Başlangıç > Bilim, Dinler > Tanri’ya Dair Soylenmis Sozler – I …

Tanri’ya Dair Soylenmis Sozler – I …


Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir.“Carl Sagan

Tanrı mı? Onu biz öldürdük, insanlık bugün şaşkınlık içinde, onun cenaze töreninde bulunuyor. Tanrı artık öldü, hepimiz Tanrı’nın katilleriyiz.” Friedrich Nietzsche

Tanrıya inananlar için büyük soruların çoğu cevaplanmıştır. Fakat biz, Tanrı formülünü hazır olarak kabul edemeyenler için büyük cevaplar taşa kazılı değildir. Yeni koşullara ve keşiflere uyum sağlarız. Esneğiz. Ne sevgi bir emir olmak zorunda ne inanç bir dikta. Ben kendimin tanrısıyım. Biz kilisenin, devletin ve eğitim sistemimizin öğrettiklerini silmek için burdayız. Biz bira içmek için burdayız. Biz savaşı öldürmek için burdayız. Biz garipliklere gülmek ve hayatımızı ölümün bizi almaktan korkacağı kadar iyi yaşamak için burdayız.” Charles Bukowski

Tanrı’yı yahudilerin öldürdüğüne inansam, yahudilere tapınırdım. ~ Bill Hicks

“Eğer bir tanrının var olduğu ortaya çıkarsa, onun kötü niyetli olduğunu sanmıyorum. Ama işin kötüsü epey beceriksiz olduğunu söyleyebiliriz.” Woody Allen

Sonsuz bir varlık kendisini sınırlayacak mekanda ve zamanda bulunamaz. Öyleyse hiç bir yerde değildir, hiç bir yerde olmayan şey de yok demektir.” Gorgias

“Var olmayan yalnızca Tanrı da değil, bir de haftasonları tesisatçı bulmaya çalışın bakalım.” Woody Allen

“Şeytan diye bir şey olmadığını bilmiyor musunuz, o yalnızca Tanrı’nın sarhoş hali.” Tom Waits

Tanrı yokluktur. Tanrı insanın tek başınalığıdır.” Jean Paul Sartre

“İnsanlar atalarıyla pek gurur duymuyor ve onları akşam yemeğine pek davet etmiyorlar.” Douglas Adams

Dinler çoğunluğun korkusu ve azınlığın kurnazlığı üzerine kuruludur.” Stendhal

“Çalışmalarımın tüm gösterdiği, evrenin başlangıcının Tanrı’nın şahsi anlık bir isteği olduğunu söylemek zorunda olmadığınızdır.” Stephen Hawking

Şimdiye dek dini cennet, cehennem, ölümden sonra yaşam yada Tanrı düşüncelerine dair en ufak bilimsel bir kanıt görmedim.” Thomas Edison

Biz yalnızca çok sıradan bir yıldızın küçük bir gezegeninin üstündeki ileri bir maymun soyuyuz. Fakat biz Evren’i anlayabiliyoruz. Bu bizi özel kılıyor.” Stephen Hawking

Yaptığım şey evrenin başlangıcının bilimsel kurallarla açıklanabileceğinin mümkün olduğunu göstermekti. Bu sayede, evrenin başlangıç kararının bir Tanrı’ya başvurularak açıklanmasının gereksizliği ortaya çıkar. Bu bir Tanrı’nın olmadığını kanıtlamaz, sadece Tanrı’ya bir ihtiyaç olmadığını gösterir.” Stephen Hawking

“Cennette ilginç insanların hiçbiri yok.” Friedrich Nietzsche

“Din, aklımızın bebeklik döneminden kalma bir şeydir, biz mantık ve bilimi rehber olarak aldıkça yok olacaktır.” Bertrand Russell

“Pek çok insan Pazarları bir saatliğine kilisede oturmaya bile katlanamıyor. Sonsuza dek buna çok benzeyen bir yerde nasıl yaşasınlar?” Mark Twain

“Gerçek kafir, kitlelerin tapındıkları tanrıları inkar eden değil; asıl, kitlelerin inandıkları tanrıları doğrulayan kişidir.” Epikuros

Her kim için dünya nedensiz olarak görünüyorsa ve bu yüzden onun kendisi de nedensiz olarak var oluyorsa, işte onun için Tanrı mevcuttur.” Karl Marx

“Saplantı nevrozunu bir dinin oluşumunun patolojik karşılığı olarak değerlendirip bu nevrozu bireysel bir din, dini ise evrensel bir saplantı nevrozu olarak tanımlayabiliriz.” Sigmund Freud

“Dindarlar bazı nevrotik hastalıklara karşı büyük ölçüde korunaklıdırlar; evrensel bir nevrozu kabul etmiş olmaları onları bireysel bir tane edinme külfetinden kurtarır.” Sigmund Freud

“Tanrı, zalim olan; Tanrı, intikamcı olan; Tanrı, kıskanç olan; Tanrı, soykırımcı olan onun tek özrü var olmaması olabilir.” Stendhal

Dünyayı yaratmış olan lütufkar bir Tanrı olsaydı ve evrende ahlaki bir düzen ve ölümden sonra yaşam olsaydı çok hoş olurdu; ama şu çok çarpıcı bir gerçektir ki, tüm bunlar bizim öyle olmasını istememizle sınırlı.” Sigmund Freud

“İnsanlar gerçek olmasını diledikleri şeylere inanırlar.” Jül Sezar

Din yaygın bir tür ruh hastalığıdır.” Sigmund Freud

“Yukarda bizi izleyen bir şey olduğuna inanıyorum. Ne yazık ki o şey hükümet.” Woody Allen

“Ruhun ölümsüzlüğüne inanamam… Ben hücrelerin birleşimiyim, tıpkı New York şehrinin bireylerin birleşimi olması gibi. New York cennete gidecek mi?… Hayır; bizi doğa oluşturdu, her şeyi doğa yaptı, dinlerin tanrıları değil.” Thomas Edison

“Benim için fikir, maddi dünyanın insan aklında yansımasından ve düşünce biçimlerine dönüşmesinden başka bir şey değildir.” Karl Marx

Ben bir ateistim, hepsi bu. Ben birbirimize karşı iyi olmaktan, başkalarına yardım etmekten başka bir şeye inanmıyorum. ~ Katharine Hepburn

Ateistlerin ne ülke vatandaşı olarak değerlendirilmesi gerektiğini ne de vatansever olarak nitelendirilebileceklerini sanmıyorum. Bu Tanrı’nın altında tek bir vatan.” Eski Amerikan Başkanı George H. W. Bush

“Tinsel bir dünyadan başka bir şeyin bulunmadığı gerçeği elimizden umuduzu alır, ama bize bir kesinlik bağışlar.”Franz Kafka

“Dinlerin hepsi fabl, mitoloji gibiler.” ~ Thomas Jefferson

Sana göre ben bir ateistim; Tanrıya göre, soylu muhalif.” ~ Woody Allen

Ben neden bir ateistim? Kısa yanıt hiçbir alternatifi kabul etmiyor olmam. Onları inandırıcı bulmuyorum. Entellektüel gururu suçlayarak, botun diğer ayakta olduğu söylenebilir. Ateistler kesinlik hakkında hiçbir şeyi bildiklerini iddia etmezler, inananlar her şeyi bilirler. ~ Barbara Smoker

Hangisi daha tehlikeli: fanatizm mi yoksa ateizm mi? Fanatizm kesinlikle birkaç bin daha tehlikeli; ateizm asla kanlı bir tutku vermez insana ancak fanatizm verir; ateizm suçun karşısındadır, fanatizm ise suçu işlememeye yönlendirir. ~ Voltaire

Ateizm peygambersiz bir organizasyondur. ~ komedyen George Carlin

Siperlerde ateist olmaz. ~ Peder William Thomas Cummings

“Siperlerde ateist olmaz”, ateizme karşı bir argüman değildir, siperlere karşı bir agümandır. ~ James Morrow

Ahlak, bireyin içindeki sürü içgüdüsüdür. – Friedrich Nietzsche

Dünya, mü’mine zindan, kâfire ise cennettir. – Muhammed bin Abdullah

Her şey dinin yanında: vahiy, kehanetler, hükümetin koruması, en yüksek değer ve tanınmışlık… ve hepsinden öte, doktrinlerini çocukluğun körpe çağında zihne kazıma, dolayısıyla neredeyse doğuştan gelen fikirler gibi görülmelerini sağlama şeklindeki paha biçilmez ayrıcalık. – Arthur Schopenhauer

Ben rasyonalizmi ateizme tercih ediyorum. Tanrı var mı sorusu ya da kadere ilişkin diğer nesneler mantık ötesinde ve rasyonelizmde hiç rol oynamıyorlar, bu yüzden savunarak ya da saldırarak zamanınızı kaybetmeyin. ~ Isaac Asimov

İnsanlığın en büyük trajedilerinden biri din tarafından vicdanlarının yoldan çıkarılmasıdır. ~ Arthur C. Clarke

“İnsan, içinde yok edilemez bir şeyin varlığından sürekli emin olmadan yaşayamaz; ancak gerek bu yok edilemez şey gerekse de bu güven kendisinden daima gizli olabilir. Bu sürekli gizliliğin kendini açığa vurma yollarından biri, kişisel bir tanrıya inançta kendini gösterir.”Franz Kafka

“Ev halkını koruyan Tanrıya inanmaktan daha keyif veren ne olabilir!”Franz Kafka

“Bazı insanlar vardır, eğer bir şeyi zaten bilmiyorlarsa, onlara anlatamazsınız.”Louis Armstrong

“Gözler sadece zihnin algılamaya hazır olduğu şeyleri görür.”Henry Bergson

“Aptalca sorular sorun. Eğer sormazsanız, aptal kalmaya devam edersiniz.”Alvan R. Feinstein

“İnsan kolay inanan bir canlıdır. Bir şeylere inanmak zorundadır. İnanmak için iyi bir sebep bulamadığında, elindeki kötü sebeplerle yetinir.”Bertrand Russell

“İnsanlar dünyanın düz olduğuna inandıkları zamanlarda haksızdılar. Dünyanın küre şeklinde olduğunu düşündüklerinde de haksızdılar. Fakat eğer dünyanın küre şeklinde olduğuna inanmanın, düz olduğuna inanmak kadar yanlış olduğunu düşünüyorsanız, sizin bakış açınız, bu ikisinin toplamından daha yanlıştır.”Isaac Asimov

Kesin bilgi ancak çok az bildiğimiz zaman mümkündür. Bilgi miktarımız arttığında şüphemiz de artar.“Goethe

“Eğer bir insan kesin bilgiden yola çıkarsa, şüphelere ulaşır. Şüpheden başlamayı becerebildiğinde ise, kesin bilgiye ulaşır.” Sir Francis Bacon

“Şüphe ve belirsizlik içinde, bilgiden yoksun olarak yaşayabilirim. Bence bu şekilde yaşamak, yanlış olabilecek cevaplarla yaşamaktan daha ilginçtir.”Richard Feynman

“Toplum için tehlikeli olan, inançsızlık değil, inançtır.”George Bernard Shaw

“Aşırı şüphe, aşırı kolay inanmadan daha iyidir.”Robert G. Ingersoll

“Bilim dünyası dışındakilerin, bilim hakkında en fazla canlarını sıkan şey, büyük ihtimalle doğaötesi iddiaların bilim adamları tarafından dogmatik bir şekilde reddidir. Fakat bilimin reddettiği, o iddialar değil, o iddiaları desteklemek üzere ileri sürülmüş kanıtlardır. Bilimsel kanıt, tanımı gereği, herkesin hemfikir olacağı kadar güçlü olmalıdır. Bilim adamları, sihirbazlar gibi, gösterinin en önemli yerinde ellerini örtemezler. Bunu yaparlarsa seyirciler yuhalar ve domates atar… Bilim, bilim adamının bir fikre nasıl ulaştığını umursamaz. Fakat fikrini desteklemek için kullandığı delili umursar. Delil, iddiaya inanmayanları dahi ikna edecek güçte olmalıdır. Sadece inananları değil.”Alan Cromer

“Bana öyle geliyor ki, uçan daire gözlemlerinin, dünyasal zekanın irrasyonel karakteristiklerinden kaynaklanıyor olması, dünya dışı zekanın rasyonel karakterlerinden kaynaklanıyor olmasından çok daha olasıdır.”Richard Feynman

“Kötü bir argümanı cevaplamanın en iyi yolu, devam ettirmektir.”Sydney Smith

Pek çok insan, düşünmektense ölmeyi tercih eder. Aslında, ölürler de.“Bertrand Russell

“Pek çok kişi, kafalarındaki önyargıları başka bir şekilde düzenlerken düşündüklerini zannetmektedir.”William James

Eğer insanları, düşündüklerine inandırırsanız, sizi severler. Gerçekten düşündürürseniz ise, sizden nefret ederler.“Don Marquis

“Zihin, kaldırabileceğinden daha fazla bilgiyle karşı karşıya kalırsa, anlamlı (ve genellikle onaylayıcı) fikirler arar. Sonuç olarak, beklentilerimizle uyuşmayan delilleri minimize ederek, baskın dünya görüşünün kendi kendini onaylamasını sağlamaya çalışırız.”Frank J. Sulloway

“Yanlış bir argümanın ilacı, daha iyi bir argümandır. Fikirlerin bastırılması değil.”Carl Sagan

“Hayat, rastlantısal olarak değişen kopyalayıcıların, rastlantısal olmayan hayatta kalışlarının ürünüdür. Şurası çok açıktır ki, eğer Darwinizm, zannedildiği gibi sadece şansa dayalı bir teori olsaydı, işe yaramazdı.“Richard Dawkins

Yaratılışçılık yanlıştır. Tümüyle, açıkça ve kesinlikle yanlıştır. Daha da gidebilirim. Yanlışlığın dereceleri vardır. Yaratılışçılar ölçeğin en dibindedir. Kendi pozisyonlarının doğruluğunu iddia edebilmek için, bilinen tüm entrikaları kullanırlar. Hatta pek çok kez, açıkça, dürüstlükten uzaklaşırlar. Bilimsel yaratılışçılık sadece yanlış değildir, aptalca bir şekilde imkansızdır. İnsan düşüncesinin grotesk bir parodisi ve insan zekasının açık bir yanlış kullanımıdır. Kısacası, inançlı biri için, yaratılışçılık teorisi Tanrı’ya hakarettir.”Michael Ruse

“Tanrı dünyamızdan kötülükleri ya atmak istiyor da atamıyor, ya atabilir ama atmak istemiyor, ya ne atabiliyor ve atmak istiyor.”Papaz Lactantius

“Tüm dinler beni hasta ediyor. Din insanları ayırdı. Geniş bir şapka giyip elinde duman tüten bir keseyle ortalıkta dolaşan papayla yüzünü beyaza boyayıp bir kayaya dua eden bir Afrikalı arasında bir fark olduğunu sanmıyorum.”Howard Stern

Daha dün iman esasları olarak kabul ettiğimiz bir çok şeyi bugün fabl diye anlatıyoruz.”Michel E. de Montaigne

“Beni kontrol edecek olan o kimdir? Neden Ben sınırsız özgürlükle davranıp, konuşup, yazıp, düşünemiyorum? Evren için ben neyim, ya da, evren, o benim için ne? Yanlışın ve doğrunun, düşüncenin ve adetlerin zincirlerini kim yarattı? Ve ben onları taşımak zorunda mıyım ?”Robert D. Richardson

Din kemoterapi gibidir, bir sorunu çözebilir, ama arkasından bir milyon tane daha yaratabilir.“John Bledsoe

Tanrı olmadığını ispatlayabileceğimi iddia etmiyorum. Aynı şekilde Şeytan’ın uydurma olduğunu da ispatlayamam. Hıristiyan tanrısı var olabilir, Olimpus’un tanrıları da varolabilir, ya da eski Mısır’ın, ya da Babil’in. Ama bu varsayımlardan hiçbiri diğerinden daha olası değildir. Bunlar, olası bilgilerimizin bile dışında duruyorlar, herhangi birisini ciddiye almak için hiç bir sebep yoktur.“Bertrand Russell

Din bir yığın çöpten daha fazla saygıyı hak etmiyor.” Henry Mencken

Sizi saçmalıklara inandırabilenler, size katliam yaptırabilirler.” Voltaire

Kategoriler:Bilim, Dinler
  1. ZEKİ
    Eylül 9, 2011, 9:03 am

    HEPSİNE TEK BİR CEVAP

    Secde Suresi ; Sure 32, Ayet 20
    -Sapmışların varacakları yer ise ateştir: ondan kurtulmak için her çırpınışlarında yeniden içine atılırlar ve kendilerine, “YALANLAMIŞ olduğunuz ateşin azabını [şimdi] tadın bakalım!” denir.

    Tabi bunun gibi birçok ayeti yaşarlarken kendilerine tanınmış kısa bir serbesti süresi içinde rahat bir şekilde inkar edebiliyorlardı ve çokda kolaymış bea inkar etmek diyorlardı eminim , kesinlikle bu ayetleri okuyup hala inkarda diretenler ne kadar alaycı davransalarda bu ayetin etkilerini kafalarındaki o sürekli huzursuzluk yaratan bu sözlerin , kalplerini düşündükçe kemiren soru işaretlerinin etkisinden kurtulmak için yaptıkları tek şey olduğuna inanıyorum, oda en çok sevdikleri dayanakları akıllarını devre dışı bırakmak için alkol,eğlence ve sürekli beyinlerini meşgul etmek için verdikleri bir çok farklı çabadır.
    Görünüşte ne kadar alaycı olurlarsa olsunlar hayatları süresince ölüm ihtimalini ortaya çıkarabilecek en küçük olayda dahi eminim gözleri faltaşı gibi açılıp korkularından dilleri damaklarına yapışıyordur.

    Ra`d Suresi 28. ayet
    -Onlar, iman eden ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşan kimselerdir. Bilin ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.

  2. insan hakları
    Ekim 2, 2011, 3:59 am

    ZEKİ :

    HEPSİNE TEK BİR CEVAP
    Secde Suresi ; Sure 32, Ayet 20
    -Sapmışların varacakları yer ise ateştir: ondan kurtulmak için her çırpınışlarında yeniden içine atılırlar ve kendilerine, “YALANLAMIŞ olduğunuz ateşin azabını [şimdi] tadın bakalım!” denir.
    Tabi bunun gibi birçok ayeti yaşarlarken kendilerine tanınmış kısa bir serbesti süresi içinde rahat bir şekilde inkar edebiliyorlardı ve çokda kolaymış bea inkar etmek diyorlardı eminim , kesinlikle bu ayetleri okuyup hala inkarda diretenler ne kadar alaycı davransalarda bu ayetin etkilerini kafalarındaki o sürekli huzursuzluk yaratan bu sözlerin , kalplerini düşündükçe kemiren soru işaretlerinin etkisinden kurtulmak için yaptıkları tek şey olduğuna inanıyorum, oda en çok sevdikleri dayanakları akıllarını devre dışı bırakmak için alkol,eğlence ve sürekli beyinlerini meşgul etmek için verdikleri bir çok farklı çabadır.
    Görünüşte ne kadar alaycı olurlarsa olsunlar hayatları süresince ölüm ihtimalini ortaya çıkarabilecek en küçük olayda dahi eminim gözleri faltaşı gibi açılıp korkularından dilleri damaklarına yapışıyordur.
    Ra`d Suresi 28. ayet
    -Onlar, iman eden ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşan kimselerdir. Bilin ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.

    Allaha inanmayıpta insanlık için harika işler yapanların senin inancına göre cehennemde yanacağını bilmek senin içini huzurla dolduruyorsa ya sende bir sadistlik vardır yada senin beynindeki o inandıgın “yüce” varlıkta.
    Bence Tanrı bizden,tüm insanlıktan özür dilemeli.Bize çok kötülükler yaptı.Ve hala yapıyor.Bize ihtiyacı oldugunu düşünüyorum eğer öyle olmasaydı içimizden birilerinden yardım istemezdi.

  3. amin
    Ekim 2, 2011, 11:20 am

    !!!!!

  4. ZEKİ
    Ekim 7, 2011, 5:58 am

    insan hakları :

    ZEKİ :
    HEPSİNE TEK BİR CEVAP
    Secde Suresi ; Sure 32, Ayet 20
    -Sapmışların varacakları yer ise ateştir: ondan kurtulmak için her çırpınışlarında yeniden içine atılırlar ve kendilerine, “YALANLAMIŞ olduğunuz ateşin azabını [şimdi] tadın bakalım!” denir.
    Tabi bunun gibi birçok ayeti yaşarlarken kendilerine tanınmış kısa bir serbesti süresi içinde rahat bir şekilde inkar edebiliyorlardı ve çokda kolaymış bea inkar etmek diyorlardı eminim , kesinlikle bu ayetleri okuyup hala inkarda diretenler ne kadar alaycı davransalarda bu ayetin etkilerini kafalarındaki o sürekli huzursuzluk yaratan bu sözlerin , kalplerini düşündükçe kemiren soru işaretlerinin etkisinden kurtulmak için yaptıkları tek şey olduğuna inanıyorum, oda en çok sevdikleri dayanakları akıllarını devre dışı bırakmak için alkol,eğlence ve sürekli beyinlerini meşgul etmek için verdikleri bir çok farklı çabadır.
    Görünüşte ne kadar alaycı olurlarsa olsunlar hayatları süresince ölüm ihtimalini ortaya çıkarabilecek en küçük olayda dahi eminim gözleri faltaşı gibi açılıp korkularından dilleri damaklarına yapışıyordur.
    Ra`d Suresi 28. ayet
    -Onlar, iman eden ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşan kimselerdir. Bilin ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.

    Allaha inanmayıpta insanlık için harika işler yapanların senin inancına göre cehennemde yanacağını bilmek senin içini huzurla dolduruyorsa ya sende bir sadistlik vardır yada senin beynindeki o inandıgın “yüce” varlıkta.
    Bence Tanrı bizden,tüm insanlıktan özür dilemeli.Bize çok kötülükler yaptı.Ve hala yapıyor.Bize ihtiyacı oldugunu düşünüyorum eğer öyle olmasaydı içimizden birilerinden yardım istemezdi.

    ALLAH senin gibi sadece kendi beyin kapasitesini aşamayan olayları sadece kendi yaşadığı yıllar boyunca sahip olduğu bilgi ,tecrübe ile yorumlayıp dünyayı , evreni , yaşamı sadece kısıtlı kapasitesiyle yorumlayan birinde ve kısacası yarattığı insandan mutlaka ÜSTÜNDÜR.
    ALLAH’ın sonsuz gücünü anlaman için ve mükemmel tasarımına , kainattaki kusursuz işleyişe bakman yeter.Yaşadığın dünyada senin insanonğlu olarak binlerce yılda geldiğin teknolojiyle ürettiğin bir robota bakınca anlamalısın ki insanın kısıtlı kapasitesiyle ürettiği , sadece içine yüklenen önceden hazırlanmış yapay zeka ile hareket eden, bakımsız bırakıldığında en basit bir civatasından dolayı bile işleyişinin bozulup tamamen işlevsiz hale gelebilen bir robot ile ALLAH’ın yarattığı mükemmel şekilde öğrenme ,hareket etme , kendi kendisini tamir etme , yenileme ve bir çok mükemmel işleyişi içinde barındıran İNSAN karşılaştırması dahi , bize ibret olması için bence yeterlidir.

    “O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Bütün yıldızlar da O’nun emri ile sizin hizmetinize verilmiştir. Şüphesiz bunlarda aklını kullanan bir millet için ibretler vardır.” NAHLsuresi 12. ayet.

    ALLAH’ın sadece insandan bu imtihan dünyasında istediği ise NANKÖRLÜK etmemesidir.Bukadar basit ama çoğu insanın kibri ve ufak bir sabrı gösterememesi, kendisine her türlü yaşam ortamını kusursuzca yaratmış , nimet veren ALLAH’ı yukarıda fikirlerini okuduğun insanlar gibi nankörlük edip inkar etmesi yüzünden gideceği yer cehennemdir.Yoksa ALLAH merhameti bol ve tövbe edenlerin tövbesini kabul edendir.
    Örnek olarak sen bir kediye bir parça süt versen ve sonra o kedi o sütü içtikten sonra suratına pençe atıp senden uzaklaşsa hoşuna gider mi???

    İstediği kadar bilim üretsin , ortaya yeni icatlar yapsın farketmez çünkü onların yaptıkları sadece kendi becerilerini ortaya koymak ki bu beceriler onlara zaten doğuştan ALLAH tarafından verilmiş.ALLAH her insana belirli beceriler vermişken , bilim dünyasına birşeyler kazandıabilmiş bir insanla , dağdaki çobanı ayrı tutmaz , bunların hespi insanlara verilmiş bir kaderdir , önemli olan mühendis doktor ,zengin , güzel ya da fakir ,çirkin, cahil olman değildir, önemli olan sana verilmiş yetenekler ve kaderin içerisinde doğru işleri yapmandır ve ahlaklı bir yaşam sürmen ve ALLAH’a şükredip emirlerine uymandır.
    Dağdaki çobanın yaptığı bir iyilik ile dünyanın en akıllısının yaptığı bir iyilik arasında fark yoktur.
    Edisson gibileri bir bilim,bir yenilik ,bir teknoloji ortaya çıkarmışsa onu yapması ALLAH tarfından ona doğuştan içerisine yerleştirilen bilim aşkı,öğrenme,keşfteme aşkı ve yeteneğiyle olmuştur.
    Her insan eşittir sadece TAKVA yani yaptıkları güzel hayırlı ve ahlaki işler bakımından insanlar arasında üstünlük vardır.Doğuştan kendilerinde var olan yetenekleri ortaya çıkarmaları yüzünden kimse üstün değildir.Önemli olan bu yeteneği ALLAH için ,doğru ve hayırlı bir şekilde kullanmandır.

    “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstün olanınız, takva bakımından en üstün olanınız (Allah’tan en çok korkanınız)dır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberi olandır” Hucurat Sûresi 13. ayet

  5. mustafa polat
    Eylül 27, 2012, 6:18 am

    tanrının varlığını inkar etmek,şu anki islam dini ve kuran çerçevesinde mümkün değildir ki sınırlı aklımızın alamayacağı cevapsız soru bırakmamıştır.islam dini dışında, orjinalitesi bozulmuş yahudilik ,hristiyanlık ve diğer ilahi olmayan inançlarda ise aklımızın dalga geçeceği ve “kimi kandırıyorsunuz?” sorusunu sorabileceğimiz bir çok konu mevcuttur.bu sebeple islam dinini tanımadan,gerçek mahiyetiyle inceleyip araştırmadan,tanrının varlığını sorgulamayı yadırgamıyorum.yadırgadığım şey, iradelerini “gerçeğin bilgisiyle” ilgili olarak sonuna kadar kullanmamaları ve islamı öğrenmek için çaba sarfetmemeleridir.Bu bir kayıptır ve cezasız kalmaması normaldir.sınırlı aklın,sınırsız bir şeyi kavramasının mümkün olmadığını,programlanmış olarak sınırlı bir mekanda yaşadığımızı ve mekan-zaman kavramlarını tanımlama zorluğunu düşününce dehşete kapılıyor deliresim geliyor.bir dişçi olarak,dişimin kavitesindeki bir bakterinin yaşam alanını düşününce rahatlıyorum.onların binlercesi olmadan ve bir araya gelip birlik teşkil etmeden dişimde çürük oluşturamayacaklarını biliyorum.bunu onlarda biliyor ama beni ne kadar tanıdıklarını bilmiyorum.tanrıyı şekil olarak aklımıza sığıştırmaya çalışmak,aklımızı kaybetmemizden başka bir işe yaramaz.tanrıyı yaptığı icraatler ve sıfatlarıyla tanımak ve ona göre hareket etmek bizlere mutlulu, emniyet ve güven verir.içinde milyarlarca canlının yaşadığı dünyamızın,görebildiğimiz galaksiler içerisinde ne kadar küçük kaldığını,hatta galaksiler içinde bazı noktalardan bakılınca görmek için elektron mikroskobuna ihtiyacımızın olacağını düşününce ne kadar aciz olduğumuzu anlıyorum. bir fırça darbesiyle sindirim sistemine karışıp giden bakteriyle,bakteriden milyonlarca kat küçük canlıları düşününce şaşırmıyor değilim. ne varki,bir aids virüsü bize haddimizi bildirmeye yetiyor da artıyor.eğer ölümün çaresini birisi buldum derse ve bunu ispatlarsa tanrının varlığını sorgulayabilir.burdan hareketle diyebilirimki:Tanrının izni olmadan O istemeden,hiçbir şeyin olması ve hiç bir şey mümkün değildir.Bu bilgiye, O’nu anlayıp O’nu kavramamızda dahildir.O’na ulaşmak için tertemiz,saf,duru,berrak ve atomik olarak incelmemiz gerektiğini sanıyorum.bu sanrıya nasıl ulaşabileceğimi araştırıyorum.

  6. sami dede
    Kasım 18, 2012, 8:56 am

    Tanrı lafzı ile tanışmak için SÜMERLER e baş vuruyoruz, Öncesi yok mu ? Tanrı neden Sümerlere gelene Kadar beklemiş ? Semavi Dinler ( Orta Doğu Dinleri ) İbrahim, Davud, Musa, İsa, Muhammed gerisi nerede ? 124.000 peygamberden bahsediliyor ama ortada 25 – 30 tane orta doğulu var, diğerlerinin ne adı var ne sanı nede her hangi bir coğrafyada bir eseri. Mayalar, Kızılderililer, Keltler, Vikingler, Eskimolar, Çin ve Japonlar neden bir peygamberden mahrumdur ? Budha, Konfüçyüs peygamberdir de biz mi bilmiyoruz ?
    Yoksa birileri gelip, Atalarımızı yönlendirdi. kendilerinin Tanrı olduğuna inandırdı ve bilgilendirip öğretiler de bulundu simdi de uzaktan takip mi ediyor ? Yoksa bizim Tanrı dediğimiz varlıkların TANRISI başka mı ? Yaratanların En Yücesi, Tanrıların Tanrısı, Kimdir ?

  7. muhsin
    Kasım 21, 2012, 3:56 pm

    müslüman bir insanın konuşmaya başladığı zaman ilk öğrendiği kelimelerden biri “allah”tır. hal böyleyken yıllarca insanın zihnine ve bilinçaltına kazınmış bu masalların sökülüp atılabilmesi çok zor oluyor. kaldı ki insanların çoğu tanrısızlığı, tanrısızlığın kendilerince yorumladıkları sonuçlarını kabul edemediğinden bu mevzuyu tartışmaya bile açmak istemiyorlar. zaten din denen şeyin var olma nedeni insanoğlundaki ölüm korkusu ve dolayısıyla sonsuzluk arzusu değil miydi ? kimileri “reenkarnasyon” yöntemiyle bu korkuyu yenmeye çalışmış, kimileri “ahiret” yöntemiyle… zira tanrının olmadığını düşünmek onlara hayal dünyalarında yaratılan ve sabırsızlıkla bekledikleri cennete, göğüsleri yeni tomurcuklanmışlara, bal, süt akan nehirlere, köşklere ve asıl önemlisi sonsuz yaşama malolacaktır. ölüm veya sonsuza kadar yok olmak mı, sonsuz cennet mi? tabi ki cennet… öbür türlüsünün insana ne faydası olabilir ki “gerçeği bilmekten” başka… oysa gerçek ve erdemli mutluluk gerçeği bilmekten gelir, bilen insanın kalbi huzurla dolar. cennetle, allahla, allahın adını anmakla ancak akıl ve bilimle ilgisi olmayanlar, beyinleri tamamen yıkanmışlar huzur bulabilirler. tanrıya hiçbir şekilde inanmayan ve dolayısıyla tanrıdan hiçbir beklentisi de olmayan bir insanın yaptığı herhangi bir iyilik, başka bir insanın dini kaygılarla yaptığı binlerce iyilikten daha değerlidir ve asıl kalbi huzurla dolduran bu karşılık beklemeksizin yapılan “amellerdir”. bunu biraz aklı olan anlayabilir.
    kuran bizi kalplerimizin mühürlendiği ile “müjdeliyor” , keşke sizinde beyniniz mühürleneceğine kalbiniz mühürlenseydi…

  8. Hasanli Hikmet
    Mart 20, 2013, 4:22 am

    Sitenin varlığından bugün Ayşe Hür’ün twitti [Ayşe Hür ‏@HurAyse 9 sa
    Deminki matematikçiler nedense Nisa Suresi’ne gelince sus pus oldu. Soru çalışmadıkları yerden çıktı galiba :))
    https://meraklininguncesi.com/2009/03/09/kurandaki-inanilmaz-hatalar-ii-matematik-hatasi/ …)] dolayısıyla haberdar oldum. Bir kaç makaleyi okuyunca “ne olur ne olmaz, makaleleri topluca indireyim” diye düşündüm. Sonra size yazıp, bunları bir e-kitap, pdf olarak yayınlayıp yayınlayamayacağınzı sormak aklıma geldi. Ne dersiniz?

  9. Kemal Kulaklı
    Mayıs 11, 2013, 6:58 pm

    http://www.zaman.com.tr/aile-saglik_efendimizin-mucizelerini-hikayelerle-ogrenecekler_2086807.html Bu sayfada İ. Özdemir adlı ilahiyatçının yayınladığı bir kitaptan bahsediliyor. Haberin içeriği şöyle:

    Peygamber Efendimiz’in (sas) mucizelerinin anlatıldığı Risale-i Nur’daki 19. Mektup’tan etkilenen İlahiyatçı İdris Özdemir, bu mucizeleri çocuklar için hikâyeleştirdi.

    Mucizelerin Efendimiz’in peygamberliğini ispat eden deliller olduğunu söyleyen Özdemir, hikâyelerle çocuklara Efendimiz’in peygamberliğini anlatmak istediğini belirtiyor. Uzman Pedagog Mehmet Teber de hikaye yöntemiyle çocukların olayları daha iyi kavradığını aktarıyor.

    İlahiyat Fakültesi’ne başladığı yıllarda Risale-i Nur külliyatıyla tanışan İdris Özdemir’in dikkatini, Efendimiz’in mucizelerinin anlatıldığı 19. Mektup çekmiş. Mektuptaki mucizelerin sonunda yapılan açıklamaların kendisini düşündürdüğünü ve hayranlık uyandırdığını belirten Özdemir, ‘Mucizelerle çocuklara Efendimiz’i nasıl anlatabiliriz?’ düşüncesiyle ‘Peygamber Efendimiz’in Mucizeleri’ kitabını kaleme almış. Hikâyeyle çocukların dünyasına girmenin zor olduğunu söyleyen Özdemir, “Bu durumu İbrahim Canan hocayla paylaştım. ‘Bu alanda çok ihtiyaç var, devam etmelisin!’ dedi. Böylece bu alanda çalışmaya başladım.” diyor.

    Özdemir, küçük yaştaki çocuklara dini değerleri anlatırken hikâye yönteminin önemli olduğunu söylüyor. Kur’an-ı Kerim’deki birçok surede de kıssa anlatıldığını hatırlatan Özdemir, hikâyelerin meseleleri anlatmada kalıcı olduğunu belirtiyor. Özdemir, ebeveynlere de şu önerilerde bulunuyor: “Küçük çocuklara bu konularla ilgili kitapları okutmak yerine ailece hep beraber kitaplar okunmalı ve çocuklara gerekli açıklamalar yapılmalı. Çünkü kitaplarda seviye iyi ayarlanamadığında, şüphe ve tereddütleri tetikleyebilir.”

    Hikâye anlatımının özellikle çocuklarda eğitim yöntemi olduğunu kaydeden Uzman Pedagog Mehmet Teber, “Hikâye ile çocukların davranışlarını değiştirmek ve olumlu davranışlar kazandırmak mümkün.” diye konuşuyor. Çocukların bilinçaltındaki çeşitli düşüncelerin değişmesinde de hikâyelerin rolü olduğunu aktaran Teber, çocuğa nasihat vermek yerine söyleyeceklerini bir hikâye içinde belirtmenin daha etkili olacağını ifade ediyor. Çocuğa diş fırçalamayı direkt söylemek yerine, bir hikâye içinde bunu anlatmanın daha etkili olacağını aktaran Mehmet Teber, “Dişini fırçalayan bir geyiğin öyküsü, onun dişlerinin parlaklığını görüp özenen diğer hayvanlar ve onların da diş fırçalamaya başlaması gibi bir hikâye olabilir. Hikâyede önemli olan korkutucu öğelerden çok, motive edici yol gösterici öğelerin olmasıdır. Geçmişte çocuklara dede ve nineler çok öykü anlatırdı. Öykülere yeniden tutunup öyküyü bir eğitim aracı olarak görmek gerekiyor.” ifadelerini kullanıyor.

    Evet haber böyle. Düşündüm neden bu kitap çocuklara hitap ediyor? Mucize yalanlarına artık sadece çocuklar inanabilir diye mi? Bakınız, akılcı, DÜRÜST müslümanlarda İslam peygamberine mucize verilmediğini kabul ediyorlar:

    http://www.erdemyolu.com/peygamber/mucize-peygamber/hz-muhammede-mucize-verilmis-midir.html

    http://www.gorelesol.com/haber/yazar.asp?yaziID=13642

  10. Sharpsorrow3
    Aralık 23, 2014, 12:21 pm

    Lan Müslümanlar o kadar gerzeksiniz ki kâfirlerin icadı elektrik internet otomobili kullanıp sonra bu adamlara sövüyorsunuz harbiden bok beyinli oçlarsınız

  11. Selahattin
    Ocak 31, 2015, 3:40 am

    Boyle seyleri yayainlamayim ayiptir! Ya Rab’be boyle seyler ile yaklasmak ziyandir. Sizler ise bunlari yayainlayarak bu ziyana ortak olmayin

  12. YUNUS
    Haziran 30, 2015, 4:53 pm

    Sharpsorrov, biz elektirik internet otomobil kullanıyoruz peki seni yaratan ALLAH’a sen neden inanmıyorsun ve sen oluşumunun bir şans eseri olduğuna mı inanıyorsun ? Bilim adamları götünden bir şey uydurunca aaa evet doğru kesin öyledir demesini çok da iyi biliyorsunuz.

  13. muhammed
    Ekim 14, 2016, 6:32 am

    YARATICININ VARLIĞI,EVRENDEKİ TASARIM VE HASSAS DENGE !

    Evren ve oluşumundaki hassas denge ve tasarımın tesadüf ve rastlantılarla açıklanamaz.!!! Bu evren ancak madde üstü üstün bir akıl,zeka,bilinç,irade sahibi YARATICI BİR KUDRET’in eseri olabilir.! Bu evrenin oluşumunu şans ve tesadüflere bağlamak insanın aklini,mantıkını ve pozitif ilmi yok saymak demektir.Evrenin yaratıcısını inkar etmek ancak bir cinnetlik olabilir.Bir gecekondu bile,tesadüflerle,rastlantı sonucuyla kendiliğinden oluşması mümkün değilse,şu koca kainatin de kendiliğinden meydane gelmesi aklen,mantken ve ilmen mümkün değildir.

    Aşağıdaki linki tıklayarak evren ve oluşumundaki hassas dengesi hakkındaki yazının tümünü okuduktan sonra YARATICININ varlığı hakkında mantık yürüterek sağduyunuzla karar verin…!!!

    Evren ve Oluşumdaki Bazı Hassas Ayarlar!

    İnsancı İlke’nin geçerliliğini gösteren delillerin hepsi kâinatın uzak kısımlarından derlenmiş değildir. Güneş sistemimiz ve yakın çevremizdeki birçok fiziksel, kimyasal ve biyolojik özellikleri de Antropik Kozmolojik Kanunu’nun evrenselliğini ortaya koyar. Örneğin Dünyamız bir yandan kendi ekseni çevresinde saniyede yaklaşık 500 metre hızla dönerken diğer taraftan saniyede 30 km kadar bir hızla Güneş’in etrafında dolaşmaktadır.Bunun sonucunda oluşan merkezkaç kuvvet etkisiyle Dünya, Güneş’ten hayat için en uygun mesafe olan 149.500.000 km uzaklıkta tutulur. Dünya’nın dönüş hızı daha az olsaydı, güneşe yaklaşır ve aşırı derecede ısınırdı. Gündüzler de uzayacağından bu etki daha da artardı.Aksi durumda ise Dünya buz kitleleriyle tamamen kapanacak kadar soğuyabilirdi. Bütün gök cisimleri gibi Dünya ve Güneş de belirli miktarlarda elektrik yüküne sahiptirler.Bu elektrik yükleri,bugünkü değerlerinden sadece trilyonda bir oranında farklı olsaydı, Dünya-Güneş arası mesafe, yerkürenin tamamen ergimesine yol açacak kadar azalabilir veya tamamıyla donmasına sebep olacak kadar artabilirdi. Dünya’nın Güneş’ten belirli bir uzaklıkta tutulmasına vasıta olan merkezkaç kuvvetin etkisiyle, Dünya’nın kendi ekseniyle dönüş ekseni arasında 0 veya 90 derecelik bir açı oluşması beklenirdi. Oysa, bu açının 23 derece olması sağlanmıştır. Bunun sağlanması sonucunda kutupların sürekli karanlıkta kalması sonucu okyanuslardan yükselecek buharların buralarda dev buz tabakaları oluşturması önlenerek, dünyanın kuzey ve güney yarıkürelerinde buzdan kıtalar, Ekvator bölgesinde aşırı sıcak bir kuşak ve aralarında sürekli yağışlar ve sellerin tesiriyle oluşmuş derin vadilerden ve kayalıklardan müteşekkil, hayata elverişsiz üç bölgeden ibaret korkunç bir gezegene dönüşmesi engellenmiştir.

    “Ay da Dünya’dan en uygun mesafede bir yörüngeye oturulmuştur. Dünya-Ay arası mesafe 380.000 km. den az olsaydı, gelgit olayları şiddetlenir ve kıtalarla üzerindeki dağların silinmesiyle bütün yeryüzü ortalama 25 km yüksekliğinde sularla kaplanabilirdi. Jeolojik veriler, geçmişte yerkürenin tamamen ergimiş cevherden ibaret bir küre olduğunu göstermektedir. O dönemde, şimdi okyanusları teşkil eden sular, atmosfer içinde buhar halinde bulunmaktaydı. Zamanla yerkürenin soğumasıyla yerkabuğu ve içindeki çukurlarda okyanuslar oluştu. Eğer yerkabuğu ortalama birkaç metre daha kalın teşekkül etmiş olsaydı, atmosferin bitki ve hayvan hayatı için son derece önemli unsurlarının tamamına yakını, oksitler, karbonatlar ve nitratlar halinde absorbe edilirdi. İlk atmosferdeki su buharı miktarı da tam okyanus çukurlarını doldurarak ‘buharlaşma, bulut teşkili, yağış, akarsu’ devr-i dâimi için yeterli miktarda suyun sirkülasyonunu sağlayacak, ayrıca yeryüzü sıcaklığını belirli sınırlar içinde tutacak seviyede ayarlanmıştır. Su buharının tamamına yakınının yoğunlaşarak okyanusları teşkil etmesinden sonra atmosfere bırakılan gazların miktarı daha az olsaydı,kozmik ışınlar ve şimdi her gün atmosfere girdiğinde yanıp, eriyen irili-ufaklı milyonlarca meteorun çarpmasıyla yeryüzündeki ve denizlerdeki fotosenteze yetecek miktarda Güneş ışını bize ulaşamazdı. Uzayın vakumuna, en dış iyosfer tabakasındaki atomların elektriksel olarak birbirlerini itmelerine, milyarlarca yıldır yerkabuğu kırıklarından, volkanik faaliyetlere yüz milyarlarca ton zehirli gaz çıkmış olmasına ve hayvanların solunum faaliyetleriyle oluşmuş milyarlarca tonluk karbondioksitine rağmen, atmosferin kalınlığı ve bileşimi, hayata en uygun sınırlar içinde sabit tutulmaktadır. Oksijenin hayati olaylarda özel bir yeri ve önemi vardır.Bu gazın atmosferde yaklaşık % 21 oranında bulunması sağlanmıştır.Şayet bu oran daha yüksek olsaydı, yıldırım veya şimşek gibi âmillerle oksijen yanar ve her şey tutuşur, kül olurdu. Daha az olması halinde ise, oksidasyona bağlı solunum fonksiyonları, patlamalı motorların çalışması, maden cevherlerinin saflaştırılması,kaynama, pişirme ve ısınma gibi faaliyetler kısmen veya tamamen aksardı.”

    Evrende bu kadar fazla boşluk olması ve evrenin büyüklüğü karşısında dünyanın bir toz zerresi kadar olması bazı kesimler tarafından dünyanın evren karşısındaki önemsizliğinin delili olmuştur. Ancak son yıllarda yapılan gözlem ve deneylerin sonucunda dünyada yaşamın oluşabilmesi için evrenin bu büyüklüğüne ve bu kadar fazla boşluğa sahip olmasının gerekliliği anlaşılmıştır. Şayet evren bu kadar boşluğa ve büyüklüğe sahip olmasaydı daha sıcak olurdu ve ısı yeterince yayılamadığından dünyada yaşam oluşamazdı Dünyanın güneş sistemindeki konumu da yaşamın oluşabilmesi için son derece hassas ayarlanmıştır. Şayet dünyamız güneş sisteminde üçüncü değil de ikinci yada dördüncü sırada olmuş olsaydı içinde yaşamı ve canlılığı barındıracak özelliğe sahip olamazdı. Dünyanın etrafındaki gezegenlerin varlığı da yaşam için son derece gereklidir.Örneğin Jüpiter gezegeninin varlığı dünyanın yörüngesinin istikrarını sağlamakta,dünyanın dengesini ve güneşe olan mesafesini korumakta ve ayrıca dünyayı meteor ve kuyruklu yıldız çarpmalarına karşı en az bin defa fazla hedef olmaktan koruyarak bir kalkan vazifesi görmektedir.Dünya,atmosferiyle, ısısıyla, konumuyla, kütlesi ve manyetik alanıyla ve daha pek çok özelliği ile adeta yaşam için donatılmıştır.

    Bu şekilde hayata en uygun fizikî şartlarla donatılan yeryüzü daha sonra, iç içe geçmeli milyarlarca canlı üniteden oluşan bir ekolojik kanaviçe ile bezenmiştir. Bu dinamik ekolojik yapı bünyesine bitkiler, diğer bütün canlıların beslenmesi ve solunumu için gerekli gıdayı ve oksijeni imal eden üreticiler; otçullar, protein fabrikaları; etçiller, sistemin zoolojik ünitelerini keyfiyet ve kemiyetçe belirli sınırlar içinde tutmakla mükellef kontrolörler olarak yerleştirilmiştir.Bu ekopiramidal tahtın üzerinde ‘insan’ bulunur. İnsanın bütün eko sistemler üzerinde tasarruf kabiliyeti mevcuttur; oysa diğer canlıların türlerine has davranışları genellikle yaşamakta oldukları lokal ekosistem içinde belirli kalıplar ve sınırlar dışına çıkamaz. İnsanoğlunun biyolojik âlemde böyle müstesna bir yere sahip oluş keyfiyeti ‘Antropik Ekolojik Prensip’ in esasını teşkil eder. Bu prensip, “bütün canlılar bir yana, insan bir yana” veya “bitki olsun hayvan olsun, her canlı türü neticede, yeryüzünde insanın yaşamasına en uygun biyolojik şartları sağlayacak tarzda fonksiyon gören eko-üniteler olarak yaratılmıştır” şeklinde ifade edilebilir.[160]

    A – GALAKSİ-GÜNEŞ-DÜNYA-AY SİSTEMİNDEKİ YAŞAMI DESTEKLEYEN BAZI HASSAS AYARLARIN LİSTESİ [161]

    1. galaksi büyüklüğü

    eğer daha büyük olsaydı: gaz akması ve yıldızlar, güneşin yörüngesini bozardı ve çok fazla galaktik püskürmeyi ateşlerdi.
    eğer daha küçük olsaydı: yeterli bir zaman diliminde, yıldız oluşumunu sağlamaya yeterli olmayacak miktarda gaz galaksimize akardı.

    2. galaksi tipi

    eğer daha eliptik olsaydı: yaşam kimyası için yeterli ağır elementlerin oluşmasından önce, yıldız oluşumları dururdu.
    eğer daha düzensiz olsaydı: ışınıma maruz kalma çok şiddetli olacak ve yaşam kimyası için gerekli ağır elementler bulunmayacaktı.

    3. galaksinin yeri

    eğer zengin bir galaksi kümesine daha yakın olsaydı: galaksinin çekim gücü bozulacaktı.
    eğer büyük bir galaksiye/galaksilere daha yakın olsaydı: galaksinin çekim gücü bozulacaktı.

    4. süpernova püskürmeleri

    eğer daha yakın olsaydı: ışınım gezegendeki yaşamı yok ederdi.eğer daha uzak olsaydı: kayalık gezegenlerin oluşması için yeterince ağır element külü olmazdı.eğer daha sık olsaydı: şınım gezegendeki yaşamı yok ederdi.eğer daha seyrek olsaydı:kayalık gezegenlerin oluşması için yeterince ağır element külü olmazdı.

    eğer daha geç olsaydı: ışınım gezegendeki yaşamı yok ederdi.eğer daha erken olsaydı: kayalık gezegenlerin oluşması için yeterince ağır element külü olmazdı.

    5. beyaz cüce ikilileri,

    eğer daha az olsaydı: yaşam kimyasının işlemesi için yeterince flor üretilemezdi,eğer daha çok olsaydı:yıldız yoğunluğundan gezegen yörüngeleri bozulurdu; gezegendeki yaşam yok olurdu.

    eğer daha erken olsaydı: etkin flor üretimi için yeterince ağır element yapılmazdı.
    eğer daha geç olsaydı: proto-gezegendeki birleşimde flor daha geç yapılırdı.
    6. galaksi merkezinden ana yıldız uzaklığı eğer daha uzak olsaydı: kayalık gezegenlerin oluşması için yeterli miktarda ağır element olmazdı.eğer daha yakın olsaydı:galaktik ışınım çok büyük olurdu; yıldız yoğunluğu, gezegenlerin yörüngesini bozardı.

    7. ana yıldızın doğum tarihi,

    eğer daha yakın bir zamanda olsaydı: yıldız hala kararlı yanma fazına geçememiş olurdu; yıldız sistemi çok fazla ağır element içerirdi.eğer daha eski bir zamanda olsaydı: yıldız sistemi yeterince ağır element içermezdi.

    8. ana yıldızın kütlesi,

    eğer daha büyük olsaydı: yıldızın parlaklığı çok çabuk değişirdi; yıldız çok çabuk yanardı.
    eğer daha küçük olsaydı: yaşam için gezegen uzaklıkları kapsamı çok dar olurdu; gel git kuvvetleri, gezegenin dönme süresini bozardı; morötesi ışınımı, bitkilerin oksijen ve şeker yapması için yetersiz kalırdı.

    9. H+ üretimi

    eğer daha küçük olsaydı: gezegenin oluşması için gerekli basit moleküller ve yaşam kimyası oluşamazdı.eğer daha büyük olsaydı: gezegenler yaşam için yanlış zaman ve yerde oluşurdu.

    10. yüzey çekimi

    eğer daha güçlü olsaydı: gezegenin atmosferi çok fazla amonyak ve metan tutardı.
    eğer daha zayıf olsaydı: gezegenin atmosferi çok fazla su kaybederdi.

    11. ana yıldıza uzaklık

    eğer daha uzak olsaydı: kararlı bir su döngüsü için gezegen çok soğuk olurdu.
    eğer daha yakın olsaydı: kararlı bir su döngüsü için gezegen çok sıcak olurdu.

    12. yörüngenin eğimliliği

    eğer daha büyük olsaydı: gezegendeki sıcaklık farkları çok büyük olurdu.
    13. yörüngenin dışmerkezliliği eğer daha büyük olsaydı: mevsimsel sıcaklık farkları çok büyük olurdu.

    14. dönme süreci

    eğer daha uzun olsaydı: günlük sıcaklık değişimleri çok büyük olurdu.eğer daha kısa olsaydı: yaşam için gerekli yüzey sıcaklığı kapsamı sağlanamazdı.

    15. gezegenin yaşı,

    eğer daha genç olsaydı: gezegen çok çabuk dönerdi.eğer daha yaşlı olsaydı: gezegen çok yavaş dönerdi.

    16. manyetik alan,

    eğer daha güçlü olsaydı: elektromanyetik fırtınalar çok şiddetli olurdu.eğer daha zayıf olsaydı: ozon tabakası, yıldız ve güneş ışınımından yeterince korunamazdı.

    17. yerkabuğu kalınlığı

    eğer daha kalın olsaydı: atmosferden yerkabuğuna çok fazla oksijen transfer edilirdi.eğer daha ince olsaydı: volkanik ve tektonik aktivite çok büyük olurdu.

    18. yansıtılan ışığın yüzeye çarpan toplam ışığa oranıeğer daha büyük olsaydı: buzullaşma etkisi artardı.eğer daha küçük olsaydı: sera etkisi artardı.

    19. göktaşı ve kuyrukluyıldız çarpışma oranı eğer daha büyük olsaydı: birçok tür var olmazdı.eğer daha küçük olsaydı: yerkabuğu yaşam için gerekli olan maddelerden yoksun kalırdı.

    20. dünyanın ilk haliyle çarpışan kitlenin zamanlaması eğer daha erken olsaydı: dünyanın atmosferi çok kalın olurdu; ay çok küçük olurdu.eğer daha geç olsaydı: gelişmiş yaşam çağı için güneş çok parlak olurdu.

    21.atmosferdeki nitrojen oksijen oranıeğer daha büyük olsaydı: gelişmiş yaşamfonksiyonları çok çabuk ilerlerdi.eğer daha küçük olsaydı: gelişmiş yaşam fonksiyonları çok yavaş ilerlerdi.

    22. atmosferdeki karbondioksit düzeyi eğer daha büyük olsaydı: sera etkisi artardı.eğer daha küçük olsaydı: bitkiler etkili şekilde fotosentez yapamazdı.

    23. atmosferdeki su buharı düzeyi,eğer daha büyük olsaydı: sera etkisi artardı.eğer daha küçük olsaydı: karadaki yaşam için yeterli miktarda yağmur yağmazdı.

    24. atmosferdeki ozon düzeyi eğer daha büyük olsaydı: yüzey sıcaklıkları çok düşük olurdu.
    eğer daha küçük olsaydı: yüzey sıcaklıkları çok yüksek olurdu; yüzeyde çok fazla morötesi ışınım olurdu.

    25. atmosferdeki oksijen miktarı eğer daha büyük olsaydı: bitkiler ve hidrokarbonlar kolayca yanardı.eğer daha küçük olsaydı: gelişmiş hayvanlar, çok az soluyabilirdi.

    26. sismik aktivite eğer daha büyük olsaydı: bir çok yaşam biçimi yok olurdu.eğer daha küçük olsaydı: nehirlerin sürüklediği, okyanus tabanındaki zengin besinler,tektonik hareketlerle tekrar karalara geri dönüştürülemezdi; karbonatlardan yeterince karbondioksit bırakılamazdı.

    27. volkanik aktivite eğer daha düşük olsaydı: atmosfere dönen su buharı ve karbondioksit miktarı yetersiz kalırdı; yaşam için gerekli toprak mineralizasyonu çok düşük kalırdı.eğer daha yüksek olsaydı: en azından gelişmiş yaşam tahrip olurdu.

    28. buzul çağlarının sıklığı ve kapsamı eğer daha küçük olsaydı: çeşitli ve gelişmiş yaşam formları için yeterli verimlilikte, genişlikte ve iyi sulanan vadiler oluşamazdı; çeşitli ve gelişmiş yaşam formları için yeterli mineral konsantrasyon olmazdı.eğer daha büyük olsaydı: gezegen kaçınılmaz olarak tamamen donardı.

    29. toprak mineralizasyonu eğer besin açısından daha fakir olsaydı: yaşam biçimlerinin çeşitliliği ve karmaşıklığı sınırlanırdı.eğer besin açısından daha zengin olsaydı: yaşam biçimlerinin çeşitliliği ve karmaşıklığı sınırlanırdı.

    30.Jüpiter’in uzaklığı eğer daha büyük olsaydı: dünyaya çok sayıda göktaşı kuyrukluyıldız çarpardı.eğer daha küçük olsaydı: dünyanın yörüngesi kararsız hale gelirdi.

    31. Jüpiter’in kütlesieğer daha büyük olsaydı: dünyanın yörüngesi kararsız hale gelirdi.
    eğer daha küçük olsaydı: dünyaya çok sayıda göktaşı ve kuyrukluyıldız çarpardı.

    32. atmosfer basıncı eğer daha küçük olsaydı: sıvı haldeki su çok çabuk buharlaşır, nadiren yoğunlaşırdı.eğer daha büyük olsaydı: sıvı haldeki su, karadaki yaşam için gerekli olduğu gibi kolayca buharlaşmaz; yeryüzüne yeterince güneş ışığı gelemez;yeryüzüne yetersiz miktarda morötesi ışınım gelirdi.

    33. atmosfer şeffaflığı eğer daha küçük olsaydı: güneş ışınımının yetersiz kapsamdaki dalga boyları gezegen yüzeyine ulaşırdı.eğer daha büyük olsaydı: güneş ışınımının çok geniş kapsamdaki dalga boyları gezegen yüzeyine ulaşırdı.

    34.atmosferdeki klor miktarı eğer daha küçük olsaydı: erozyon oranları, nehirlerin, göllerin, toprağın asitlilik oranları ve bazı metabolik oranlar, çoğu yaşam formu için yetersiz kalırdı.
    eğer daha büyük olsaydı: erozyon oranları, nehirlerin, göllerin, toprağın asitlilik oranları ve bazı metabolik oranlar, çoğu yaşam formu için yükselirdi.

    35. okyanuslardaki ve topraktaki demir miktarı,eğer daha küçük olsaydı: gelişmiş yaşamı destekleyecek, yaşam çeşitliliği ve miktarı çok sınırlanır; eğer çok küçükse hiçbir yaşam mümkün olamazdı.eğer daha büyük olsaydı: en azından gelişmiş yaşamda demir zehirlenmesi kaçınılmaz olurdu.

    36. troposfer ozon miktarı eğer daha küçük olsaydı: biyokimyasal dumanlar yeterince temizlenemezdi. eğer daha büyük olsaydı: gelişmiş hayvanlarda soluma zorluğu görülür, ürün hasatları düşer ve ozona duyarlı türlerin yok olmasıyla sonuçlanırdı.

    37. stratosfer ozon miktarı eğer daha küçük olsaydı: gezegenin yüzeyine, cilt kanserlerine ve bitki yetişme miktarında azalmaya yol açacak çok miktarda morötesi ışınım gelirdi.eğer daha büyük olsaydı: gezegenin yüzeyine çok az morötesi ışınım ulaşabilir, bitki yetişme miktarında azalmaya yol açar ve hayvanlar için yetersiz vitamin üretimi görülürdü.

    38. mezosfer ozon miktarı eğer daha küçük olsaydı: mezosfer gazlarının sirkülasyonu ve kimyası bozulur, atmosferin alt tabakalarındaki yaşam için gerekli gazların izafi bolluğu da tahrip olurdu.eğer daha büyük olsaydı: mezosfer gazlarının sirkülasyonu ve kimyası bozulur, atmosferin alt tabakalarındaki yaşam için gerekli gazların izafi bolluğu da tahrip olurdu.

    39. orman ve çalı yangınlarının miktarı ve kapsamı eğer daha küçük olsaydı: toprakta yetişmeyi engelleyici maddeler birikir; toprağın nitratlaşması yetersiz olur; toprağın yeterli miktarda su geçirmesi ve bazı zararlıların absorbe edilmesi için gerekli odunkömürü üretimi yetersiz olurdu.eğer daha büyük olsaydı: çok fazla bitki ve yaşam biçimi yok olurdu.

    40. toprak kükürtünün miktarı eğer daha küçük olsaydı: bitkiler bazı proteinlerden yoksun kalır ve ölürlerdi.eğer daha büyük olsaydı: bitkiler kükürt toksinlerinden zehirlenip ölürler; suyun ve toprağın asitliliği yaşam için çok fazla olurdu; nitrojen döngüleri bozulurdu.

    B.- EVRENDEKİ DİĞER HASSAS AYARLARIN LİSTESİ [162]

    1. güçlü nükleer kuvvet sabiti eğer daha büyük olsaydı: hidrojen olmazdı; yaşam için önemli olan çekirdek istikrarsız olurdu.eğer daha küçük olsaydı: hidrojenden başka element olmazdı.

    2. zayıf nükleer kuvvet sabiti eğer daha büyük olsaydı: Big Bang’de çok fazla hidrojen helyuma çevrilirdi, bundan dolayı yıldızların yanmasıyla, çok fazla ağır element malzemesi ortaya çıkardı; yıldızlardan ağır elementler yayılmazdı.eğer daha küçük olsaydı: Big Bang’de çok az hidrojen helyuma çevrilirdi, bundan dolayı yıldızların yanmasıyla, çok az ağır element malzemesi ortaya çıkardı; yıldızlardan ağır elementler yayılmazdı.

    3. çekim kuvveti sabiti eğer daha büyük olsaydı: yıldızlar çok sıcak olur, yıldızlar çok çabuk ve düzensizce yanarlardı.eğer daha küçük olsaydı: yıldızlar nükleer füzyon ateşleyemeyecek kadar soğuk kalırlardı, bundan dolayı ağır element üretimi olmazdı.

    4.elektromanyetik kuvvet sabiti eğer daha büyük olsaydı: yetersiz kimyasal bağlar olurdu; boron elementinden daha büyük olan elementler bölünme için çok istikrarsız olurlardı.
    eğer daha küçük olsaydı: yetersiz kimyasal bağlar olurdu; karbon veya oksijen yetersiz miktarlarda olurdu.

    5.elektromanyetik kuvvet sabitinin çekim kuvveti sabitine oranı eğer daha büyük olsaydı: 1,4 güneş kütlesinden daha küçük yıldızlar olmazdı, bundan dolayı yıldızların ömrü kısa olur ve parlaklıkları düzensiz olurdu.eğer daha küçük olsaydı: 0,8 güneş kütlesinden daha büyük yıldızlar olmazdı, bundan dolayı ağır element üretimi olmazdı.

    6. elektron kütlesinin proton kütlesine oranı eğer daha büyük olsaydı: yetersiz kimyasal bağlar olurdu.eğer daha küçük olsaydı: yetersiz kimyasal bağlar olurdu.

    7. proton sayısının elektron sayısına oranı eğer daha büyük olsaydı: elektromanyetizma, çekim gücüne hakim olur, galaksi yıldız ve gezegen oluşumlarını engellerdi.eğer daha küçük olsaydı:elektromanyetizma çekim gücüne hakim olur, galaksi yıldız ve gezegen oluşumlarını engellerdi.

    8.evrenin genleşme oranı eğer daha büyük olsaydı: galaksi oluşumu olmazdı.eğer daha küçük olsaydı: yıldız oluşumlarından önce evren çökerdi.

    9.evrenin dağınım-entropi seviyesi eğer daha küçük olsaydı: galaksi oluşumları olmazdı.
    eğer daha büyük olsaydı: galaksiler içerisinde yıldız yoğunlaşmaları olmazdı.

    10.evrenin ağır tanecik-baryon ve nükleon yoğunluğu eğer daha büyük olsaydı:Big Bang’de çok fazla döteryum açığa çıkar, bundan dolayı yıldızlar çok çabuk yanardı.eğer daha küçük olsaydı: Big Bang’de ortaya çıkan helyum yetersiz kalır, bundan dolayı çok az ağır element oluşurdu
    .
    11.ışık hızı eğer daha hızlı olsaydı: yıldızlar çok parlak olurdu.eğer daha yavaş olsaydı: yıldızlar yeterince parlak olmazdı.

    12.evrenin yaşı eğer daha yaşlı olsaydı: kararlı bir yanma halinde güneş tipli yıldızlar, galaksilerin doğru yerlerinde olmazdı.eğer daha genç olsaydı: kararlı bir yanma halinde güneş tipli yıldızlar oluşmazdı.

    13. galaksiler arasındaki ortalama uzaklık eğer daha büyük olsaydı:yeterli bir zaman diliminde, yıldız oluşumunu sağlamaya yeterli olmayacak miktarda gaz galaksimize akardı.
    eğer daha küçük olsaydı: güneşin yörüngesi kökten alt üst olurdu.

    14. protonun azalma oranı eğer daha büyük olsaydı: ışınımın serbest kalmasından yaşam yok olurdu.eğer daha küçük olsaydı: evrende yaşam için gerekli maddeler yetersiz kalırdı.

    15. 12 karbon (12C)’ dan 16 oksijen (16O)’ e enerji düzeyi oranı eğer daha büyük olsaydı: yetersiz oksijen olurdu.eğer daha küçük olsaydı: yetersiz karbon olurdu.
    .
    16.4 helyum (4He) enerji düzeyi eğer daha büyük olsaydı:yetersiz karbon ve oksijen olurdu.
    eğer daha küçük olsaydı: yetersiz karbon ve oksijen olurdu.

    17. nötronun protona göre kütle fazlası eğer daha büyük olsaydı: nötron azalımı, yaşam için gerekli olan ağır elementlerin oluşması için çok az nötron bırakacaktı.eğer daha küçük olsaydı: nötron azalımı, yaşam için gerekli olan ağır elementlerin oluşması için çok az nötron bırakacaktı.
    .
    18. nükleonların anti-nükleonlara göre fazlası eğer daha büyük olsaydı: gezegenlerin oluşumu için çok fazla ışınım olurdu.eğer daha küçük olsaydı: galaksilerin ve yıldızların oluşması için gerekli yeterince madde olmazdı.

    19.su molekülünün polaritesi eğer daha büyük olsaydı: füzyon ısısı ve buharlaşma, yaşamın varlığı için çok büyük olurdu.eğer daha küçük olsaydı: füzyon ısısı ve buharlaşma, yaşamın varlığı için çok küçük olurdu; yaşam kimyasının işlemesi için gerekli olan su kalitesiz olurdu; buz yüzmezdi, kaçarak donardı.

    20 süpernova püskürmeleri eğer daha yakın olsaydı: ışınım gezegendeki yaşamı yok ederdi.eğer daha uzak olsaydı: kayalık gezegenlerin oluşması için yeterince ağır element külü olmazdı.eğer daha sık olsaydı: ışınım gezegendeki yaşamı yok ederdi.eğer daha seyrek olsaydı: kayalık gezegenlerin oluşması için yeterince ağır element külü olmazdı.eğer daha geç olsaydı: ışınım gezegendeki yaşamı yok ederdi.eğer daha erken olsaydı: kayalık gezegenlerin oluşması için yeterince ağır element külü olmazdı.

    21.egzotik maddenin sıradan maddeye oranı eğer daha küçük olsaydı:galaksiler oluşmazdı.
    eğer daha büyük olsaydı: güneş tipi yıldızlar oluşmadan evren çökerdi.

    22. galaksi kümeleri eğer daha yoğun olsaydı: galaksi çarpışmaları ve birleşmeleri, yıldız ve gezegen yörüngelerini bozardı; çok fazla ışınım olurdu.eğer daha gevşek olsaydı: yeterli bir zaman diliminde, yıldız oluşumunu sağlamaya yeterli olmayacak miktarda gaz galaksilere akardı.

    23.erken evrende etkili olan ölçüler eğer daha küçük olsaydı: kuantum mekaniği,çekim gücü ve izafiyet birlikte var olmazdı ve yaşam mümkün olmazdı.eğer daha büyük olsaydı: kuantum mekaniği, çekim gücü ve izafiyet birlikte var olmazdı ve yaşam mümkün olmazdı.

    24. şimdiki uzayda etkili olan ölçüler eğer daha küçük olsaydı: elektron,gezegen ve yıldız yörüngeleri kararsız olurdu.eğer daha büyük olsaydı: elektron,gezegen ve yıldız yörüngeleri kararsız olurdu.

    25.neutrino kütlesi eğer daha küçük olsaydı: galaksi kümeleri, galaksiler ve yıldızlar oluşmazdı.eğer daha büyük olsaydı: galaksi kümeleri ve galaksiler çok yoğun olurdu.

    26. Big Bang dalgacıkları eğer daha küçük olsaydı: galaksiler oluşmazdı; evren çok çabuk genişlerdi.eğer daha büyük olsaydı: galaksi kümeleri ve galaksiler çok yoğun olurdu; kara delikler hüküm sürer; evren çok çabuk çökerdi.

    27. toplam kütle yoğunluğu eğer daha küçük olsaydı: güneş tipi yıldızlar oluşmadan evren çok çabuk genişlerdi.eğer daha büyük olsaydı: kararsız yörüngelere ve çok fazla ışınıma yol açacak şekilde evren çok yavaş genişlerdi.

    28. uzay enerji yoğunluğu eğer daha küçük olsaydı: kararsız yörüngelere ve çok fazla ışınıma yol açacak şekilde evren çok yavaş genişlerdi.eğer daha büyük olsaydı: güneş tipi yıldızlar oluşmadan evren çok çabuk genişlerdi.

    29.izafi genişleme faktörünün boyu eğer daha küçük olsaydı: yaşam için önemli kimyasal fonksiyonlar tam anlamıyla gerçekleşemezdi.eğer daha büyük olsaydı: yaşam için önemli kimyasal fonksiyonlar tam anlamıyla gerçekleşemezdi.

    30.Heisenberg Belirsizlik Prensibi’ndeki belirsizliğin büyüklüğü eğer daha küçük olsaydı: vücut hücrelerine oksijen taşınması çok yavaş olurdu; yaşam için önemli elementler kararsızlaşırdı; yaşam için önemli kimyasal fonksiyonlar tam anlamıyla gerçekleşemezdi.
    eğer daha büyük olsaydı: yaşam için önemli elementler kararsızlaşırdı; yaşam için önemli kimyasal fonksiyonlar tam anlamıyla gerçekleşemezdi……..İşte Bütün bunları bir tesadüfe, raslantı sonucuna veya kör bir tabiate bağlamak,akıl,mantık ve bilimle bağdaştırılamaz..!!!

    Özetle,ateistlerin durumu şu örnekteki adamın durumuna benziyor…

    Bir adam dev bir tesisi,fabrikayı geziyor.İşleyen bu fabrikanın çarklarını görünce bakınız bu çarklar nasıl kendi kendine çalışıp dönüyor.? demekten kendini alamıyor.Halbuki bu adam söz konusu bu mükemmel farikayı bu sistemde kuran teknik mühendisleri ile fabrikanin düğmesini basıp çalıştıran elemanı görmezden geliyor,yani her şeyi fabrikanın işleyen çarkına bağlıyor,böylece söz konusu fabrikayı ve çarklarını işleyecek durumda kuran ve dizayn eden teknik elemanları yok sayıyor.!!!

    İşte ateistler de bunun gibi çarkları işleyen kainat gibi dev bir tesisin (tabir caiz ise ) teknik mühendisi olan madde üstü bir akıl,zeka,bilinç ve irade sahibi YARATICIYI ( ALLAH’I ) GÖRMEZDEN GELİYORLAR.!!

    Özetle,kainat ve ondaki hessas dengenin üstün bir akıl,zeka,kudret ve irade sahibi madde üstü yüce bir YARATICININ varlığını zorunlu kılmaktadır…!!!!

    Saygılarımla.

  14. muhammed
    Ekim 14, 2016, 6:36 am

    YARATICININ VARLIĞI,EVRENDEKİ TASARIM VE HASSAS DENGE !

    Evren ve oluşumundaki hassas denge ve tasarımın tesadüf ve rastlantılarla açıklanamaz.!!! Bu evren ancak madde üstü üstün bir akıl,zeka,bilinç,irade sahibi YARATICI BİR KUDRET’in eseri olabilir.! Bu evrenin oluşumunu şans ve tesadüflere bağlamak insanın aklini,mantıkını ve pozitif ilmi yok saymak demektir.Evrenin yaratıcısını inkar etmek ancak bir cinnetlik olabilir.Bir gecekondu bile,tesadüflerle,rastlantı sonucuyla kendiliğinden oluşması mümkün değilse,şu koca kainatin de kendiliğinden meydane gelmesi aklen,mantken ve ilmen mümkün değildir.

    Aşağıdaki linki tıklayarak evren ve oluşumundaki hassas dengesi hakkındaki yazının tümünü okuduktan sonra YARATICININ varlığı hakkında mantık yürüterek sağduyunuzla karar verin…!!!

    Evren ve Oluşumdaki Bazı Hassas Ayarlar!

    İnsancı İlke’nin geçerliliğini gösteren delillerin hepsi kâinatın uzak kısımlarından derlenmiş değildir. Güneş sistemimiz ve yakın çevremizdeki birçok fiziksel, kimyasal ve biyolojik özellikleri de Antropik Kozmolojik Kanunu’nun evrenselliğini ortaya koyar. Örneğin Dünyamız bir yandan kendi ekseni çevresinde saniyede yaklaşık 500 metre hızla dönerken diğer taraftan saniyede 30 km kadar bir hızla Güneş’in etrafında dolaşmaktadır.Bunun sonucunda oluşan merkezkaç kuvvet etkisiyle Dünya, Güneş’ten hayat için en uygun mesafe olan 149.500.000 km uzaklıkta tutulur. Dünya’nın dönüş hızı daha az olsaydı, güneşe yaklaşır ve aşırı derecede ısınırdı. Gündüzler de uzayacağından bu etki daha da artardı.Aksi durumda ise Dünya buz kitleleriyle tamamen kapanacak kadar soğuyabilirdi. Bütün gök cisimleri gibi Dünya ve Güneş de belirli miktarlarda elektrik yüküne sahiptirler.Bu elektrik yükleri,bugünkü değerlerinden sadece trilyonda bir oranında farklı olsaydı, Dünya-Güneş arası mesafe, yerkürenin tamamen ergimesine yol açacak kadar azalabilir veya tamamıyla donmasına sebep olacak kadar artabilirdi. Dünya’nın Güneş’ten belirli bir uzaklıkta tutulmasına vasıta olan merkezkaç kuvvetin etkisiyle, Dünya’nın kendi ekseniyle dönüş ekseni arasında 0 veya 90 derecelik bir açı oluşması beklenirdi. Oysa, bu açının 23 derece olması sağlanmıştır. Bunun sağlanması sonucunda kutupların sürekli karanlıkta kalması sonucu okyanuslardan yükselecek buharların buralarda dev buz tabakaları oluşturması önlenerek, dünyanın kuzey ve güney yarıkürelerinde buzdan kıtalar, Ekvator bölgesinde aşırı sıcak bir kuşak ve aralarında sürekli yağışlar ve sellerin tesiriyle oluşmuş derin vadilerden ve kayalıklardan müteşekkil, hayata elverişsiz üç bölgeden ibaret korkunç bir gezegene dönüşmesi engellenmiştir.

    “Ay da Dünya’dan en uygun mesafede bir yörüngeye oturulmuştur. Dünya-Ay arası mesafe 380.000 km. den az olsaydı, gelgit olayları şiddetlenir ve kıtalarla üzerindeki dağların silinmesiyle bütün yeryüzü ortalama 25 km yüksekliğinde sularla kaplanabilirdi. Jeolojik veriler, geçmişte yerkürenin tamamen ergimiş cevherden ibaret bir küre olduğunu göstermektedir. O dönemde, şimdi okyanusları teşkil eden sular, atmosfer içinde buhar halinde bulunmaktaydı. Zamanla yerkürenin soğumasıyla yerkabuğu ve içindeki çukurlarda okyanuslar oluştu. Eğer yerkabuğu ortalama birkaç metre daha kalın teşekkül etmiş olsaydı, atmosferin bitki ve hayvan hayatı için son derece önemli unsurlarının tamamına yakını, oksitler, karbonatlar ve nitratlar halinde absorbe edilirdi. İlk atmosferdeki su buharı miktarı da tam okyanus çukurlarını doldurarak ‘buharlaşma, bulut teşkili, yağış, akarsu’ devr-i dâimi için yeterli miktarda suyun sirkülasyonunu sağlayacak, ayrıca yeryüzü sıcaklığını belirli sınırlar içinde tutacak seviyede ayarlanmıştır. Su buharının tamamına yakınının yoğunlaşarak okyanusları teşkil etmesinden sonra atmosfere bırakılan gazların miktarı daha az olsaydı,kozmik ışınlar ve şimdi her gün atmosfere girdiğinde yanıp, eriyen irili-ufaklı milyonlarca meteorun çarpmasıyla yeryüzündeki ve denizlerdeki fotosenteze yetecek miktarda Güneş ışını bize ulaşamazdı. Uzayın vakumuna, en dış iyosfer tabakasındaki atomların elektriksel olarak birbirlerini itmelerine, milyarlarca yıldır yerkabuğu kırıklarından, volkanik faaliyetlere yüz milyarlarca ton zehirli gaz çıkmış olmasına ve hayvanların solunum faaliyetleriyle oluşmuş milyarlarca tonluk karbondioksitine rağmen, atmosferin kalınlığı ve bileşimi, hayata en uygun sınırlar içinde sabit tutulmaktadır. Oksijenin hayati olaylarda özel bir yeri ve önemi vardır.Bu gazın atmosferde yaklaşık % 21 oranında bulunması sağlanmıştır.Şayet bu oran daha yüksek olsaydı, yıldırım veya şimşek gibi âmillerle oksijen yanar ve her şey tutuşur, kül olurdu. Daha az olması halinde ise, oksidasyona bağlı solunum fonksiyonları, patlamalı motorların çalışması, maden cevherlerinin saflaştırılması,kaynama, pişirme ve ısınma gibi faaliyetler kısmen veya tamamen aksardı.”

    Evrende bu kadar fazla boşluk olması ve evrenin büyüklüğü karşısında dünyanın bir toz zerresi kadar olması bazı kesimler tarafından dünyanın evren karşısındaki önemsizliğinin delili olmuştur. Ancak son yıllarda yapılan gözlem ve deneylerin sonucunda dünyada yaşamın oluşabilmesi için evrenin bu büyüklüğüne ve bu kadar fazla boşluğa sahip olmasının gerekliliği anlaşılmıştır. Şayet evren bu kadar boşluğa ve büyüklüğe sahip olmasaydı daha sıcak olurdu ve ısı yeterince yayılamadığından dünyada yaşam oluşamazdı Dünyanın güneş sistemindeki konumu da yaşamın oluşabilmesi için son derece hassas ayarlanmıştır. Şayet dünyamız güneş sisteminde üçüncü değil de ikinci yada dördüncü sırada olmuş olsaydı içinde yaşamı ve canlılığı barındıracak özelliğe sahip olamazdı. Dünyanın etrafındaki gezegenlerin varlığı da yaşam için son derece gereklidir.Örneğin Jüpiter gezegeninin varlığı dünyanın yörüngesinin istikrarını sağlamakta,dünyanın dengesini ve güneşe olan mesafesini korumakta ve ayrıca dünyayı meteor ve kuyruklu yıldız çarpmalarına karşı en az bin defa fazla hedef olmaktan koruyarak bir kalkan vazifesi görmektedir.Dünya,atmosferiyle, ısısıyla, konumuyla, kütlesi ve manyetik alanıyla ve daha pek çok özelliği ile adeta yaşam için donatılmıştır.

    Bu şekilde hayata en uygun fizikî şartlarla donatılan yeryüzü daha sonra, iç içe geçmeli milyarlarca canlı üniteden oluşan bir ekolojik kanaviçe ile bezenmiştir. Bu dinamik ekolojik yapı bünyesine bitkiler, diğer bütün canlıların beslenmesi ve solunumu için gerekli gıdayı ve oksijeni imal eden üreticiler; otçullar, protein fabrikaları; etçiller, sistemin zoolojik ünitelerini keyfiyet ve kemiyetçe belirli sınırlar içinde tutmakla mükellef kontrolörler olarak yerleştirilmiştir.Bu ekopiramidal tahtın üzerinde ‘insan’ bulunur. İnsanın bütün eko sistemler üzerinde tasarruf kabiliyeti mevcuttur; oysa diğer canlıların türlerine has davranışları genellikle yaşamakta oldukları lokal ekosistem içinde belirli kalıplar ve sınırlar dışına çıkamaz. İnsanoğlunun biyolojik âlemde böyle müstesna bir yere sahip oluş keyfiyeti ‘Antropik Ekolojik Prensip’ in esasını teşkil eder. Bu prensip, “bütün canlılar bir yana, insan bir yana” veya “bitki olsun hayvan olsun, her canlı türü neticede, yeryüzünde insanın yaşamasına en uygun biyolojik şartları sağlayacak tarzda fonksiyon gören eko-üniteler olarak yaratılmıştır” şeklinde ifade edilebilir.[160]

    A – GALAKSİ-GÜNEŞ-DÜNYA-AY SİSTEMİNDEKİ YAŞAMI DESTEKLEYEN BAZI HASSAS AYARLARIN LİSTESİ [161]

    1. galaksi büyüklüğü

    eğer daha büyük olsaydı: gaz akması ve yıldızlar, güneşin yörüngesini bozardı ve çok fazla galaktik püskürmeyi ateşlerdi.
    eğer daha küçük olsaydı: yeterli bir zaman diliminde, yıldız oluşumunu sağlamaya yeterli olmayacak miktarda gaz galaksimize akardı.

    2. galaksi tipi

    eğer daha eliptik olsaydı: yaşam kimyası için yeterli ağır elementlerin oluşmasından önce, yıldız oluşumları dururdu.
    eğer daha düzensiz olsaydı: ışınıma maruz kalma çok şiddetli olacak ve yaşam kimyası için gerekli ağır elementler bulunmayacaktı.

    3. galaksinin yeri

    eğer zengin bir galaksi kümesine daha yakın olsaydı: galaksinin çekim gücü bozulacaktı.
    eğer büyük bir galaksiye/galaksilere daha yakın olsaydı: galaksinin çekim gücü bozulacaktı.

    4. süpernova püskürmeleri

    eğer daha yakın olsaydı: ışınım gezegendeki yaşamı yok ederdi.eğer daha uzak olsaydı: kayalık gezegenlerin oluşması için yeterince ağır element külü olmazdı.eğer daha sık olsaydı: şınım gezegendeki yaşamı yok ederdi.eğer daha seyrek olsaydı:kayalık gezegenlerin oluşması için yeterince ağır element külü olmazdı.

    eğer daha geç olsaydı: ışınım gezegendeki yaşamı yok ederdi.eğer daha erken olsaydı: kayalık gezegenlerin oluşması için yeterince ağır element külü olmazdı.

    5. beyaz cüce ikilileri,

    eğer daha az olsaydı: yaşam kimyasının işlemesi için yeterince flor üretilemezdi,eğer daha çok olsaydı:yıldız yoğunluğundan gezegen yörüngeleri bozulurdu; gezegendeki yaşam yok olurdu.

    eğer daha erken olsaydı: etkin flor üretimi için yeterince ağır element yapılmazdı.
    eğer daha geç olsaydı: proto-gezegendeki birleşimde flor daha geç yapılırdı.
    6. galaksi merkezinden ana yıldız uzaklığı eğer daha uzak olsaydı: kayalık gezegenlerin oluşması için yeterli miktarda ağır element olmazdı.eğer daha yakın olsaydı:galaktik ışınım çok büyük olurdu; yıldız yoğunluğu, gezegenlerin yörüngesini bozardı.

    7. ana yıldızın doğum tarihi,

    eğer daha yakın bir zamanda olsaydı: yıldız hala kararlı yanma fazına geçememiş olurdu; yıldız sistemi çok fazla ağır element içerirdi.eğer daha eski bir zamanda olsaydı: yıldız sistemi yeterince ağır element içermezdi.

    8. ana yıldızın kütlesi,

    eğer daha büyük olsaydı: yıldızın parlaklığı çok çabuk değişirdi; yıldız çok çabuk yanardı.
    eğer daha küçük olsaydı: yaşam için gezegen uzaklıkları kapsamı çok dar olurdu; gel git kuvvetleri, gezegenin dönme süresini bozardı; morötesi ışınımı, bitkilerin oksijen ve şeker yapması için yetersiz kalırdı.

    9. H+ üretimi

    eğer daha küçük olsaydı: gezegenin oluşması için gerekli basit moleküller ve yaşam kimyası oluşamazdı.eğer daha büyük olsaydı: gezegenler yaşam için yanlış zaman ve yerde oluşurdu.

    10. yüzey çekimi

    eğer daha güçlü olsaydı: gezegenin atmosferi çok fazla amonyak ve metan tutardı.
    eğer daha zayıf olsaydı: gezegenin atmosferi çok fazla su kaybederdi.

    11. ana yıldıza uzaklık

    eğer daha uzak olsaydı: kararlı bir su döngüsü için gezegen çok soğuk olurdu.
    eğer daha yakın olsaydı: kararlı bir su döngüsü için gezegen çok sıcak olurdu.

    12. yörüngenin eğimliliği

    eğer daha büyük olsaydı: gezegendeki sıcaklık farkları çok büyük olurdu.
    13. yörüngenin dışmerkezliliği eğer daha büyük olsaydı: mevsimsel sıcaklık farkları çok büyük olurdu.

    14. dönme süreci

    eğer daha uzun olsaydı: günlük sıcaklık değişimleri çok büyük olurdu.eğer daha kısa olsaydı: yaşam için gerekli yüzey sıcaklığı kapsamı sağlanamazdı.

    15. gezegenin yaşı,

    eğer daha genç olsaydı: gezegen çok çabuk dönerdi.eğer daha yaşlı olsaydı: gezegen çok yavaş dönerdi.

    16. manyetik alan,

    eğer daha güçlü olsaydı: elektromanyetik fırtınalar çok şiddetli olurdu.eğer daha zayıf olsaydı: ozon tabakası, yıldız ve güneş ışınımından yeterince korunamazdı.

    17. yerkabuğu kalınlığı

    eğer daha kalın olsaydı: atmosferden yerkabuğuna çok fazla oksijen transfer edilirdi.eğer daha ince olsaydı: volkanik ve tektonik aktivite çok büyük olurdu.

    18. yansıtılan ışığın yüzeye çarpan toplam ışığa oranıeğer daha büyük olsaydı: buzullaşma etkisi artardı.eğer daha küçük olsaydı: sera etkisi artardı.

    19. göktaşı ve kuyrukluyıldız çarpışma oranı eğer daha büyük olsaydı: birçok tür var olmazdı.eğer daha küçük olsaydı: yerkabuğu yaşam için gerekli olan maddelerden yoksun kalırdı.

    20. dünyanın ilk haliyle çarpışan kitlenin zamanlaması eğer daha erken olsaydı: dünyanın atmosferi çok kalın olurdu; ay çok küçük olurdu.eğer daha geç olsaydı: gelişmiş yaşam çağı için güneş çok parlak olurdu.

    21.atmosferdeki nitrojen oksijen oranıeğer daha büyük olsaydı: gelişmiş yaşamfonksiyonları çok çabuk ilerlerdi.eğer daha küçük olsaydı: gelişmiş yaşam fonksiyonları çok yavaş ilerlerdi.

    22. atmosferdeki karbondioksit düzeyi eğer daha büyük olsaydı: sera etkisi artardı.eğer daha küçük olsaydı: bitkiler etkili şekilde fotosentez yapamazdı.

    23. atmosferdeki su buharı düzeyi,eğer daha büyük olsaydı: sera etkisi artardı.eğer daha küçük olsaydı: karadaki yaşam için yeterli miktarda yağmur yağmazdı.

    24. atmosferdeki ozon düzeyi eğer daha büyük olsaydı: yüzey sıcaklıkları çok düşük olurdu.
    eğer daha küçük olsaydı: yüzey sıcaklıkları çok yüksek olurdu; yüzeyde çok fazla morötesi ışınım olurdu.

    25. atmosferdeki oksijen miktarı eğer daha büyük olsaydı: bitkiler ve hidrokarbonlar kolayca yanardı.eğer daha küçük olsaydı: gelişmiş hayvanlar, çok az soluyabilirdi.

    26. sismik aktivite eğer daha büyük olsaydı: bir çok yaşam biçimi yok olurdu.eğer daha küçük olsaydı: nehirlerin sürüklediği, okyanus tabanındaki zengin besinler,tektonik hareketlerle tekrar karalara geri dönüştürülemezdi; karbonatlardan yeterince karbondioksit bırakılamazdı.

    27. volkanik aktivite eğer daha düşük olsaydı: atmosfere dönen su buharı ve karbondioksit miktarı yetersiz kalırdı; yaşam için gerekli toprak mineralizasyonu çok düşük kalırdı.eğer daha yüksek olsaydı: en azından gelişmiş yaşam tahrip olurdu.

    28. buzul çağlarının sıklığı ve kapsamı eğer daha küçük olsaydı: çeşitli ve gelişmiş yaşam formları için yeterli verimlilikte, genişlikte ve iyi sulanan vadiler oluşamazdı; çeşitli ve gelişmiş yaşam formları için yeterli mineral konsantrasyon olmazdı.eğer daha büyük olsaydı: gezegen kaçınılmaz olarak tamamen donardı.

    29. toprak mineralizasyonu eğer besin açısından daha fakir olsaydı: yaşam biçimlerinin çeşitliliği ve karmaşıklığı sınırlanırdı.eğer besin açısından daha zengin olsaydı: yaşam biçimlerinin çeşitliliği ve karmaşıklığı sınırlanırdı.

    30.Jüpiter’in uzaklığı eğer daha büyük olsaydı: dünyaya çok sayıda göktaşı kuyrukluyıldız çarpardı.eğer daha küçük olsaydı: dünyanın yörüngesi kararsız hale gelirdi.

    31. Jüpiter’in kütlesieğer daha büyük olsaydı: dünyanın yörüngesi kararsız hale gelirdi.
    eğer daha küçük olsaydı: dünyaya çok sayıda göktaşı ve kuyrukluyıldız çarpardı.

    32. atmosfer basıncı eğer daha küçük olsaydı: sıvı haldeki su çok çabuk buharlaşır, nadiren yoğunlaşırdı.eğer daha büyük olsaydı: sıvı haldeki su, karadaki yaşam için gerekli olduğu gibi kolayca buharlaşmaz; yeryüzüne yeterince güneş ışığı gelemez;yeryüzüne yetersiz miktarda morötesi ışınım gelirdi.

    33. atmosfer şeffaflığı eğer daha küçük olsaydı: güneş ışınımının yetersiz kapsamdaki dalga boyları gezegen yüzeyine ulaşırdı.eğer daha büyük olsaydı: güneş ışınımının çok geniş kapsamdaki dalga boyları gezegen yüzeyine ulaşırdı.

    34.atmosferdeki klor miktarı eğer daha küçük olsaydı: erozyon oranları, nehirlerin, göllerin, toprağın asitlilik oranları ve bazı metabolik oranlar, çoğu yaşam formu için yetersiz kalırdı.
    eğer daha büyük olsaydı: erozyon oranları, nehirlerin, göllerin, toprağın asitlilik oranları ve bazı metabolik oranlar, çoğu yaşam formu için yükselirdi.

    35. okyanuslardaki ve topraktaki demir miktarı,eğer daha küçük olsaydı: gelişmiş yaşamı destekleyecek, yaşam çeşitliliği ve miktarı çok sınırlanır; eğer çok küçükse hiçbir yaşam mümkün olamazdı.eğer daha büyük olsaydı: en azından gelişmiş yaşamda demir zehirlenmesi kaçınılmaz olurdu.

    36. troposfer ozon miktarı eğer daha küçük olsaydı: biyokimyasal dumanlar yeterince temizlenemezdi. eğer daha büyük olsaydı: gelişmiş hayvanlarda soluma zorluğu görülür, ürün hasatları düşer ve ozona duyarlı türlerin yok olmasıyla sonuçlanırdı.

    37. stratosfer ozon miktarı eğer daha küçük olsaydı: gezegenin yüzeyine, cilt kanserlerine ve bitki yetişme miktarında azalmaya yol açacak çok miktarda morötesi ışınım gelirdi.eğer daha büyük olsaydı: gezegenin yüzeyine çok az morötesi ışınım ulaşabilir, bitki yetişme miktarında azalmaya yol açar ve hayvanlar için yetersiz vitamin üretimi görülürdü.

    38. mezosfer ozon miktarı eğer daha küçük olsaydı: mezosfer gazlarının sirkülasyonu ve kimyası bozulur, atmosferin alt tabakalarındaki yaşam için gerekli gazların izafi bolluğu da tahrip olurdu.eğer daha büyük olsaydı: mezosfer gazlarının sirkülasyonu ve kimyası bozulur, atmosferin alt tabakalarındaki yaşam için gerekli gazların izafi bolluğu da tahrip olurdu.

    39. orman ve çalı yangınlarının miktarı ve kapsamı eğer daha küçük olsaydı: toprakta yetişmeyi engelleyici maddeler birikir; toprağın nitratlaşması yetersiz olur; toprağın yeterli miktarda su geçirmesi ve bazı zararlıların absorbe edilmesi için gerekli odunkömürü üretimi yetersiz olurdu.eğer daha büyük olsaydı: çok fazla bitki ve yaşam biçimi yok olurdu.

    40. toprak kükürtünün miktarı eğer daha küçük olsaydı: bitkiler bazı proteinlerden yoksun kalır ve ölürlerdi.eğer daha büyük olsaydı: bitkiler kükürt toksinlerinden zehirlenip ölürler; suyun ve toprağın asitliliği yaşam için çok fazla olurdu; nitrojen döngüleri bozulurdu.

    B.- EVRENDEKİ DİĞER HASSAS AYARLARIN LİSTESİ [162]

    1. güçlü nükleer kuvvet sabiti eğer daha büyük olsaydı: hidrojen olmazdı; yaşam için önemli olan çekirdek istikrarsız olurdu.eğer daha küçük olsaydı: hidrojenden başka element olmazdı.

    2. zayıf nükleer kuvvet sabiti eğer daha büyük olsaydı: Big Bang’de çok fazla hidrojen helyuma çevrilirdi, bundan dolayı yıldızların yanmasıyla, çok fazla ağır element malzemesi ortaya çıkardı; yıldızlardan ağır elementler yayılmazdı.eğer daha küçük olsaydı: Big Bang’de çok az hidrojen helyuma çevrilirdi, bundan dolayı yıldızların yanmasıyla, çok az ağır element malzemesi ortaya çıkardı; yıldızlardan ağır elementler yayılmazdı.

    3. çekim kuvveti sabiti eğer daha büyük olsaydı: yıldızlar çok sıcak olur, yıldızlar çok çabuk ve düzensizce yanarlardı.eğer daha küçük olsaydı: yıldızlar nükleer füzyon ateşleyemeyecek kadar soğuk kalırlardı, bundan dolayı ağır element üretimi olmazdı.

    4.elektromanyetik kuvvet sabiti eğer daha büyük olsaydı: yetersiz kimyasal bağlar olurdu; boron elementinden daha büyük olan elementler bölünme için çok istikrarsız olurlardı.
    eğer daha küçük olsaydı: yetersiz kimyasal bağlar olurdu; karbon veya oksijen yetersiz miktarlarda olurdu.

    5.elektromanyetik kuvvet sabitinin çekim kuvveti sabitine oranı eğer daha büyük olsaydı: 1,4 güneş kütlesinden daha küçük yıldızlar olmazdı, bundan dolayı yıldızların ömrü kısa olur ve parlaklıkları düzensiz olurdu.eğer daha küçük olsaydı: 0,8 güneş kütlesinden daha büyük yıldızlar olmazdı, bundan dolayı ağır element üretimi olmazdı.

    6. elektron kütlesinin proton kütlesine oranı eğer daha büyük olsaydı: yetersiz kimyasal bağlar olurdu.eğer daha küçük olsaydı: yetersiz kimyasal bağlar olurdu.

    7. proton sayısının elektron sayısına oranı eğer daha büyük olsaydı: elektromanyetizma, çekim gücüne hakim olur, galaksi yıldız ve gezegen oluşumlarını engellerdi.eğer daha küçük olsaydı:elektromanyetizma çekim gücüne hakim olur, galaksi yıldız ve gezegen oluşumlarını engellerdi.

    8.evrenin genleşme oranı eğer daha büyük olsaydı: galaksi oluşumu olmazdı.eğer daha küçük olsaydı: yıldız oluşumlarından önce evren çökerdi.

    9.evrenin dağınım-entropi seviyesi eğer daha küçük olsaydı: galaksi oluşumları olmazdı.
    eğer daha büyük olsaydı: galaksiler içerisinde yıldız yoğunlaşmaları olmazdı.

    10.evrenin ağır tanecik-baryon ve nükleon yoğunluğu eğer daha büyük olsaydı:Big Bang’de çok fazla döteryum açığa çıkar, bundan dolayı yıldızlar çok çabuk yanardı.eğer daha küçük olsaydı: Big Bang’de ortaya çıkan helyum yetersiz kalır, bundan dolayı çok az ağır element oluşurdu
    .
    11.ışık hızı eğer daha hızlı olsaydı: yıldızlar çok parlak olurdu.eğer daha yavaş olsaydı: yıldızlar yeterince parlak olmazdı.

    12.evrenin yaşı eğer daha yaşlı olsaydı: kararlı bir yanma halinde güneş tipli yıldızlar, galaksilerin doğru yerlerinde olmazdı.eğer daha genç olsaydı: kararlı bir yanma halinde güneş tipli yıldızlar oluşmazdı.

    13. galaksiler arasındaki ortalama uzaklık eğer daha büyük olsaydı:yeterli bir zaman diliminde, yıldız oluşumunu sağlamaya yeterli olmayacak miktarda gaz galaksimize akardı.
    eğer daha küçük olsaydı: güneşin yörüngesi kökten alt üst olurdu.

    14. protonun azalma oranı eğer daha büyük olsaydı: ışınımın serbest kalmasından yaşam yok olurdu.eğer daha küçük olsaydı: evrende yaşam için gerekli maddeler yetersiz kalırdı.

    15. 12 karbon (12C)’ dan 16 oksijen (16O)’ e enerji düzeyi oranı eğer daha büyük olsaydı: yetersiz oksijen olurdu.eğer daha küçük olsaydı: yetersiz karbon olurdu.
    .
    16.4 helyum (4He) enerji düzeyi eğer daha büyük olsaydı:yetersiz karbon ve oksijen olurdu.
    eğer daha küçük olsaydı: yetersiz karbon ve oksijen olurdu.

    17. nötronun protona göre kütle fazlası eğer daha büyük olsaydı: nötron azalımı, yaşam için gerekli olan ağır elementlerin oluşması için çok az nötron bırakacaktı.eğer daha küçük olsaydı: nötron azalımı, yaşam için gerekli olan ağır elementlerin oluşması için çok az nötron bırakacaktı.
    .
    18. nükleonların anti-nükleonlara göre fazlası eğer daha büyük olsaydı: gezegenlerin oluşumu için çok fazla ışınım olurdu.eğer daha küçük olsaydı: galaksilerin ve yıldızların oluşması için gerekli yeterince madde olmazdı.

    19.su molekülünün polaritesi eğer daha büyük olsaydı: füzyon ısısı ve buharlaşma, yaşamın varlığı için çok büyük olurdu.eğer daha küçük olsaydı: füzyon ısısı ve buharlaşma, yaşamın varlığı için çok küçük olurdu; yaşam kimyasının işlemesi için gerekli olan su kalitesiz olurdu; buz yüzmezdi, kaçarak donardı.

    20 süpernova püskürmeleri eğer daha yakın olsaydı: ışınım gezegendeki yaşamı yok ederdi.eğer daha uzak olsaydı: kayalık gezegenlerin oluşması için yeterince ağır element külü olmazdı.eğer daha sık olsaydı: ışınım gezegendeki yaşamı yok ederdi.eğer daha seyrek olsaydı: kayalık gezegenlerin oluşması için yeterince ağır element külü olmazdı.eğer daha geç olsaydı: ışınım gezegendeki yaşamı yok ederdi.eğer daha erken olsaydı: kayalık gezegenlerin oluşması için yeterince ağır element külü olmazdı.

    21.egzotik maddenin sıradan maddeye oranı eğer daha küçük olsaydı:galaksiler oluşmazdı.
    eğer daha büyük olsaydı: güneş tipi yıldızlar oluşmadan evren çökerdi.

    22. galaksi kümeleri eğer daha yoğun olsaydı: galaksi çarpışmaları ve birleşmeleri, yıldız ve gezegen yörüngelerini bozardı; çok fazla ışınım olurdu.eğer daha gevşek olsaydı: yeterli bir zaman diliminde, yıldız oluşumunu sağlamaya yeterli olmayacak miktarda gaz galaksilere akardı.

    23.erken evrende etkili olan ölçüler eğer daha küçük olsaydı: kuantum mekaniği,çekim gücü ve izafiyet birlikte var olmazdı ve yaşam mümkün olmazdı.eğer daha büyük olsaydı: kuantum mekaniği, çekim gücü ve izafiyet birlikte var olmazdı ve yaşam mümkün olmazdı.

    24. şimdiki uzayda etkili olan ölçüler eğer daha küçük olsaydı: elektron,gezegen ve yıldız yörüngeleri kararsız olurdu.eğer daha büyük olsaydı: elektron,gezegen ve yıldız yörüngeleri kararsız olurdu.

    25.neutrino kütlesi eğer daha küçük olsaydı: galaksi kümeleri, galaksiler ve yıldızlar oluşmazdı.eğer daha büyük olsaydı: galaksi kümeleri ve galaksiler çok yoğun olurdu.

    26. Big Bang dalgacıkları eğer daha küçük olsaydı: galaksiler oluşmazdı; evren çok çabuk genişlerdi.eğer daha büyük olsaydı: galaksi kümeleri ve galaksiler çok yoğun olurdu; kara delikler hüküm sürer; evren çok çabuk çökerdi.

    27. toplam kütle yoğunluğu eğer daha küçük olsaydı: güneş tipi yıldızlar oluşmadan evren çok çabuk genişlerdi.eğer daha büyük olsaydı: kararsız yörüngelere ve çok fazla ışınıma yol açacak şekilde evren çok yavaş genişlerdi.

    28. uzay enerji yoğunluğu eğer daha küçük olsaydı: kararsız yörüngelere ve çok fazla ışınıma yol açacak şekilde evren çok yavaş genişlerdi.eğer daha büyük olsaydı: güneş tipi yıldızlar oluşmadan evren çok çabuk genişlerdi.

    29.izafi genişleme faktörünün boyu eğer daha küçük olsaydı: yaşam için önemli kimyasal fonksiyonlar tam anlamıyla gerçekleşemezdi.eğer daha büyük olsaydı: yaşam için önemli kimyasal fonksiyonlar tam anlamıyla gerçekleşemezdi.

    30.Heisenberg Belirsizlik Prensibi’ndeki belirsizliğin büyüklüğü eğer daha küçük olsaydı: vücut hücrelerine oksijen taşınması çok yavaş olurdu; yaşam için önemli elementler kararsızlaşırdı; yaşam için önemli kimyasal fonksiyonlar tam anlamıyla gerçekleşemezdi.
    eğer daha büyük olsaydı: yaşam için önemli elementler kararsızlaşırdı; yaşam için önemli kimyasal fonksiyonlar tam anlamıyla gerçekleşemezdi……..İşte Bütün bunları bir tesadüfe, raslantı sonucuna veya kör bir tabiate bağlamak,akıl,mantık ve bilimle bağdaştırılamaz..!!!
    Özetle,ateistlerin durumu şu örnekteki adamın durumuna benziyor.
    ..
    Bir adam dev bir tesisi,fabrikayı geziyor.İşleyen bu fabrikanın çarklarını görünce bakınız bu çarklar nasıl kendi kendine çalışıp dönüyor.? demekten kendini alamıyor.Halbuki bu adam söz konusu bu mükemmel farikayı bu sistemde kuran teknik mühendisleri ile fabrikanin düğmesini basıp çalıştıran elemanı görmezden geliyor,yani her şeyi fabrikanın işleyen çarkına bağlıyor,böylece söz konusu fabrikayı ve çarklarını işleyecek durumda kuran ve dizayn eden teknik elemanları yok sayıyor.!!!

    İşte ateistler de bunun gibi çarkları işleyen kainat gibi dev bir tesisin (tabir caiz ise ) teknik mühendisi olan madde üstü bir akıl,zeka,bilinç ve irade sahibi YARATICIYI ( ALLAH’I ) GÖRMEZDEN GELİYORLAR.!!

    Özetle,kainat ve ondaki hessas dengenin üstün bir akıl,zeka,kudret ve irade sahibi madde üstü yüce bir YARATICININ varlığını zorunlu kılmaktadır…!!!!

    Saygılarımla.

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: