandırmak için herşeyi yapıyor. Yav daha 10 yıl boşver 5 yıl önceyi tartışsak bi sonuca ulaşamazsın bazı konularda – özellikle bu yazıda olmasa da başka yazılarda olan sosyal içerikli konularda–sen 350 milyon yıl önceden bahsediyorsun. Diyeceksin ki bilimsel kurallar değişmez, şu kanıt, bu fosil vs.vs.. Ben de diyorum ki .ok değişmez. Çok teori var ki – saymalıyım burada- zamanla yanlışlığı görülmüştür veya gelişerek değişmiştir. öyle de olması gerekir. bi de sizin bilimlerinizde biyokimya, biyoloji, genetik vb. de bir zihinsel sıçrama olmuyor herhalde fizikteki gibi. örneğin fizikte newton fiziği, einstein fiziği ve kuantum fiziği gibi çok temel konularda paradigma değişimleri olmuştur. Herhalde bunlarda Allah ın varlığıyla veya yaradılışla ilgili şeyler olmadığı düşünülerek rahatça değişim oluyor. Ama sizin çok sevdiğiniz bilimlerinizin temel paradigması yani inkar pek değişmiyor. Değişmesin, rahat olun, mutlu olun, insanlar mutlu olsun. yalnız siz den etkilenip de mutsuz olanlar olursa onlara üzülürüm..
    350 milyon yıl önceki bilmem neler ne zaman temele kavuşmuş 1923 lerde..Eminim, ten renginin sebebi bir dinozorun osuruğuydu diye bir teori ortaya atsan ona bile kendini inandıracak deliller bulursun. 350 milyon yıl.. salla… kim görmüş değil mi? Bu hani çok beğenmediğiniz – ki ben de beğenmem- Kuran dan yola çıkarak işte şurda şu harf var burda şu sayı var ikisini birleştir bak istanbul fethi 1453 Kuran da yazılmış diyenlerle hiçbir farkı yok benim gözümde..
    Neyse yobazları sevmem.. her iki tarafın yobazlarını da. bir de kibri..bunun dışındaki insanlar iyidir bence. İyi insanların hatırına dünyamız daha da iyi olur inşallah..

  6. Şubat 4, 2011, 1:42 pm

    Ben fikrimden donebilirim BeyazveyaGri, benim fikrimden daha iyisini gorursem neden inatla eski ve yetersiz kendi fikrimde devam edeyim? Bilimin temel paradigmasi inkar degil ki? Nereden cikariyorsun bunu? Olmayan seyi niye inkar etsin bilim?

    Diyorsun ki, insanlari etkilemeyin, mutsuz etmeyin, vs. Peki Turkiye’deki 80 bin camiinin gunde 5’er kezden 400 bin defa hem de arapca olarak Allah’a cagirmasi insanlari? Peki bu seni rahatsiz etmiyor mu? Senin inanisinda olmayan insanlari mutsuz ediyor olamaz mi? Ben bir din kursam, cok param olsa, Turkiye’ye 80 bin de ibadet yeri acsam, gunde 5 kez hoparlorlere bangir bangir “Ulu futbol tanrisi Messi sizi cagiriyooor” diye bagirtsam, hem de ispanyolca, nasil hissedersin? Rahatsiz eder mi seni? Ben burada kendi capimda makaleler yaziyor, fikirlerimi soyluyorum. Okuyan okuyor, sen bundan rahatsizsin ki devamli elestiriyorsun. Yaziyi da degil, beni elestiriyorsun. Elestir, sikayetim de yok. Peki Turkiye’de dini yayinlar yapan kanallara lafin yok mu? Onlar da fikirlerini soyluyor. Onlar da bazi insanlari mutlu ederken bazilarini mutsuz edebiliyor. Ben sana diyorum ki, isteyen herkes fikirlerini rahatlikla soyler, soylemelidir.

    Dinozor osurugu teorine inanan da gercekten de olur, katiliyorum sana. Ama o teori Harun Yahya sitesinde yayinlanirsa olur ancak. Bilimsel bir makale olarak yayinlanirsa, ustune bilim adamlarinca tartisilir ve dogrulugu kabul edilirse o zaman ben de inanirim.

  7. Şubat 5, 2011, 12:50 pm

    “Peki Turkiye’deki 80 bin camiinin gunde 5′er kezden 400 bin defa hem de arapca olarak Allah’a cagirmasi insanlari? Peki bu seni rahatsiz etmiyor mu? Senin inanisinda olmayan insanlari mutsuz ediyor olamaz mi? Ben bir din kursam, cok param olsa, Turkiye’ye 80 bin de ibadet yeri acsam, gunde 5 kez hoparlorlere bangir bangir “Ulu futbol tanrisi Messi sizi cagiriyooor” diye bagirtsam, hem de ispanyolca, nasil hissedersin?”……….

    İyice saçmaladın janos. Bir hristyan ülkesinde çanlar zangır zangır çalırken bundan şikayet eden bir müslüman görmedim ve duymadım hiç. Madem bu EZANLARDAN rahatsız oluyorsan ezzanların olmadığı yerlere çık git – o kadar. Ezanların arapça okunması da problem değil, her kes biliyor ne okunduğunu merak etme. Ama yooook, senin derdin inananlarla değil, böyle olsaydı başka dinlerde de insanları bir araya toplamak için sembol olarak kullandıkları çeşitli yöntemlerle ilgili eleştirin olurdu, senin derdin islam ve müslümanlarladır, bundan artık eminim….

  8. beyazveyagri
    Şubat 9, 2011, 9:26 am

    janos, yazılarını değil seni eleştiriyom mu? bilmiyorum..belki..o yazıları çünkü sen buluyorsun, birleştiriyorsun ve düşüncelerine kanıt olarak sunuyorsun.
    Aslında senin din adamlarına inançsızlığının benzeri bende de bilim adamlarına–dikkat ilim adamları değil– karşı var. Özellikle sosyal bilimlerde.. Her ne kadar biyoloji, genetik vb fen bilimi olarak görünse de belli bir ideolojiyle yaklaşnaları dolayısıyla sosyal bilimciler gibi alıyorum.
    Ezan konusunda şunu söyleyebilirim. Çok Renklilik bence güzel birşey. Ha ezanın sesi çok fazla çıkıyor ve/veya söyleyen güzel söyleyemiyorsa buna tedbirler alınabilir. Sen de hergün canlı söyleyecek güzel sesli birilerini bulursan “messi” diye bağırtabilirsin. ama çok uzun olmasın..
    Dini kanallara lafım yok mu ? var.. sıkıcılar genelde. Zaten benim kimsenin düşüncelerini açıklaması ve propagandasını yapmasıyla derdim yok. Ama takdir edersin ki dini kanallarda sizin onlara ve kutsallarına yaptığınız gibi hergün ateistlere küfür edilmiyor. genelde iyi örnekler abartılarak gösteriliyor. Senin yaptığın ise biraz ukalalık, saygısızlık tonunda şeyler. sorun bu.
    350 milyon yıldan bahsediyorsun. başka bir yazında ise 1400 yıllık olaydan. yazının bulunduğu, birçok şahidin olduğu olayda sen başka bir şey söylüyorsun karşıtların başka bir şey.. Bunların adı bilim değil. “Seçici delil toplayarak ideoloji doğrulatma sanatı” bence..
    Fikrimdem dönebilirim diyorsun. hepimiz biliyoruz ki sadece okuduklarınla/okuyacaklarınla bu hiç bir zaman söz konusu olmayacak.. belki ruhunu derinden etkileyen büyük olaylar yaşarsan söz konusu olabilir.

  9. nafi arslan
    Mayıs 20, 2011, 12:45 pm

    siz sadece kendini begenmiş insanlar sınız insanlara usten bakan herseyi ben biliyorum diyen herseyden bi bahane bulan insanlarsınız kuranda gecmeyen bi olay söyleyin su amerikada arastırma bölümünde kuran okunuyor acıklaması yapılıyor siz ise kulaktan duyma bilgiler ile konusuyorsunuz evrim teorisinden bahsediyorsunuz o an kikoluk ansiklobedi yi bi okuyun sonuna bakın ki darwin bile sonuunu bulamamiş sonunda kabul etmiş

  10. Ağustos 8, 2011, 10:01 am

    Lilith, Adem’in ilk karısı isimli kitabı okumanızı tavsiye ederim. Çevirisini ben yapmıştım ve yaradılış hikayelerine dair çok ilginç gerçeklerle karşılaştım.. Yazınizi da çok beğendim. Ellerinize sağlık….

  11. Ağustos 9, 2011, 11:12 am

    Lilith ile ilgili cok ilginc bir belgesel izlemistim yillar once. Havva’yi yasak elmaya yemeye ikna eden yilan oydu yanlis hatirlamiyorsam. Bir de Sumerlerle, Gilgamesh’le baglantisi vardi, ama hafizamdan silinmis tamamen. Uyduruyor da olabilirim 🙂
    Kitabi okunacaklar listeme kaydediyorum hemen. Oneriniz icin tesekkur ederim.

  12. abdullah45
    Ekim 7, 2011, 2:11 am

    Yazınızda bilim nuru kabul etmez diye bir yazıyı okudum.Duyunca çok güldüm.Bir kere bilim nuru kabul eder hatta bunu direk söylemesede kanıtlayan Eıntain dır.Eıntein ın çok ünlü bir formülü vardır e eşittir mc kare diye .Bu formulün manası ise bir madde ışık hızını geçtiğinde enerjiye dönüşür.Yani bir masa ışık hızını geçerse enerji olur.Bunu bilim adamları pratikte daha yapamadı ama kağıt üzerinde yapılabilecek kanıtlanmış bir şey .Buda dünyamızda nurunda meleklerinde cinlerinde olduğunun bir kanıtıdır.

    Sizlerle laf yarıştıtır gibi tartışmak istemezdim ama ben yanlış gördüğüm yerleri düzeltmeye çalışıyorum

  13. Ocak 9, 2012, 7:31 am

    Dumansız ateş elektirik, x ışınları, radyoaktif dalgalar, dindar değilim ama bilmde bazı kavramlar oturma ve gelişme aşamasında, ateş sadece sobadaki değil ki. Hatta vücudumuz dumansız bir ateşle yaşıyor elektiriklenme, sıcaklık bildiğimiz dumansız ateşler, beynimizde ışık hızında verilen gönderiliyor, bunlarda bu yakıtlarla.

    Bu yasak ağaçsa mutlaktaki ağaçtır, hint felsefesine giriyorum burada, işim araştırmak sonuçta, yani bu meyva hep var aslında
    tek bir tür ağaçtanda oluşmuyor. Bunun yanında madem mutlak o meyvayı daha yememiş olabliriz bile ..

    Evrimde tabiki topraktan başlamıştır değil mi. Aslında ayetler böyle diyor ama ..

    Yalnız bilimdeki bazı oturmamış biçimler yüzünden anlaşılmazlık vardır çünkü, bilim olanı söyler, elmanın içindeki yüzlerce maddeden on onbeşini açıklayabildiği gibi, diğer yandan tüm tarihteki kahramanlıklar ve imparatorlar, dervişler hem maymundan gelme hem de homolar diyen bilimsel teorilerde komiklik baz alınmış gibi. tabi bu işin espirisi ama bundan daha vahim yanlışlar var, daha kanıtlanmamış adı üstünde teorilere siyaset ve ülke yönetimini inşa etmek gibi..

    Bazıları ağaçtan inmiş bazıları ağaçta mı kalmış o yüzden evrim geçirmemişler komik tabi, gerçekliğide dağdan inenle inmeyene benziyor sanki.. Bu görüşlerin bilmem kafası sadece müslüman ve olmayan gibi kavramlarla dolu olanlara, kendini bu şekilde anlatmaklada bi sakınca görmeyenlere, müslümanlığın şeytanları olarak tanımlayıp aslında hizmetleri için teşekkür etmek gerekiyor. Zaten böylelerinden şeytan pek haz duymaz, üstüne salar kankisi yobazı. Bak Şeytan ne diyor, Tanrı vardır ama isyan ediyorum, o aslında insanın emirlerini yerine getirmeyi ve yardım etmeyi kendine yedirememiş, ben severim bu hikayeleri, napalım sizin gibi herşeyi dini literatürde ele alıp kavram ve tanımlama eksikliğiniz yüzünden tanımlanamayan insansı cisimler oluyoruz. ufak hatalar yüzünden bi dünyayı kaybedebileceğimiz ne güzel gerçekçi bir öğüt, keşke küçüklükte bunun bir öğüt olduğunu anlasak elimizden hatalarımız yüzünden ne güzelliklerden kovuluyoruz, kaybediyoruz, yani olan şu bu hikayeden üzgünüm ama gerçek. Ateizimde sabit kalarak ilmi yükselmiş ve bilgisini artırmış, derin düşünen bilgeler elinde sonunda adı başka olsada, evrenin tek ruhtan veya tek bilicin hakimiyetinden söz eder, ama bunu akıllılık yaparak kendi kelimeleri ve anlayışlarıyla dile getirirler. Artık bunların çoğunluğu dine saygı duyuyordur, ama ordanda değildir, fakat düşmanda değildir, hala kelimelere bilgilerin dehasına dikkat eden bu bilgilerin peygamber tarafından uydurulmadığını kabul ederler bazıları daha üstün uygarlıkların insanlara hediyesi, daha büyük bir gerçeğin insanların çoğunluğunun anlayabileceği yorumu olarak görür dini.

    Yani arabistanda bulduğunu beğenmezsen avrupa ya ordakinide beğenmezsen çin e git, anlaşılmayanın kelime eksikliği olduğunu göreceksin. Bunları keşfettikçe dini kelimeler aklıma geliyor napalım bu yüzden hoşuma gidiyor, şimdide şu geldi, biz ona maddenin isimlerini öğrettik veya oku emri, sözlere meditasyon..

    arkadaşlar sorununuz bilgisizlik, şuurunuzun güçlü omaması değilse, tam tersi demektir, yani şuurunuzun gücü gerçeği görmenizi engelleyici bir güç veriyordur size, o halde bu savaştığınız boyutu beğenmiyorsunuz demektir, kendi boyutunuza atlayın, dünyada herşeyin boyutu var çin, hindistan, mitoloji, felsefe, bilim. Kelimelerin hikayesine ve gücüne dikkat edin.

  14. yonca
    Ekim 23, 2012, 6:25 am

    siz ataist pezevenkten başka bir şey deilsiniz beyinsiz varlıklar boş boş konuşun anca. ananız sizi kendi kendine dölledi öyle doğurdu sanki. imansızlar.

  15. bismark
    Şubat 27, 2013, 3:20 am

    süpersin yonca benimde bir yanım aynısını söylüyor kaba yanım tabe 🙂
    ince yanıma geçeyim hemen ağzınızdan çıkan tükürük bile yere düşerken belli bir ölçüyle düşüyorken siz nasılda herşeyi tesadüfe bağlıyorsunuz anlamıyorum. sence yer çekimi nie var tesadüfya keşke bu dünyada biraz daha az veya biras daha çok yada hiç olmasaydı nolurdu. ama yaratan en uygun ölçüyle yaratmış tamda senin rahat yaşayablieceğin şekilde.

    sana dünyanın hangi dengesinden bahsedeyim sana vücudundaki hangi dengeden bahsedeyim sana doğadaki hangi dengelerden bahsedeyim sana kainattaki hangi dengelerden bahsedeyim oda bildiğim kadarıyla…. atesitler varmı tesadüf yada tesadüf olduğunu idda ettiğiniz hangisidir ??? ölçüyü bilen ölçüsünü koyar.. RAbbimin kainatı kusursuz ölçüyle yarattığı gibi. tesadüf olamaz.

    yukarıda abdullah 45 nasıl otuturmuş size :)) gaybdan bir ses duyarak yazmadı onları yada tesadüf eseri bulmadı. bir bilim adamının çalışmasının sonucunu yazdı.
    o formül sen değil dünya oluşmadan önce vardı. siz ateistlere göre bu formül milyonlarca sene boyunca kesin evrimleşmiştir yada tesadüfi bu hale gelmiştir değilmi evrimleşmeden önce madde yüksek hıza ulaşınca neye dönüşüyordu. ??? voltranamı hehehe

    evrimleşmede isteğe göremi insanlarda oluyorda taşlarda olmuyormu
    balıklarda oluyorda suda olmuyormu
    kuşlarda oluyorda formüllerde olmuyormu ??????

    tekrar söylüyorum kuran insanın aklını çalıştırmasını ister iman aklın çalışmasının ürünüdür !!!!

  16. eynd
    Nisan 5, 2013, 2:35 pm

    bismark ve abdullah45 tebrik ederim. Bilim bu işte. Uydurmasyon tesadüflere bilim diyen sığ beyinliler çocukça hikayelerle bilimi bile kirletiyor. Din bilime karşı değil. Bu mümkün olamaz. Çünkü zaten Allahın yarattıklarını bilmektir “Bilim” 🙂 olmayan bişeyin neyini bileceksin. Kendi içinde kaos yaşıyorlar, yazık. Komik duruma düşüyorsunuz.. kibrinizden vazgeçin. Siz de sıradan bir kulsunuz. Cehalet çok kötü.. Düşünün, öğrenin, araştırın, bilin, bilim yapın, şükredin.. Allah zaten bunu istiyor. Siz beyninizi ve ruhunuzu biraz geliştirin bir adım gelin, allah zaten size daha fazla gelecek. Doğru yolu bulacaksınız umarım..

  17. dilara
    Temmuz 3, 2013, 6:28 am

    ya bir kere şu kelimeleri bile yazarken beyninizin ne kadar muhteşem bir sistemle düzenle çalıştığını bile anlayamayıyor aksine her şeye tesadüf tesadüf diyip duruyorsunuz. birde insanların kutsalıyla utanmadan alay ediyorsunuz terbiyesizler sizi. güneş doğarken ona yok diyen elbette ya kördür yada beyin özürlü e nediyelim buyrun devam edin özürlü ve geri kalmış olmaya.

  18. emir
    Temmuz 3, 2014, 11:46 pm

    Bilimle din çelişmez..

    Bu arada Kur’an’da melekleri nurdan yarattığı geçmiyor…İnsanı balçıktan yarattı derken ne denmek istendiği hakkında şimdilik bir yorum yapmayacağım…Allah insanı alaktan yarattım diyor..Alak asılı duran şey demek.İlk zamanlar bu anlaşılmadığı için o kelimenin ilk anlamını veriyorlardı…Kan pıhtısı..Anne rahmine asılı duran embriyodan bahsediyor….
    Evreni yaratan Allah onu sürekli genişlettiğinden bahsediyor.

    Muhammed ilginç adamdır da bunu nereden biliyordu acaba…

    Bilim kitabı değil de yani hiç birşey de yok anlamına gelmiyor…
    Rüzgarları aşılayıcı olarak gönderen diyor.

    Daha onlarca konu var bunun gibi….

    Yazayım mı …Değer mi değmez mi emin değilim:)

  19. emir
    Temmuz 3, 2014, 11:55 pm

    Evrim olmuş olabilir….Buna ters bir şey yok Kur’an’da.Aksine destekleyecek ayet var.Sudan yarattık diyor..Sperm ya da yumurtaya yapılan bir atıf mı yoksa canlılığın başladığı ilk yer olarak okyanuslara yapılan bir gönderme mi?

    Evrimciler sağlam delillerle gelmiyorlar..

    Fosiller var.Ancak onlar da nesli tükenmiş hayvanlar olabilir.

    Ancak adaptasyonun olduğunu görüyoruz…

    Sağlam ve tartışılmaz deliller gerekiyor..

    Bilimde hikayeye yer yoktur…

    Bu konuda bir çok belgesel seyrettim.Hepsi de yalan dolandan ibaretti…

  20. evren
    Temmuz 8, 2014, 5:03 pm

    İslam dini adına bi yanlısı düzeltmek istiyorum. Seytan denilen varlık aslen cindir. Fakat melekler icersinde allaha en sadık olan oldugu icin mertebe verilerek meleklerin basına gecirildi. Hatta farklı bir ismi bile vardır. Kaynak ihya ı ulumuddin.

  21. Ağustos 5, 2014, 7:39 am

    Bu yazıda Kuran’daki yaratılışı yanlışlayan veya çürüten ne var onu anlayamadım.Tamam,ilk insanlar Afrika’da tropikal bölgelerde ortaya çıktı ve sonra dünyaya yayıldı.Bunda Kuran’a aykırı bir şey yok..Adem ile Havva ilk olarak Afrika’ya indirilmiş ve insanlık buradan dünyaya yayılmıştır..ve sonra D vitamini eksikliğini giderebilmek için melanin miktarını azaltarak deri renklerinin açılması gerçekleşmiş..tamam,Adem ile Havva nın torunlarının da bu şekilde deri renkleri değişmiş olabilir.Ayrıca bunlar evrimleşmeyle bir canlıyı başka tür bir canlıya dönüştürmüyor ki..sadece deri renkleri farklılaşmış gruplar oluşmasına sebep oluyor..

  22. ismail
    Ekim 22, 2015, 5:48 am

    -yahu duydunmu arkadaş ABDnin utah eyaletinde ikiyuzelli milyon yillik uçan sürüngen fosili bulunmuş.
    -sus ulan sus sakın kimseye söyleme bu haberi gizli kalsin tamammi
    -neden gizli kalacakmiş
    -ulan ateistler duyarsa hemen o bizim atamiz demeye başlarlar, maymun ata uydurmasiyla 180 yildir uğraşip duruyoruz zaten birde uçan sürüngen belasi çikartma başimiza.

  23. ismail
    Ekim 22, 2015, 5:52 am

    – buyuk kaplumbağalar var hani karetta karettalar. Denizden çikip birkaç yuz metre ilerledikleri kumsala yuzlerce yumurta birakirlar bilirmisin
    – bilmez olurmuyum bizim akdeniz sahillerinde bile var boyleleri.
    -o dev kaplumbağalar yumurtalarini birakip kumun içine çekip gidiyorlar. Yavrular aylar sonra ana görmeksizin çikiyorlar yumurtadan çikar cikmaz denize hücum ediyorlar. Nereden biliyorlar denize gidileceğini kim söyluyor onlara doğar doğmaz denize gidin diye. Anneleri söylemiş olsa kendi dilince görmuyorlar bile annelerini.
    -sevki ilahi Allah öyle yapmiş yazilimlarini.
    -yok yuzlerceden yarisi denize ulaşiyormuş, deniz kuşlari ve yengeçler yakalayip yiyiyormuş coğunu hepsinin yapisi ayni sağ kalanlar yetmiyormu öyle değilmi.
    -öylede gelde ateistlere anlat sen bu durumu. Onlar Allaha inanmiyor ya herseyi bilimsel bir kilifa uydurmaya uğraşiyorlar.
    -ne yapiyorlar mesela.
    -bilimci dedeleri var onlarin darwin adinda bir Allahsiz o ne derse onu doğru kabul ediyorlar.
    -dur darvinin ne yaptiğini anlatayim. 1830 larda galapagos adalarina gitti. Bilim adina bir suru dev kaplumbağa toplayip inceletmek uzere gemilere yukletti. Sonra onlari incelemekten vaz gecerek gemide iken ateşlere atip pişirdiler ve afiyetle yediler. Soylari kuruyuncaya kadar hemde.
    -Yani peşin sira göturduğu butun kaplumbağalari yakti öylemi.
    -evet aynen öyle
    -kaplumbağalar neysede onun peşinden giden insanlarinda sonu yanmak olacak

  24. ismail
    Şubat 4, 2016, 8:30 am

    -arkadaş var ya şu kiza resmen bayiliyorum
    – oğlum o kiz universiteli sana yuz vermez. Sen boş gezenin boş kalfasisin.
    – sen beni beyenmiyorsun ama ben universiteden kaymakam olarak mezun oluyordum şimdiye belkide vali bile olacaktim. Son anda atildim.
    – deme yahu nasil oldu bu iş.
    – tam mezun olacaktim sozele aldilar beni siyasal bilgilerde sozelide kazaniyordum. Evrim dersleri için maymun getirmişler kafesten kaçmiş millet tutmaya uğraşiyor bana yakala dediler. Tutsam isiracak biliyorum. Ayakkabiyi patlatir bayiltirim yakalanir diye duşundum. O sirada maymun buste çikmiş, attim ayakkabiyi
    – e sonra ne oldu.
    – nolacak maymun hopladi kaçti. Ayakkabi buste geldi, Atasina saygisi olmayanin milletinede saygisi olmaz dediler attilar beni üniversiteden. Butun tahsilim yandi. Ozamandir ne zaman bir maymun gorsem esas duruşa geçiyorum arkadaş.
    – ulan salak senin attiğin ayakkabi ataturk bustune geldiği için atilmişsin okuldan.
    -ay ben yanliş anlamisim bileydim on tane hatta yuz tane birden bust yaptirirdim okula. Ben ne yapayim kardeşim bunlarda her şeye ata deyip durmasinlar.

  25. ismail
    Şubat 4, 2016, 8:32 am

    evrim fıkrası ne diye koymuyordunuz. islamı peygamerimizi aşağilasam hemen geçer. taraf tutuyordunuz. öbür sitelerde eleştirelim sizi

  26. olcay dinçkan
    Nisan 10, 2016, 11:33 am

    By bilgin janos zeki adamsın fakat büyük bir hatan var ! Bu ünlü ateistlerden stephan hawkinginde yaptıgı bir hata ; ” Ben nasıl gerçeği kavrarım? çabası yerine ” Ben kafamdaki kurguyu nasıl doğru çıkartırım zorlamasıdır. Tabikide ilk seçenek olan ” Ben nasıl gerçeği kavrarım” cümlesini kafanda temel alarak yola çıkarsan daha da başarılı olacaksın eminim. Mesela 1400 yıl önce daha edison gibi bir mucidin olmadığı ve elektriğin bile olmadıgı bir dönemde nasıl oluyorda ismi Muhammed olan birisi çıkıyor ve gökyüzünün sürekli genişlemekte olduğunu ve yıldızların söneceği gibi ayetlerden bahsedebiliyor ve bu bilgi yüzyıllar sonra 1900’lü yıllarda daha yeni bulunup doğrulanabiliyor ? hak yolunu bulucaksın Allahın izniyle selametle 🙂

  27. Engin
    Temmuz 12, 2016, 2:01 pm

    Sacma fikirler

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: